15 06 2007

Ta Derinlerde Bir Yerlerde... / Oral ÇALIŞLAR

Ta Derinlerde Bir Yerlerde... / Oral ÇALIŞLAR
Kategori: Haber

oralcalislar@yahoo.com

Ta Derinlerde Bir Yerlerde...

Bir bayram sabahı mahmurluğu içinde, elimi kütüphaneye uzattım. Rıfat Ilgaz' ın ilk kez yargılanıp tutuklanmasına neden olan ''Sınıf'' başlıklı şiir kitabına gözlerim takıldı. Geçmişin derinliklerine dalıp gittim.

Rıfat Ilgaz'ın Çınar Yayınları'nca 1996'da 6. basımı yapılan ''Sınıf'' başlıklı şiir kitabının ilk basım tarihi 1944. Kitabın ilginç yargılanma serüveni, Türkiye'ye yön veren mantığın 56 yıl önce de pek farklı olmadığını gözler önüne seriyor. Tabii, devlet içindeki çeteleşmenin de nasıl beslenip büyüdüğünün tarihsel köklerini.

Rıfat Ilgaz, kitaptaki şiirleri nedeniyle 24 Mayıs 1944'te tutuklandı. Tutuklandığında öğretmendi, zaten şiirleri de öğrencileri, okulu, eğitimci olarak gözlemlerine dayanan duygularla yüklüydü. Yargılama, İstanbul 1. No'lu Örfi İdare (Sıkıyönetim) mahkemesinde görüldü. 10 Ağustos 1944 yılında son erdi. Mahkemenin ''esbabı mucibeli hükmü'' (gerekçeli kararı) özetle şöyleydi: ''(Mahkememiz)... Nişantaşı Ortaokul öğretmenlerinden Mustafa Fatma' dan doğma 1327 doğumlu Hüseyin oğlu Rıfat Ilgaz.. hakkında aşağıdaki hükmü vermiştir:

...Mahkemece bilirkişi olarak seçilen bilirkişi raporlarında 'Sınıf' adlı kitabın muharririnin 'hasta ruhlu' olduğunu, komünizm propagandası mahiyetinde olmadığını ve kıymeti edebiyesi de bulunmadığını ifade ve beyan ettikleri görülmüş: Suç mevzuu olan Sınıf adlı şiir kitabının tetkikinde ise...

Bu kitabın 19 parçadan düzenlenen muhtelif başlıklı yazıları(ndan).. baştan üç parçası mektep çocuklarına ayrıldığı, diğer 16 parçanın mektep ve talebe ile bir alakası bulunmadığı, bu parçaların hepsinde mevzu olan ya fakir veya zengin veyahut her ikisi bir arada bir veya müteaddit şahıslar ele alınmış olduğu, halk arasında zengin ve fakir iki sınıf veya zümre hakkında uzun uzadıya niteleme ve tasvirlerde bulunulmuş olduğu.. bu kitabın neşrindeki hedef ve gayeyi de eserin sonundaki 'Tosya Zelzelesi' başlıklı yazının şu son dokuz mısraı; 'Yaver yine pirinçlerini taşıyor/Kalfa oğullarının./O çoktan unutulmuştur, üç gündür/Beklediğin enkaz altında/Arasıra hatırlayacaktır/Gündeliğini verenlerle/Aynı kazandan yediğini./Herkes yine işinde gücünde,/Herkes yine kendi yerindedir' açıkça gösterdiğinden ve kıyametten numune bir tabiat hadisesi olan bu zelzelenin bütün fecaatlerini bir işçiye derhal unutturup yalnız gündeliğini verenlerle aynı kazandan yediğini hatırlatması ve 'herkes yine işinde gücünde, herkes yine kendi yerindedir' tarzında hayıflandırması, muharririn yegâne ümit ve temennisinin işçi ile patronun aynı vaziyete düşmesini görmekten ibaret olduğu..'' diyerek, TCK'nin 142. maddesinin o dönemde en ağır cezası olan 6 ay hapse hükmediyor.

