17 06 2007

'Sevdim Haklıdan Yana Olabilmek İçin' / MEHMET SAYDUR

'Sevdim Haklıdan Yana Olabilmek İçin' / MEHMET SAYDUR
Kategori: Inceleme

Toplumsal gerçekçi yazının temsilcilerinden Rıfat Ilgaz aramızdan ayrılalı beş yıl oluyor

'Sevdim haklıdan yana olabilmek için'

MEHMET SAYDUR

Rıfat Ilgaz özdeksel yokluğuyla yaşamaya başlayalı beş yıl oluyor. Geçen yıllar onu halkından koparamıyor, unutturamıyor; inadına daha çok anımsanmasına, okunmasına, birlikteliğine neden oluyor. Nedir ondaki bu özellik, bu sıcaklık, bu içtenlik?

Onun pek çok özelliği var, ama bunlardan biri, toplumcu yanı, halktan yana olma özelliği en başta geleni. Ilgaz'a göre tutulacak bir taraf olacaktı, kuşkusuz. Hangi taraf? Sandalyeyi çekenden yana mı sandalyesi çekilenden yana mı olunmalıydı... Ezenden yana mı, ezilenden yana mı? Halktan yana mı, sömürenden yana mı? Ilgaz tutacağı tarafı seçtiğinde henüz otuzuna basmamıştı. Artık bir ömür boyu gözü toplumda, kulağı halkta olacaktı. Hatta daha da ileri gidecek, ölçüt yapacaktı, halkı. Hani felsefede ''Doğrunun ölçütü nedir?'' tartışması vardır ya, olaya, zamana, kişiye göre değişen. Ilgaz'a göre doğrunun ölçütü ''halk'' tır. Halka ineceksin, halka soracaksın. O ''doğru'' derse, onaylarsa doğrudur. Yoksa yanlış. O zaman bir terslik vardır. Halka inilememiş, aydınlatılamamış, birlik olunamamıştır. Bu yöndeki düşüncelerini, uyarılarını sık sık iletecektir.

''Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz ne güzel

Çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi

(...)

Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk

Tetikte kendi parmağımız yabancının değil

(Körüz Biz/Karakılçık)

Ilgaz ölçütünde haklı mıdır? Kuşağından aydınlarla birlikte uğraşılarına bakarsanız evet. Örneğin Markopaşa olayı... Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte 1946- 1950 arası çıkardıkları Markopaşa gazetesinin adının altında ''Halk için haftalık siyasi mizah gazetesi'' yazılıdır. Bu, Türkiye'nin ilk mizah gazetesidir. ''Kahkaha'' gazetesi değil, ''siyasi'' gazetedir. Mizahla bilinçlendirme, Türkiye'ye girmeye başlayan emperyalizme muhalefet etme ve halka kendi diliyle olayların yorumunu sunmadır hedeflenen. Peki, ''niçin'' çıkmıştır? Halk için. Gazete, üç yazarın da ilk mizah denemesidir aynı zamanda. Üç bin satacağı hesaplanarak altı bin basılmış, bir günde bitmiştir. Sonra on bin, yirmi bin derken tam yetmiş bin tirajına dayanmıştır. O günlerde en çok satan gazetenin tirajı yirmi bindir. Markopaşa olayı da yukarıdaki kuramı doğru çıkarmıştır. Ne var ki bunun da bedelleri olmuştur. Çat ileri, çat dışarı... Biri içeriye, biri dışarıya... Vardiya usulü ve diğerinin yerine hapse girilerek gazete yayınının sürdürülmesi sağlanmıştır. Ilgaz'ın payına düşen 5 yıl, 5 ay, 25 gün hapisliktir.

Markopaşa kapatılmış, Merhumpaşa çıkarılmıştır. Bu gazete de kapatılınca Malumpaşa çıkarılmış. O da kapatılınca Alibaba, ondan sonra da Öküz Mehmet Paşa ve Hür Markopaşa... Susturulmak için her yol denenecektir. Adı ''yasaklı'' ya çıkacaktır. Dizgicilik yapacak, adsız yazacak, Raif Işık, stepne olacaktır. Son adla Hababam Sınıfı'nda halk çocuklarını işleyecek, eğitim politikamızı yerecektir. Düşündürecek, ağlatacaktır. Ya da güldürecektir, ağlanacak halimize...

