15 06 2007

Yeryüzü diye bir dergi/ Arif DAMAR

Yeryüzü diye bir dergi/ Arif DAMAR
Kategori: Inceleme

Dergi 15.02.2004

Yeryüzü diye bir dergi

Abidin Dino, Enver Gökçe, Orhan Peker, Sait Faik, Şaban Ormanlar, A. Kadir, Şükran Kurdakul, Ahmet Arif, İlhan Berktay ve Yaşar Kemal... Onlar, 1951 Eylülü'nden 1952 Martı'na kadar yayımlanan Yeryüzü adlı dergiye emek vermişlerdi. Şair Arif Damar, o yıllarda faaliyeti yasak olan Türkiye Komünist Partisi öncülüğünde çıkan bu ilginç kültür dergisinin öyküsünü yazdı.

Arif Damar

Bugüne kadar TKP ile ilgili hiçbir yazı yazmadım. Aslında anılarımı da yazmadım. Çok kimsenin, en yakınlarımın bile ısrarına karşın anılarımı yazmamakta direndim. Oysa önümüzdeki yıl seksen yaşında olacağım. Yaşantım önemsiz ve sıradan da değildir. On beş-on altı yaşımdan beri edebiyat ve devrimci çevrelerin içinde bulundum. Pekiyi niçin yazmadım? Bir kere yakın yıllara kadar TKP'den söz etmek yasaktı. Yasalarımızdan 141 ve 142. maddelerin kalkmasından sonra bile böyle bir özgürlüğü yaşayamıyorduk. Ayrıca anılarını yazanlar nesnel davranmıyorlar, kendilerini öne çıkarmıyor hatta doğruluktan uzaklaşıyor, geçmişlerini canlarının istediği şekilde kuruyor, düpedüz uydurma hikâyeler anlatıyor, kendilerini eleştirenleri de karalamaya çalışıyorlardı. Bir örnek vermek gerekirse Vedat Türkali (Yzb. Abdülkadir Demirkan) "Komünist" adlı kitabında TKP'nin en önde gelen, en yiğit militanı Şevki Akşit'ten "Cezai ehliyyeti yoktu" diye söz ediyor. Tam iki yıl Sansaryan Han'daki siyasi poliste hücrede, işkencede tutulmasına karşın Akşit'in ağzından tek sözcüklük bir "itiraf" alamamışlardı. Ekim 1951'de başlayan tevkifatla birlikte Sansaryan Han "Muvakkat hapishane" yani geçici cezaevi yapıldı, DP Bakanlar Kurulu kararıyla. O davanın "esbabı mucibeli hüküm" yani gerekçeli kararı BDS Yayınları'nca yayımlandı. İsteyen kitapçılardan alıp okuyabilir. Mihri Belli'nin veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, "Çözülen çözülmeyeni bağışlamaz" düşüncesiyle hareket edenler var.

KURDAKUL'UN YAZDIKLARI

Şükran Kurdakul "Cezaevinden Babıâli'ye Babıâli'den TİP'e" adıyla anılarını bir kitapta topladı. (Kasım 2003, Evrensel Basım Yayın). Bu kitapla ilgili olarak Cumhuriyet Kitap'ta Öner Yağcı; yine Cumhuriyet gazetesinde Deniz Kavukçuoğlu birer; Attilâ İlhan da iki yazı yazdı. Bu yazılarda "Yeryüzü" dergisinden de söz edildi. (Şükran Kurdakul, 15 Eylül 1951-15 Mart 1952 döneminde yayımlanan derginin adını benim verdiğimden de söz ediyor.)