Kararın altında, hukukla ilgili olmayan iki askerle bir hukukçu askerin imzaları yer alıyor: Reis Tümgeneral Y. Ziya Yazgan , D. Hâkimi As. Ad. Hâkim Şahap Homriş, Aza Tğm. Osman Ebeköy . Karara hukukçu olan tek üye Şahap Homriş muhalefet ediyor. Hukukla hiçbir ilgisi olmayan iki asker ise mahkûmiyet istedikleri için Rıfat Ilgaz mahkûm oluyor. Rıfat Ilgaz, bundan sonra birçok kez yargılanıyor. Ağır hastalıklar geçiriyor, ekonomik sıkıntılar içinde yaşamını sürdürüyor ve toplam 5 yıl 5 ay 25 gün hapis yatıyor.

****

İlk yargılamanın üzerinden 56 yıl geçti. Ne Rıfat Ilgaz hayatta ne de sanıyorum bu kararı veren askeri mahkemenin üyeleri. Ama ülkeye yön veren mantık değişmedi. Gazeteleri açıyorum, Gazi Mahallesi'nde, Ümraniye'de 5 yıl önce polis kurşunlarıyla çocuklarını yitiren yurttaşlar, hâlâ umutsuz şekilde adalet arıyorlar. Bu ülke, hâlâ bu devlet sisteminin çetelerden hesap soracağı günü bekliyor.

Rıfat Ilgaz'ı yargılayıp mahkûm eden sistem ise işbaşında. Evet bugün onu mahkûm edenleri kimse hatırlamıyor. Nâzım'dan Rıfat Ilgaz'a uzanan bu ülkenin büyük sanatçıları ise yaşamaya devam ediyorlar. Acı olan, bu ülkeye hâkim olan yönetme biçiminin hâlâ değişmemesi.

Ümraniye'de dün fotoğraflarda kalıcılaşan yüzlere yeniden baktım. Onlarca yılın birikmiş acıları yüzlerinden okunuyordu. Rıfat Ilgaz'lardan günümüze...

****

Sevgili Mengü Ağabey'in ölüm haberini bir bayram sabahı öğrenmenin acısı içindeyim. Onun kaybıyla hepimiz çok şeyler yitirdik. Yeri doldurulmayacak o büyük insanın önünde saygıyla eğiliyorum. Güle güle, koca adam, heybetli büyük adam. Güle güle...

Cumhuriyet, 17.03.2000

 

oralcalislar@yahoo.com Aybar, Nesin ve Ilgaz

Mehmet Ali Aybar 'ın, Aziz Nesin 'in ve Rıfat Ilgaz 'ın ölüm yıldönümleriydi. Onlar, bizim kuşağın tanımaktan, birlikte mücadele etmekten onur duyduğu isimlerdi. Aybar'la Nesin'in zorunlu bir cezaevi buluşmasında çekilmiş bir fotoğrafları vardır. Aybar ince uzun boyu, Aziz Nesin ise onun yanında kısa kalan görünüşüyle çok sevimli bir ikili olarak objektiflere gülümsüyorlardı.

Üçünün de yaşamları mücadele ve sıkıntı içinde geçti. Saldırılara uğradılar, hapishanelere atıldılar. Bütün baskılara karşın hep direnen ve üreten bir çizgi izlediler. Aybar, bir hukuk adamı ve bir akademisyen olarak başladığı yaşamına, önüne çıkarılan engeller nedeniyle daha çok bir politakacı olarak devam etti.

Aziz Nesin, bir mizah deviydi. Ömrü boyunca hem dövüştü, hem yazdı. Bu toprağın insanlarını anlatan en güzel mizah öykülerini o kaleme aldı. Yazdıklarıyla geçimini sağlayarak önemli bir örnek oluşturdu.

Rıfat Ilgaz da üreten ve direnen bir yazarımızdı. ''Hababam Sınıfı'' gibi mizah şaheseri yarattı. Şiirler, düzyazılar, öyküler, romanlar yazdı. Zaman onları aramızdan alıp götürdü. Sevgileriyle, kavgalarıyla, inançlar ve direnişleriyle bize epeyce miras bırakarak gittiler. Aziz Ağabey bir de vakıf miras bıraktı. Yazarak kazandıklarını, dişinden tırnağından arttırarak, tasarruf ederek bir vakfa dönüştürmüştü.

