08 04 2008

YAYINCILIK EMEK İŞİDİR

YAYINCILIK EMEK İŞİDİR

Kadir İncesu

 

1993 yılında babanız Rıfat Ilgaz ile birlikte Çınar Yayınları’nı kurarak yayıncılığa başladınız.

Bir süre Yayıncılar Birliği’nde de görev aldınız.

Geçen 25 yılda yayıncılığımızda neler oldu?

 

Cağaloğlu piyasasına girdiğimde yılların birikimine sahip birçok yayınevi vardı. Bizler de yeniş olduğumuz için onlar gibi olmak istedik. Süreç içersinde birçok aşamadan geçtik. Kitap dağıtımcılarının, kitap satan işletmelerin işe salt ‘kâr’ gözüyle bakmaları, vadelerin uzatılması piyasaya güvensizlik getirdi. Bu arada büyük yayınevleri kuruldu. Bunlar mantar gibi çıkıp, kalıcı olamamaları piyasada tekrar sorunlar çıkardı. Yayımlanan kitaplarının yazarlarının ortada kalması gibi… Bu arada Kelepir olayı oldu. Satılmayan kitapların ikinci el piyasası… Bir çok yazarın kitabı Kelepir’e düştü. Birçok dağıtımcı ve kitabevi, daha çok kâr etmek için, Kelepir’den ucuza aldıkları tanınmış yazarların kitaplarını satmaya başladılar. Satılmadıkları için Kelepir’e düşen kitaplar normal piyasaya çıktı. Kimi yerlerde çok ucuza, kimi yerlerde ise yüksek fiyatlarla satılmaya başladı. Bu da korsan kitapçılığın gelişmesine neden oldu. Sektöre girdiğim 25 yıllık süreçte yayıncılar da, yazarlar da, yayımlanan kitap sayısı da çoğaldı. Ama kalite açısından çok da büyük bir gelişme olmadı. Daha ucuza kitap üretmek için Türkçesi düzgün olmayan çeviriler, sağdan soldan toplama sözüm ona gazete yazıları, hatta hiç tanınmayan isimlerin kitapları çok satanlar listelerine girmeye başladı. Görsel dünyanın da geliştiği bu dönemde birçok yayınevi kalıcılığını kaybetti ve battılar. Bunlarda piyasayı çok etkiledi. Şimdi başa döndük galiba…

Ayakta kalabilen yayınevleri kurtuluşu kaliteli kitap yayımlamakta buldular. “Ucuz olursa çok kitap satılır.” dediler. Ucuz olmasına rağmen satışlar istenilen düzeyde olmadı yine de… Biz eski tabirle “Seka’ya düştü” deriz. Hurda kağıt fiyatına kadar düştü. Bir tarafta kaliteli kitap basmış olanlar sendeledi. Bazı dağıtım şirketleri büyük kârlar beklerken battı. Bu kargaşa sonunda 80 öncesine doğru bir gidiş var. Yayınevi sayısı azalıyor, ama yine de kaliteli kitaplar okurunu buluyor.

 

Sözünü ettiğiniz ortamdan çıkış yolu nedir?

 

 