Yukarıda söylediğim gibi anı yazmaktan hep kaçınan ben kendimi tutamadım ve okuduğunuz bu yazıyı yazdım, "gerçek saygısı" ve Arif Barikat'ın haksızlığa uğramasına gönlüm razı olmadı. Öner Yağcı benim Yeryüzü dergisindeki işlevimi- Şükran'ın söylediklerine bile boş verip- tamamen siliyor. Deniz Kavukçuoğlu'nunsa Şükran'ın kitabını bile okumadan o yazıyı yazdığını düşünüyorum. Vedat Türkali'nin "Cezai ehliyyeti yoktu" dediği Şevki Akşit'in 1951-52 TKP davasından yedi yıl ağır hapis (beş senesini kesintisiz yattı), iki yıl da Gümüşhane'de sürgünde geçirdiğini belirtmek isterim.

Ekim 1951'de başlayan bu tevkifattan altı ay önce Nisan 1951'de Şevki Akşit'le birlikte gözaltına alındığımızı Akşit'in üç gün falaka işkencesi gördüğünü ve direnciyle tevkifatı önlediğini başka bir yazıda anlatırım. Kavukçuoğlu, dergiyi, Ahmed Arif'in Şükran'la birlikte çıkardıklarını söylüyor. Ahmed Arif o yıllarda da Ankara'da yaşıyordu. Kendisini 1948'de Türkiye Gençler Derneği'ne üye olması üzerine tanıdık TKP'li Faruk Ural'ın referansından ötürü aramıza aldık. Ahmed'in ilk kitabında yer alan ilk devrimci şiiri "Karanfil Sokağı"nı Yeryüzü'nün birinci sayısında yayımladık. Bu bir ayrıntı.

BİR TKP YAYINI

Evet gerek İddianame'de gerekse Gerekçeli Karar'da adı geçen Yeryüzü dergisi bir TKP yayınıdır. Ve de ben o dergide bu amaçla yani derginin TKP görüşüne uygun olması için bulunuyordum.

Derginin adı bile konmadan önce Abidin Dino'ya bu konuyu görüşmek için evine gittim. Abidin Bey'in yabancısı değildim. Ben 1944 başı 1947 sonuna kadar Ankara'da bulundum. İşte Ant dergisini de 1945'te Sefer'in yanında Enver Gökçe, İlhan Başgöz birlikte çıkardık. Abidin Bey 1943 sıkıyönetiminin sürgünü olarak Adana'ya gittikten bir iki yıl sonra şair Suphi Taşhan (Ne yazık unutuldu) gibi sürgünlüğünü Ankara'da geçiriyordu. Sık sık evine giderdim, beni yemeğe alıkoyardı. Şiirlerimi de sever, beğenir beni yüreklendirirdi. Dediğim gibi önce o yıllarda ben, 1951 tevkifatına kadar Arif Barikat'tım. Cezaevinden 1953 sonunda çıkınca eski dostum (1946) Yaşar Kemal anlattı. 1. Şube Müdürü Ahmet Topaloğlu yazılarından tanıdığı Yaşar'ı gözaltına alındığım (5 Aralık 1951) günlerde çağırıyor ve Arif Damar'ı tanır mısın diye soruyor. Yaşar "tanımam" diye yanıtlıyor. Pekiyi diyor Topaloğlu, Arif Barikat'ı tanır mısın? Yaşar Kemal tabii tanırım diyor. Topaloğlu akıl erdiremiyor. Nasıl olur falan dediyse de Yaşar ısrar ediyor. Ahmet Bey'in öğrenmek istediği benim Damar Arıkoğlu ile bir akrabalığım var mı yok mu? Damar Arıkoğlu Kurtuluş Savaşı'nda Atatürk'ü desteklemiş, savaşa katılmış sonra da uzun yıllar mebus olmuş saygın bir kişi. Eğer ben Arıkoğlu'nun yakını olursam bana bunu göz önünde tutarak davranacak. Değilsem o zaman!.. Tabii ki değildim. Gelibolu'luyum ben. İşte öyle.

ABİDİN DİNO "YÖN"Ü ÖNERDİ

Abidin Bey beni her zamanki gibi güleryüzle karşıladı. Güzin Hanım da evde idi. Dergi konusunu açtım. Biraz konuştuk. Sordu bana:

-Şevki Akşit'in haberi var mı?