Ona ''cimri'' diyenlere inat, bütün varını yoğunu gençlerin eğitimine vakfetmişti. Bu vakfın yaşatılması, onun yokluğunda onun ideallerinin sürdürülmesi, bizlerin boynunun borcu. Aziz Ağabey'in oğlu Ali Nesin , vakfın maddi sıkıntı içinde olduğunu uzun zamandır dile getiriyor. Aziz Nesin'in ideallerinin sürdürülmesi o kadar zor mu? Bu vakfı yaşatamaz mıyız?

* Mehmet Ali Aybar, bir örgüt ve düşünce adamıydı. Sovyetler'deki çöküntüyü ilk fark eden sosyalistlerden birisiydi. Proletarya diktatörlüğünün bir azınlık diktatörlüğüne dönüştüğünü söylediğinde ona birçoğumuz kızmıştık. Çekoslovakya, Sovyetler tarafından işgal edildiğinde ilk tepki verenlerden birisi yine Aybar'dı. Bu konulardaki kıymetini geç fark ettik.

Aybar, bizim kuşak için ilk ortaya çıktığından efsane bir isimdi. Sonra TİP içindeki kavga ve çekişme nedeniyle ona birçoğumuz haksız saldırılarda bulunduk. Bu kavgaların da etkisiyle TİP bölündü, parlamento dışında kaldı. Sosyalistler bölük pörçük güçler halinde etkilerini yitirdiler.

Aybar bütün bu sıkıntılara rağmen, zor zamanlarda Aziz Nesin ve Sadun Aren 'le birlikte sosyalistleri yeniden birleştirebilmek için, geçmişi unutup yeniden kolları sıvadı. Sosyalist Birlik Partisi'nin kuruluş çalışmalarına destek oldu. O hep bir örgüt adamı, aydın olarak yaşadı ve öyle öldü.

Rıfat Ilgaz, Cide'li bir öğretmendi. Bize eserlerini miras bıraktı. Onun hüzün ve kahır dolu gülümseyişi geçmiş dönemi hatırlatır. Ilgaz'ın mirasını oğlu Aydın Ilgaz , Çınar Yayınları yoluyla sürdürmeye çalışıyor.

Aybar, aristokrat bir aileden geliyordu, Aziz Nesin ise halk çocuğuydu. Sosyalistlerin birliği için yaptığımız bir toplantı sırasında Aziz Nesin, Mehmet Ali Aybar'a hoş bir sataşmada bulunmuştu ve şunları söylemişti: ''Kardeşim, bizim yabancı dilimiz yok. (Aybar'ı işaret ederek) Bu burjuva çocukları da bize çevirip anlatmadılar ki, sosyalizmin türlü türlü sorunları varmış. Biz birçok şeyi, her türlü gelişme olup bittikten sonra anlayabildik.'' Aziz Nesin'in bu sözlerine Aybar, sevimli bir gülümsemeyle karşılık vermişti.

* Aziz Nesin, Mehmet Ali Aybar ve Rıfat Ilgaz zor zamanlarda başvurduğumuz, ihtiyacımız olan insanlardı. Bir süredir yaşamımızı onlar olmadan sürdürüyoruz. Hücre tipi cezaevi sorunu çıktığından bu yana düşünüyorum, onlar hayatta olsa hemen onlara başvururduk. Desteklerini isterdik ve mutlaka bir etkileri de olurdu.

Onlar artık yok. Mazlumun dostu, zulmün düşmanı olan bu insanlar yok. Onların eşitlik, özgürlük ideali, sosyalizm ideali ise yaşıyor. Zor zamanlarda yetişen ve bir ömür boyu ayakta kalan bu örnek insanları hâlâ arıyoruz. Onları sevgi ve özlemle anıyoruz. Cumhuriyet, 11 TEMMUZ 2000

01:01 - 6/2/2006

25
0
0
Yorum Yaz