Son zamanlarda bazı yayınevleri okuru etkilemek amacıyla kitapların üzerine, büyük rakamlarla baskı adedini yazıyorlar. Ve Çok Satanlar Listeleri… Top On diye bir deyim var, yarı Türkçe yarı İngilizce… Top On listesine giren kitaplar “bunlar en çok okunan ilk on kitap” diye lanse ediliyor. Bunların nasıl oluşturulduğuna dair şüphelerim var. Almanya’da 22 bin kitabevinin online bağlı olduğu sisteme giden satış rakamlarına göre oluşturuluyor listeler… Ayrıca mevcut listelerde edebiyat içi ve edebiyat dışı diye bir tabir var. En çok etkileme amacıyla hazırlanmış. Top On listesi belli verilere göre hazırlanmış değil. Tarafkâr hazırlanmış. Listeyi yapanların ne amaçla yapıldığını biliyoruz. Bir de bizim bir deyimimiz var; tapon diye… Listelerdeki kitaplar gerçekten Top On mu, yoksa tapon mu? Bu kitaplar çok sattığı için mi listelere giriyor, yoksa birileri istediği için mi? Belli değil. Başka ülkelerde haksız rekabet diye bir şey var. Haksız rekabete giren listeler bence hukuksal açıdan da yanlış. İspatı olmayan bir çıkış. Kimin, hangi kitabının çok sattığını anlamak birilerinin iki dudağının arasında kalıyor. Gaza getirilerek yapılan satışın anlamsız olduğu anlaşıldı. Emeğinin belli bir karşılığını kitaba yatıran okur da bilinçlenmeye başladı. Arayış içinde olan okur, listelerle aldatıldığını anlayınca, beğendiği ve önceden okuduğu yazarlara doğru yönelmeye başlıyor haliyle. Şimdilerde ise gerek okullarda gerekse fuarlarda kitap satmak belli kurumların tekelinde gibi… Fuarlarda buna şahit oluyorum, belli bir disiplin ve sıra halinde fuara getirilen öğrencilerin kitaplara dokunmalarına ve incelemelerine bile izin vermiyor, yanlarındaki yetkililer. Seçme hakkı tanımıyorlar. Önceden tespit edilen stantlara götürülüyorlar. Bir baskı unsuru oluşmaya başladı. Siyasi yöneticilerin görüşlerine göre, ne okunur ne okunmaz listeleri oluşuyor. Eskiden bunlar MEB’e listeler halinde gönderilirdi. Şimdi yazılı olmasa da kulaktan kulağa gidiyor.

Yayın dünyasında bulunduğum 25 yıla yakın süreçte her şeyin zaman bağlı olduğunu anlamaya başladım. Gelgitler oluyor. Edebiyat, kültür, sanat ve düşün dünyasında ne yazık ki belli olayları yaşadıktan sonra akıllanıp, yeni yöntemlerle topluma dönüş başlıyor. 70’li yıllardan 2000’li yıllara, küreselleşmenin getirdiği muazzam bir baskı da var tabii.

Fuarda çocuğunun seçtiği kitabı ebeveyni “”O kitap çok kalın, okunmaz” diyerek engel oluyor. Ama öbür tarafta çok çok kalın, inanca dayalı, çocuğu hayal dünyasına itecek kitapları, çocukları o kitapları okumazlarsa eksik kalacakları düşüncesiyle kendileri alıyorlar. Şimdi sormak istiyorum; hani kalın kitapları çocuğunuz anlayamazdı. Oysa hiçte anlamayacağı, ortaçağ felsefelerini içeren kitapları ezberlemeleri bile isteniyor.

Biz çocuklarımızın apolitik olmasını istiyoruz.

Ama biz yaşamın içindeysek, zaten siyasetinde içindeyizdir.

 

Yayıncılıkta beklentilerinizin ne kadarı gerçekleşti?

 

Açıkçası, bu işe beklentilerle girmedim. İnandığım, değer verdiğim yapıtları çoğaltmak için yayıncılığa girdim. Bir nevi okur kazanmak, bir nevi insan ilişkilerini kitap sayesinde geliştirmek amacıyla 25 yıldır bu işin içindeyim. Yayımladığımız kitapların satışı, bir çok okur kazandığımızın göstergesi. Hiç eksilmedik, hep çoğaldık.

 

Geçtiğimiz günlerde “Edebiyatımızda da Çin malı çoğaldı.” dediniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

 

