24 03 2011

TARİH YAZILIRKEN TARİHİN DİYALEKTİĞİNİ ISKALAMAK

TARİH YAZILIRKEN TARİHİN DİYALEKTİĞİNİ ISKALAMAK

 

Av. Hüseyin Özbek

İstanbul Barosu Genel Sekreteri

 

     Kitleler çoğu kez yaşanılan toplumsal, siyasal sürecin arka planını anlamakta zorlanır. Yaşanılanlar tarih olduktan sonraysa yapılacak bir şey kalmaz. Geçmişi kitaplardan okuyup belleğine eksiksiz kazıyan insanoğlu yaşananların nedenlerini ve olası sonuçlarını algılamakta nedense aynı feraseti gösteremez.

     Emperyalizm Türkiye’de başlattığı değişim dönüşüm operasyonunun başarılı sonuç vermesini arzulamaktadır. Medya illüzyonuyla topluma şırıngaladığı psikokültürel narkozun etkisinin operasyon tamamlanıncaya kadar geçmemesini istemektedir. Türk halkının feraset testinden sınıfta kalıp kalmayacağı verilen narkozun etkisinden kurtulup kurtulamamasına bağlı görülüyor.  

     Türkiye’nin tabi tutulduğu değişim-dönüşüm operasyonunun paragraf başlıklarına kısaca göz atalım: Ulus devlet niteliğinin çözülmesi, siyasi coğrafyanın küçülmesi, millet bilincinin dağıtılıp etnik ve mezhepsel kompartımanlara bölünme, geleceğe yönelik ortak hedeflerden vazgeçilerek özgür ülkenin yurttaşlığından amaçsız sürüye dönüşümün tamamlanması.

     Yukarıda çizilen panorama göz önüne alınmadan Türkiye’de yaşananlar anlaşılamaz. Bulunduğu coğrafyada hiçbir iddiası kalmamış, kaderini ve geleceğini belirleme iradesini kaybetmiş, emperyal sistemin verdiği rolü itirazsız benimseme psikolojisinin yönetimden başlayarak tüm halkı etkisi altına alması için adeta toplu hipnoz seansı yapılmış gibidir. 

     Tarih bize devletlerin güç katsayısının sahip bulundukları ekonomileri olduğunu göstermektedir. Ekonomik olarak komşularından üstün olanın siyasal, askeri gücünün de yüksek olması doğaldır. Ekonomik üstünlüğü sağlayıp çekim merkezi olan, diğerlerinin ekonomik gelişmesini engelleyip kendisine rakip olmalarının da önünü kesmektedir.

      Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrolarının ekonomik bağımsızlığı siyasal bağımsızlığın öncülü saymaları üzerinde düşünülmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin milli ekonomiye dayalı,  bağımsız bir güç olması halinde ulus devlet olarak bu coğrafyada yaşayabileceğini Osmanlı çöküşünün acı deneyimlerinden öğrenmişlerdi. Bürokrasinin, ordunun milli olabilmesinin temel şartının ülke ekonomisinin milli olmasından geçtiğini yaşanan trajedilerden çıkarmışlardı. 

      Sorulması gereken ekonomisi milli olmaktan çıkarılmış, büyük sermayesi uluslar arası sermayeye eklemlenmiş bir Türkiye’nin milli devlet olarak yaşamasının mümkün olup olamayacağıdır. Bir başka söylemle milli ekonomiyi gayrımilliye dönüştüren dinamiklerin ordunun, yargının, bürokrasinin milli çizgide kalmasına izin verip vermeyecekleridir!

      Oyun son derece açık oynandığı halde anlaşılamaması şaşırtıcıdır:  Kopan gürültü, yaşanan postmodern kargaşa ve karmaşa, ekonomik olarak teslim alınan bir ülkenin milli kalmakta direnen bürokrasisinin, ordusunun acımasızca tasfiyesidir. Ulus devletten arta kalan milli tortuların ortalıktan kaldırılması, adeta süpürülmesidir.

     Tasfiye programının ulus ötesi karar mercileri ulus devletin, ulusal ekonominin infazını milli dirençle karşılaşmadan sonuçlandıracak psikokültürel sihirli reçete arayışındadırlar. Halkın derin bilinçaltında yaşattığı kolektif duyarlılığını köreltip, milli kimliğe, kültüre dönüşüp ulus bilinciyle harmanlanan din algısının yok edilmesini bu nedenle zorunlu görmektedirler. Halkın milli kimliğe dönüştürüp içselleştirdiği din algısı emperyalizmin güdümündeki kimi cemaat önderlerinin kitleleri köleleştiren kayıtsız şartsız itaat reçeteleriyle değiştirilmek istenmektedir. 

      Ulus devletin tasfiyesiyle, ekonominin, siyasetin, devletin denge kurumlarının, kısacası sistemin baştan aşağı emperyalizmin arzuları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi operasyonunu topumun stratejik olarak algılayamadığı görülmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin sürekli darbecilikle suçlanıp itibarsızlaştırılması, aşağılanması, halkın kolektif gurur sembolü olmaktan çıkarılıp bir nefret simgesine dönüştürülmesi bahsettiğimiz tasfiye operasyonunun olmazsa olmazıdır. Cumhuriyet’in temel niteliklerinin değiştirilip, ulus devletten postmodern sömürgeye dönüşümün kurumsal ve fiziki en büyük engelinin ortadan kaldırılması herkesin gözü önünde gerçekleştirilmektedir! Ülkenin siyasi coğrafyasının küçültülmesi için düğmeye basıldığında Silahlı Kuvvetlerden itiraz gelmemesi için kışladan çıkamayacak ölçüde itibar kaybına uğraması arzu edilmektedir! Eli kulağındaki etnik kalkışmanın, Ege’de tezgahlanan oldu bittilerin caydırıcı unsuru böylece devreden çıkarılmak istenmektedir. Kısacası arka arkaya gelen darbe suçlamalarıyla bunaltılan Orduya yönelik darbeye halk desteği sağlamak için toplum mühendisliğinin gerekleri yerine getirilmektedir.

        Ülkenin ve ulusun varlığının teminatı ordu algısını ulusun ve ülkenin gereksiz yükü algısına dönüştürünceye kadar aralıksız sürdürüleceği anlaşılan operasyonun ulus ötesi karar merkezleri Türkiye ayağındaki görevlilerini kuşkusuz ki dikkat ve takdirle izlemektedirler!

                                                                                                                 17 Şubat 2011

 

12
0
0
Yorum Yaz