Kurucuları arasında olduğu ''kırk kuşağı'' nın toplumcu-gerçekçi çizgisini bir yaşam boyu inatla sürdürecektir. İlki otuz üç yaşında Bakanlar Kurulu kararıyla kitapları toplatılacaktır. 1944'te ünlü Sansaryan Han'da işkenceyle tanışacak, Tophane Askeri Cezaevleri, Sultanahmetler, Kastamonu Et Balık Kombinaları 1981'li yıllara kadar tam kırk yıl boyunca sık sık durakları olacaktır. Durak dışı günlerde sürekli izlenecek, sürekli fişlenecektir. Farkında olduğu son fişlenmesinde tam yetmiş beş yaşındadır.

''... 1944'ten beri bu böyle... Ne yapmıştım da fişlenmiştim. (...) Tam kırk iki yıldır adımı dosyalardan çıkarmamışlar, adım adım beni izlemişlerdi... (Kırk Yıl Ö.S. s.15)

Önce öğretmenlikten, sonra hastanelerden, dergilerden, gazetelerden atılacak, elinde neyi varsa alınacaktır. Yalnızca kelepçeleri dışında:

''... Benim çeşitli kelepçelerim vardı. Zincirli, yerli kelepçelerim, sustalı Alman kelepçelerim, yolculuklarda iki baş parmağıma iki yüzük gibi geçirilen kelepçelerim... (Sınıf, s.25)

Bir de tanıkları olacaktır, kuşkusuz...

''Girdiğim çıktığım yerler tanığımdır.

Kapımı çalanlar gece yarılarında

Okunan kararlar yüzüme karşı

Korkmuyorum duygusal bitişlerden

Tükenen kurşunkalemler tanığımdır

(Bir Sınavsa Eğer / Güvercinim Uyur mu)

Tanıklığıyla, yazısıyla, şiiriyle ona göre aydın halkından kopmamalı, kendi sınıfının görevinde, işlevinde ve onun bir üyesi olmalıdır. Durmadan kendisini yenilemeli, toplumu yenilemeyi hedeflemelidir. Böylece içinden çıktığı topluma olan borcunu ödemelidir.

''Sevdim haklıdan yana olabilmek için

Çalışıp ezilenden senden yana

Sevdim aldığım soluğu haketmek için

Ama sevdim halkımca

(Defneler Gibi / Uzak Değil)

Anılarıyla, yapıtlarıyla, düşünceleriyle, sıcaklığıyla her gün aramızda Rıfat Ilgaz. Biçemiyle, özlemiyle, hınzır gülüşüyle, inatçı tutumu ve tatlı sesiyle bir şeyler söylüyor gibi... ''Türk aydını eski mahallene, köyüne dön. İçinden çıktığın insanlarla yeniden kaynaş. Bugün ülkemizin buna daha çok gereksinimi var...''

R ıfat Ilgaz'ın, pek çok özelliği var, ama bunlardan biri, toplumcu yanı, halktan yana olma özelliği en başta geleni. Ilgaz'a göre tutulacak bir taraf olacaktı, kuşkusuz. Hangi taraf? Sandalyeyi çekenden yana mı sandalyesi çekilenden yana mı olunmalıydı... Ezenden yana mı, ezilenden yana mı? Halktan yana mı, sömürenden yana mı? Ilgaz tutacağı tarafı seçtiğinde henüz otuzuna basmamıştı. Artık bir ömür boyu gözü toplumda, kulağı halkta olacaktı. Hatta daha da ileri gidecek, ölçüt yapacaktı, halkı.


Rıfat Ilgaz, 10-12 Temmuz tarihlerindeki 'Cide Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Festivali'yle anılıyor 'Sanatçı kendi sınıfından kopmuş kişi değildir'

Kültür Servisi - Türk mizah edebiyatının en büyük ustalarından Rıfat Ilgaz aramızdan ayrılalı beş yıl oldu bugün. Ilgaz'ın sevgi dolu yüreği Sıvas olaylarının ardından, acıya dayanamayarak daha fazla atmak istememişti. Şair; roman ve öykü yazarı ustanın yapıtlarının sayısı yaşını aşmıştı. Yaşamı boyunca çok sevdiği, dertlerine ortak olduğu halkı için üretti. Ancak yazın dünyasına atıldığı ilk günden itibaren bir mücadele içinde buldu kendisini. 1944 yılında yayımlanan 'Sınıf' adlı ilk şiir kitabının bedelini altı ay hapisle ödedi.

