08 04 2008

SEVENLERİ REHA MAĞDEN’İ UNUTMADI

SEVENLERİ REHA MAĞDEN’İ UNUTMADI

 

Kadir İncesu

 

Yaşama sevdalısı olmasına ve Burgaz havasını yanına almasına karşın, 25 Temmuz 2006’da Akciğer Kanseri’ne yenik düşen şair, gazeteci, yazar Reha Mağden ailesi ve dostları tarafından düzenlenen bir etkinlikle anıldı.

 

Burgazada’da düzenlenen anma toplantısına, “Reha ağabeyin hayata attığı en güzel gol, çocukluk aşkı, eşi, dostu, biriciği, Rana abla…”   ve dostları katıldı.

 

Dostları, herkesin ‘uzak ara’ dostu,  ‘önce kendinin sonra hayatın farkında olarak, ömür denilen yolu yürüyüp tüketen’, ‘sıkı muhalif’, Burgazlıların ‘ada arkadaşı’, ‘sardunyanın büyüttüğü çocuk’, ‘adını söyler gibi yazan adam’,

 ‘… İt gibi yaşanan hayatların ta alnının ortasına zarif imzasını atan Reha Mağden’li anılarını paylaştılar…

 

Burgazada’da buluna kabri başındaki törende şair Güngör Gençay kısa bir konuşma yaptı. Reha Mağden denince aklına hemen kalem ve kalemcikler geldiğini belirterek şunları söyledi. “ Peki, nasıl bir kalem, kalem mi, kalemcik mi?

Dilimizdeki belirteçler ekonomi ve ticaret alanlarında kullanıldığı zaman kafaları karıştırıyorsa da, yazı alanında şeffaflığa yol açıyor. Öyle ya gemi dendiği zaman, bir ticaret terimi olarak karşılığını bulabilirsiniz. Ama gemicik diye bir şey yok. İşte bu gemi ve gemicik sahiplerinin emrinde kalem oynatanlar da kalemcik oluyor. Reha Mağden ise, kalemdi, hep kalem kaldı.”

 

Reha Mağden’in kabrinde yapılan tören sonrası Barba Yani’ya gidildi hep beraber. Yemek sırasında Reha Mağden’in can yoldaşı Rana Mağden tüm dostlarıyla tek tek ilgilendi. Hemen yanı başındaki sevdiğinin portresine özlemle bakarken gözlerinin dolmasına engel olamadı zaman zaman… Uzun süredir bir şeyler yazmaya çalıştığını fakat kelimelerin yetersiz kaldığını fısıldadı önce, sonra “O doğru, dürüst, özü sözü bir adamdı. Hiçbir şey onu kendi doğrularından vazgeçiremedi.” Dedi. Sesi titreyerek devam etti  “Her şey güzel olsun, herkes mutlu olsun isterdi. Mezarı yapılmadan önce iki günde bir ziyaretine giderdim. Mezarı yapıldıktan sonra ise uzun süre gidemedim. Çünkü gider ve mezarını yapılı görürsem, ölümünü kabul ederim diye düşünüyordum. Mezar taşının siyah olmasını isterdi. O bile yaşama isyanını gösteriyor. Şu ana bütün dostları toplandığı için, sevildiğini hissettiği için çok mutludur.”

 

 

REHA MAĞDEN DENİNCE…

 

Osman Bozkurt:  Reha Mağden denince aklıma, ilkin erdeminden “Ceddini mağrur, zürriyetini mamur” edemeyen bir gazeteciyi, ikincisi, kötülüklerin anası olan paradan nefret eden, bu yüzden dolgun ücret aldığı zamanlarda bile parasız kalan bir adamı… Ve nihayet rakıyı…

 

Güldal Kızıldemir: Reha tanıdığım en iyi gazeteciydi. Öldü diye değil, gerçekten böyle. Haberin kokusunu ‘neredeyse’ daha çıkmadan alırdı. Tanıdığım en iyi öykücülerden biriydi. Ama en hoşu, bütün bunlar onun umurunda değildi. O sevmek ve sevilmek isterdi.

 

Yılmaz Yanık: Son zamanlarında doktorlara kesinlikle içmeyeceğini söyler. Heyecan ve sevinçle ‘abi artık içmeyeceğim’ dediğinde, çok sevindim, sağlığı için zorunlu olduğunu söylemem üzerine ”Rakıyı bıraktım ama artık ŞARAP içiyorum” demişti.

 

Serpil Güler: Sen gittin söz bitti.

Ahmet Haluk Ünal: Hayatta bir şeyler öğrendiğim az sayıdaki insanlardan biriydi.

Çok farklı bir pencereden dünyaya bakışı vardı.

 

 

 

 

KENDİ KALEMİNDEN REHA MAĞDEN

 

"1955'de, 13 Nisan'da, nevruz fezaya ağmasını bitirmemişken doğdu. Yıldızı, savaş tanrısı Ares'e ömrü boyunca öykündü; babasının 'kan dökücüsün' diye sevmediği Ares'e... Oysa o kan dökme pahasına yenilenin yanında olmak istiyordu.

Madişvili Yusuf ile Gonzolidze Ayşe'nin; Furtunzade Hamdi ile Yolonsalı Saadet'in torunu; onların çocukları Hamdi ile Ayşe'nin, Çağlayan'dan sonra gelen çocukları.

Sosyoloji okudu. Üniversitede, Felsefeye Giriş ve Kurumlar Sosyolojisi dersleri verdi.

Sonrasında hep gazeteciydi.

Zahmetli ya da zahmetsiz beş çocuğu var.

Zahiri ya da hakiki -yani sanki- kırk yıl Rana'yla evliydi.
Kalbinin kapısının anahtarı ellerinde, kovuğuna girerken 'ürkme Reha' diyecek, yüzünü görmüş ya da görmemiş dostları var.
Lakin ceddini mağrur, zürriyetini mamur edemedi...
Yaşadı, yazdı, öleyazdı...
Kayboldu, çıktı..."

 

    HİKÂYE KİTAPLARI:

    Üçünün Nerkis’i: Akış Yayınları, 1990

    Yazgıların Tableti: Avesta, 2000; Agora Kitaplığı, 2005.

    Cehennemde Bir Şehit: Agora Kitaplığı, 2003

    Ah O Müstehcen Salınış: Agora Kitaplığı, 2004.

    Kalem Ele Küsmeden: Vs Yayınları, 2006

 2007-Evrensel

42
0
0
Yorum Yaz