Yani TKP'nin demek istiyor. Olumlu yanıtım üzerine destekleyeceğini söyledi. Birkaç yıl önce Nuh'un Gemisi dergisi çıkarken Akşit'le birlikte çalışmışlar. Ben bu dergiyi göremedim. Çünkü üç yıl süren askerlik döneminde yayımlanmış. Abidin Bey'le derginin ismi üstüne de konuştuk. Bugün gibi anımsıyorum "Yön" ve "Yeni Yön" adlarını önerdi. Ama ben Yeryüzü deyince Şükran kabul etti. Bu konuda anlaştık. Derginin adını Abidin Bey'e yazdırmayı düşünüyordum. Rahmetli dostum Orhan Peker "Ben yazayım beğenmezseniz Dino'ya yazdırırsınız" dedi. Yazdı ve beğendik. Yeryüzü dergilerinin tamamını sevgili kardeşim ölümsüz Memet Fuat'tan rica rica ettim. Fotokopisini çıkartıp verdi bana. Bu yazıyı yazarken "kim ne yazmış?" anımsamamı sağlıyor bir yönden. Bağlı bulunduğum Kemal Dayan (Ş. Kurdakul'un İzmir'den arkadaşı) Şükran'ın bir dergi tasarısı olduğunu, onunla işbirliği yapmamı söyleyince, bir şekilde Şükran'la iletişime geçtim.

NASIL BİR DERGİ OLACAKTI?

Gelelim en önemli konuya. Yeryüzü nasıl bir dergi olacaktı? Kimler yazacaktı?

Şükran: "İzmirli arkadaşlarımın pek çoğu İstanbul'daydılar. Kimi tıp, hukuk ve iktisat fakültelerinde okuyorlardı. Kimileri Yüksek Tahsil Gençlik Derneği üyesiydi... Aralarında daha önce sözünü ettiğim 'Fikirler' dergisini yönetenler vardı. Elim biraz ekmek tutmuştu. Onlarla karşılaşınca dergiyi 'Yeni Fikirler' adıyla yayımlamayı önerdim. Bu tür dergilerin işlevine inanmadıkları için itibar görmedi önerim," diyor. İtibar göstermeyen bendim. Şükran bir sürü şair, yazar önerdi. Önerdiklerinin tümünü yadsıdım, reddettim.

Şükran: "Pekiy kim yazacak?" diye sordu.

Ben, "Biz yazacağız" diye yanıtladım. Biz derken A. Kadir, Ahmed Arif, Niyazi Akıncıoğlu, Sabri Altınel'i düşünüyordum. Birinci sayıda A.Kadir'in Paul Eluard'dan çevirdiği "Asıl Adalet", Şükran'ın "Diyorum", Ahmed Arif'in "Karanfil Sokağı", Sabri Altınel'in "Yollar ve İsmailgil" ve benim "Cesaret İster" şiirlerini yayımladık. Zeki Baştımar'ın "Yeni Üzerine" adlı başyazısı Yeryüzü diye yayımlandı. Düzyazı olarak da Memet Fuat'ın "Şekil Araştırmaları Üzerine Notlar"ını... (A.Kadir getirmişti) Orhan Kemal'den aldığım "Şahaser" adlı kısa hikâye, Metin Özek'in Nihat Buruşuk müstearıyla "Halk Musikisine Doğru" yazıları ve bir de Mehmet Abidin Özkan'ın "Sanata Dair" yazısı ile kimin çevirisi olduğunu anımsayamadığım "Orozco" üzerine bir yazı... Abidin Özkan partili değildi. Fakat hiçbir uyumsuzluk göstermedi.