Ilgaz, 1940'lı yılların toplumsal gerçekçi şiir anlaşını benimsedi. Bu anlayışı güldürü öğesiyle harmanlayarak şiiri bir araç haline getirmişti şair. 1950'lerden sonra öykü ve roman türünde yoğunlaşan Ilgaz, yapıtlarındaki mizah öğesi sayesinde kısa sürede halkın sevdiği bir yazar oldu. 'Hababam Sınıfı' ile kitlelerin en çok okuduğu yazar haline geldi. Yapıtlarındaki pek çok söyleyiş ve espriler halk dilindeki kullanıma geçti.

Rıfat Ilgaz yapıtlarının yanı sıra yaşam biçimiyle de bir örnek oluşturuyordu halkı için. Yakın dostu İlhan Selçuk, onun yaşam çizgisini '...Ilgaz'ın Türkiye'ye yaptığı en büyük iyilik, bir insanın nasıl yaşaması gerektiğini göstermesidir' sözleriyle özetliyordu.

Ilgaz'ın 1911'de Cide ilçesinde başlayan bu örnek yaşamı son olarak Mehmet Saydur tarafından 'Dünden Bugüne Rıfat Ilgaz' başlığı altında kitaplaştırıldı. Ilgaz, bu kitabın sonunda yer verilen ve örnek yaşamını özetleyen bölümde gençlere şöyle sesleniyor:

''Bize kimse öneride bulunmadı. Çağımızın gerçeklerine uygun yazınsal türler gerektiğini bulup çıkardık. Bugünün gençliği de kendi yazınsal türlerini, çeşitlerini kendisi bulup çıkarırsa daha sağlam bir yere, bir toprağa basmış olur. Yalnız onların bizim yaşamımız, yaşantımız doğrultusunda davranmalarını isteriz. Yani her şeye karşın, sağlığını yitirme karşılığında bile olsa, direnebilmek, saptadığı gerçekler karşısında en biçimli uygulamayı, yazınsal uygulamayı başarabilmek. Durmadan kendisini yenilemek, böylece toplumu yenilemeyi hedef almak. Özgürlük ve bağımsızlığını yitirmeden adına yakışan biçimde savaşmak. (...) Çevresine güvenmek, çevresindeki kişilere güvenmek, emekçilere güvenmek. Üreten kişiye güvenmek. En haklı insan, bence üretendir. Üretenden yana olmak. Biraz daha yüreklice konuşacak olursak ki bugün bunu bile söylemek yüreklilik istiyor, işçi sınıfından yana olmak. Onun sorunlarını sanat yoluyla dile getirmek. (...) Ama her zaman dediğimiz gibi sanatçının üzerine düşen en büyük iş, bu sınıfın başında bile olsa, her şeyi değiştirmek, yenilemek, daha ilerisi için hazırlamak; hatta işçi sınıfının başı olarak bile üzerine düşen iş bu. Onun için sanatçı kendi sınıfından kopmuş kişi değildir. Kopmuş kişi olmamalıdır. Kendi sınıfının görevinde, işlevinde olmalıdır...''

Ünlü usta, ölümünün 5. yılında 10-12 Temmuz tarihleri arasında 'Cide Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Festivali' yle anılacak. Festival kapsamında 10 Temmuz günü Hababam Sınıfı ve Karartma Geceleri adlı filmler gösterilirken 11 Temmuz'da Rıfat Ilgaz evinin önünde düzenlenecek bir törenle plaket çakılacak, İlhan Selçuk, Rüştü Asyalı, Tayfun Taliboğlu, Öner Yağcı, Mehmet Saydur 'un katılacağı panelin ardından da Ufuk Karakoç, Turgay Yıldız, Bahadır Tokmak, Grup Tanık ve Rüştü Asyalı'nın katılacağı Rıfat Ilgaz şöleni gerçekleşecek.

 

Cumhuriyet, 7 TEMMUZ 1998

11:49 - 4/2/2006

20
0
0
Yorum Yaz