Bu sözü bir televizyon konuşmamda söyledim. “Niçin, kitaplar bu kadar ucuza satılıyor?” diye bir soru sorulunca “Onlar Çin malı dedim.” Sunucu bu kez de “Yani Çin’de mi basılıyorlar?” deyince bir süre önce yaşadığım bir olayı anlattım. Geçenlerde benzerlerinden oldukça ucuz olan bir matkap takımı almıştım. Pahalı olan benzerleriyle aynı işi yapabileceğimi düşünmüştüm. Ama matkabın ucu duvarda sapı da elimde kaldı. Yani Çin mallarının görüntüsü orijinaline yakın, işlevi kötü… Kitaplar da öyle… Kitabın üzerinde adı, yazarının adı var. Görünüşüyle normal bir kitap… Ama okuduğunuzda Türkçesi’nin ve çevirisinin bozuk,  konusunun sıradan ve özensiz olduğunu görüyorsunuz. O anda onu Çin malı diye adlandırdım. Tabii her Çin malı kötü anlamına gelmiyor bu durum. Son zamanlarda çok ucuz kitap satılmaya başladı. Malın içeriğinden eksilterek ucuza mâletmek

Gıdalardaki kimyasal maddeler, tatlandırıcılar insan beynine ne kadar zararlıysa, içeriğinden eksilterek hazırlanan kitaplar da o kadar zararlıdır.

 

Çınar Yayınları olarak çok fazla kitapta yayımlamıyorsunuz…

 

Bizim amacımız iyi kitabı seçip, çok baskı yapmak. Bir kitabın çok sayıda üretilerek bir seferde değil, süreç içinde alıcısını bulması önemli. Çok kitap basarak, onları okura ulaştıramamak meziyet değil. Yeni yazarlar bularak onların yapıtlarını ulaştırmak istiyoruz okurlara…

 

Uzun süredir dijital kitaplar gündemde… İnterneti de hesaba katarsak, teknoloji kitaba olan ilgiyi azaltıyor diyebilir miyiz?

 

El yazması kitaplardan bu yana kitaplara olan ilginin azalmadığı görülüyor. Bir kitabı okumak yerine kasetten dinlemeyi tercih edenlerin sayısı sürekli bir artış gösterirse bu başarıdır. Elektronik kitaplar okura pek sıcak gelmiyor. Telefon vasıtasıyla roman okunacağı iddia ediliyor. Bu kitap okumak için hamama gitmeye benzer. Çok inat edilirse, onca sıcağa rağmen hamamda da kitap okunabilir. Bu arada internete okur kaptırdığımızı sanmıyorum. İnternet televizyon izleyicisini etkiledi.

 

Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’na bu yıl 25. kez katılacaksınız. Kitap fuarlarının yayınevi, yazar ve okura ne gibi katkıları oluyor?

 Kitap fuarlarının altın yıllarını 80’li yıllarda yaşadık. Kitabın yasaklı olduğu, yazarının ortalarda görünemediği dönemlerde on binlerce okura ev sahipliği yaptı kitap fuarları. O dönemlerde kitap fuarına gelen 10 yaşındaki bir çocuk şimdi 35 yaşında, belki de şirketinde yönetici. Artık bir kitap fuarları kuşağı var diyebiliriz. Artık insanlar kitap fuarlarına yeni kitaplar görmek için geliyorlar. Aslında bu bile bir başarı. Fuarda kitap satamamaktan şikâyet edenler şunu akıllarından çıkarmasınlar; Okurun kitaba ulaşması artık çok kolay, en azından internetten çok kısa sürede istedikleri kitaba ulaşabiliyorlar. Fuarları, artık cirosal açıdan değerlendirmemek gerekir, fuarları artık yazarlarını ve yeni yapıtlarını okurlara tanıtacakları bir ortam olarak görmeliler. Okur kitap fuarına geleceğin yazarlarını tanımak, düşüncelerini öğrenmek için geliyor. Fuarda kitap satarak ayakta kalınmaz. Varsa elinde bir yazarın, kitabın onu tanıtarak ses getirmeye çalış.

 

Bir süredir holdingler de yayıncılığa el attılar. Yayıncılıkta çok mu para var?

 

Hayır, bu bir prestij meselesi. Artık gazete ve dergilerde isminden söz ettirmek isteyenler de yayıncılık yapıyorlar. Yayıncılık uzun birikimler isteyen, içinde değerli yazarları barından meşakkatli bir kurumdur. Geçmişte de yayıncılığın emek işi olduğunu bilenler ayakta kalmıştı, şimdi de…

1 Kasım 2007-Evrensel

7
0
0
Yorum Yaz