ILGAZ VE İYEM

Sevinç Özgüner'in (Tanık) kız kardeşi Narinç'le birlikte Tozkoparan Caddesi'nde yürürken ikinci sayıdan sonra şiirlerini yayımladığımız Rıfat Ilgaz ve şiirleri resimleyen Nuri İyem'e rastladık. İkisi birden böyle bir dergi çıktığını niçin kendilerine haber vermediğimi sordular. Onların TKP'nin organı olacak bir dergiyi destekleyeceklerini düşünmediğimi söyleyince, yok canım biz de varız dediler. Ve de oldular.

Şükran Kurdakul'la bir biçimde anlaştıktan sonra ilk olarak A. Kadir'le Küllük'te buluştuk. Konuyu açtık. Kadir: "Yahu Nâzım ne der!.." dedi. (Nâzım henüz Türkiye'deydi.). Ben o sırada Piraye Hanım'ı bıraktığı için kendisine kızgın ve dargındım. Herkes Kadir, Kemal Tahir, Kemal Dayan (Ustadan Dernekleri için bir "Gençlik Marşı istemiş ve almıştı.) kimler kimler gitmişti. Büyük bir fotoğraf başucumda durmasına karşın ben gitmedim Münevver'li evine.

A. Kadir'le ikinci buluşmamıza Kadir gelmedi. Sonra buluştuk. Nedenini sorunca "Yahu Nâzım kaçmıştı!.." dedi. Sevgili A.Kadir, Nâzım'ı taparcasına sevmiş, bağlanmıştı. Işıklar içinde uyusun. 2. sayıda Rıfat Ilgaz'ın, Şükran'ın ve benim yine eski bir şiirim var. Üçüncü sayıyı çıkarmadan önce Parti'den Dr. Hulusi Dosdoğru'ya gitmem istendi. Ortaköy'deki evine gittim. Odada eşi de vardı. Ben susuyordum. Dr. Hulusi konuşmamı ve beni Parti adına çağırdığını söyledi. Ben eşine bakınca, ne demek istediğimi anladı. Eşinin yanında olmasının bir sakıncası olmadığını, konuşabileceğimizi söyledi. Pekiyi ya ben polis sorgusunda çözülseydim belki partili bile olmayan ya da olan eşini de tutuklatacaktım. Aslında çıkıp gitmek en doğrusuydu. Yapamadım. O gün kendisiyle dergi için "Anket" sorularını hazırladık. Bana bir de öyküsünü verdi. Ali Devrekli adıyla "Kozcağızlı Deli Bekir"i dördüncü sayıda yayımladık.

SAİT FAİK'TEN ANKET

Üçüncü sayıda Sait Faik anket sorularını yanıtladı. Bunu Sevgili Metin Özek'e borçluyuz. Sait Faik'in yanıtları o kadar hümanist, o kadar toplumsal ve sanatçı sorumluluğunu açıklıyordu ki... Sait Faik, Metin'e yazdım ama vermeyeceğim demiş. Metin ne yaptıysa yapmış almış. On yıllarca Sait'in bu düşünceleri okurlardan gizlendi.

BİR ENVER GÖKÇE YAZISI...

Üçüncü sayıda benim yeni ve "Dayanılmaz" adlı uzun şiirim yayımlandı. O yıllar çok sevilmiş, beğenilmişti. Bir barış şiiri. Barış için savaşmayı öneren bir şiir. "Sanat ve Sanatçı" yazısı Enver Gökçe'nindir.

Dördüncü sayı benim Kumkapı'da Vecdi Özgüner'le birlikte kaldığımız odamda Şaban Ormanlar, İlhan Berktay (İkisi de yaşıyor) Şükran'sız hazırlandı. Ben basımını göremedim. Gerçi tarihi 1 Aralık 1951 yazıyorsa da ben 5 Aralık 1951'de Sevinç Tanık, Nuran Bozer, Vecdi Özgüner, İlhan Berktay hep birlikte Erem Esen (Melike Erem Roman) kaçırılmasıyla ilgili olarak tutuklandık. l


Arif Damar

08:30 - 6/2/2006

86
0
0
Yorum Yaz