SEÇME ŞİİRLER / RIFAT ILGAZ
____________________________________________________________________
UÇURTMA | GÜVERCİNİM UYUR MU? | KÖRÜZ BİZ | KASABAMIZ | İÇELİM | BİZ TAŞRA MEMURLARI TÜRKÇEMİZ | HER DİLDE | KAHVELER VE GAZETELER | ÇOCUKLARIM | REMZİ ____________________________________________________________________
YAŞIYORUZ
Ben ölmedim... Beni öldüremediler de; Yaşıyorum, yaşıyorum işte, At kıçında sinek gibi, Töööbe, töbe! Kapandı yüzümüze dergi kapakları, Bir varmış bir yokmuş olduk sağlığımızda. Şiir... O yosmanın boyuna. Gazete... Gelene gidene başyazı. Ara ki bulasın sayfalarda Şair Rıfaz Ilgaz’ı. Düştükse itibardan Ölmedik ya, yaşıyoruz işte, Yaşıyoruz dedik, yaşıyoruz be, Heeeey, fincancı katırları!
UÇURTMA
Çocuklarımız neleri sevmiyorlar ki... Uçurtmayı seviyorlar söz gelişi, Bir havalandı mı uçurtmaları Daha da güzelleşiyorlar. Maviliklerde gözleri Özgürlüğü yaşıyorlar Uçurtmalarla birlikte. Koparıp da iplerini hele Bir kurtuldular mı ellerinden, öylesine seviniyorlar ki, Gidiş o gidiş,bile bile... Kızalım mı umursamayışlarına? Kendi yaşamlarını izliyorlar boşlukta. Onlar da birer uçurtma değil mi? Bizim de ne süslü uçurtmalarımız vardı, Alıp başlarını gitmediler mi? Gözümüzden bile esirgerdik Hangi birinin ipi kaldı elimizde?
GÜVERCİNİM UYUR MU?
"Güvercinim Uyur mu, Çağırsam Uyanır mı?" Sömürgen cami güvercinleri sizin olsun O doyumsuz lapacı güvercinler Kurşun buğusu güvercinleri severim ben Kanat uçları çelik yeşili Kuş dediğin piyerlotisiz yaşamalı Adaksız avlusuz şadırvansız Buluttan süzmeli suyunu Kuşçular çarşısında tüy dökmemeli Benim güvercinim tunç gagalı Kimlerin bakışı kardeşçedir Kimlerin bakışı düşmanca Kendisi hangi kavganın güvercinidir bilir Tüneyip acımanın saçaklarına Miskin sevilerle bitlenmez Kanadından çok pençesine güvenir Barış taklaları süzülmeler Gagalarda zeytin dalı Perendeler maviliklerde Tüm gösteriler resimlerde kalmalı Güvercin dediğin uyanık olmalı Tüyler duman duman öfkeden Yanıp tutuşmalı gözbebekleri Sevgiden tıpır tıpır bir yürek Özgürlüğünce dövüşken
KÖRÜZ BİZ
Ne varsa otu ot çiçeği çiçek yapan Tanyerinden söken umut ışığı Sizin olsun çekik gözlü kardeşlerim Aydınlıklar sizin olsun körüz biz. Bakmayın gözlerimizde yansıyan yıldızlara Göremeyiz ateşböceklerini biz körüz Çakıp sönen deniz fenerlerini uzak kıyılarda Bir bulut ne zamandır üstümüzde Yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında Nilüferler sularımızda açar mevsimsiz Dolanır ayaklarımıza boğum boğum Yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır Göz göz oyulmuş gözlerimiz biz körüz Göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner Körüz el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden Yeni körler peydahlarız uyur uyanır Ayak altında ezile dursun karınca sürüleri Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz ne güzel Çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi Körüz biz kör uçuşlara açmışız toprağımızı Ha düştü ha düşecek çelik gagalardan Mantar mantar açılan tohumlar sıcakta Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan Körüz göz bebeklerimize mil çekilmiş mil Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk Tetikte kendi parmağımız yabancının değil.
KASABAMIZ
Martıların düşürdüğü tohumdan Filizlendiğine inandığım kasabamız Yosun kokardı evleri Çarşıları midye kokardı Çekirdeği çölden gelen mesçitin Boy attığına şaşardım Bu deniz yüklü havada Nedense gelişemedi bir türlü En şirin yerine dikilen İrili ufaklı mezar taşları Belki de ölüler böyle istiyor.
Çocuklarım
Sizi yoklama defterinden öğrenmedim Haylaz çocuklarım Sınıfın en devamsızını Bir sinema dönüşü tanıdım Koltuğunda satılmamış gazeteler Dumanlı bir salonda Kendime göre karşılarken akşamı Nane şekeri uzattı en tembeliniz Götürmek istedi küfesinde Elimdeki ıspanak demetini En dalgını sınıfın Çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun Palto ayakkabı yüzünden Kiminiz limon satar Balıkpazarı'nda Kiminiz Tahtakale'de çaycılık eder Biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı Tereyağındaki vitamini Kalorisini taze yumurtanın Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta Çevresini ölçtük dünyanın Hesapladık yıldızların uzaklığını Orta Asya'dan konuştuk Laf kıtlığında Birlikte neler düşünmedik Burnumuzun dibindekini görmeden Bulutlara mı karışmadık Güz rüzğarlarında dökülmüş Hasta yapraklara mı üzülmedik Serçelere mi acımadık kış günlerinde Kendimizi unutarak
Kahveler Gazeteler
Kimini vurguncu yaptı 39 harbi Kimini karaborsacı Laf olur diye dost çayı içmeyenler Mahkemelik oldu rüşvet yüzünden Gaz fişi, ekmek karnesi derken Kimler karışmadı ki piyasaya "Kimini sefil etti 39 harbi, kimini şair etti." Beni de gazete tiryakisi. Dadandık kahvelere ajans yüzünden, Bir bardak ıhlamur bedeline Yeni nizamdan dem vuran yazılar okuduk Düştuk eli kalem tutup da Eli silah tutmayanların peşine, Cenk meydanlarını dolaştık, Denizler geçtik dağlar aştık, Gün oldu kırıldı kanadımız Kaldık çöllerde. Gün oldu Urallar'dan vurup Ulaşmak istedik Kızilelma'ya Yürüdük şehir şehir, bir de ne görelim Arpa boyu yol gitmişiz! Düşenin dostu mu olur, Zafer nerde, biz orda: "Meserret" de kurtardık Sivastopol'u "İkbal" de girdik Berlin'e Atikali kahvesinde patladı Atom bombası Pes dediler, bir yaz akşamı Şehzadebaşı'nda Japonlar, Çektik zafer bayrağını kapıya!
İÇELİM!
İşte bir aradayız! Sağlığından haber beklediklerimiz yanımızda; Ve aramızda uzun zamandır Yüzünü görmediklerimiz! Kimimiz mahpustan dönmüşüz Kimimiz sürgünden! Bu akşam keyfimiz yerinde, Günlük dertlerimizden sıyrılmışız, Nasıl kazanıldığını unutmuşuz paranın Elimiz o kadar açık; Harcayalım neşemiz için! İyisi gelsin şarabın, Yüklü olsun mezeler! Nöbetçisiz geçiyor akşamımız demek, Kilitsiz, demir parmaklıksız; İstersek burda keser konuşmamızı, Çıkarız kol kola, kelepçesiz. Dolaşırız canımızın çektiği sokakta. Özlemini çekmişiz uzun zaman Dostların ve aydınlığın. Duymuşuz her çeşit yalnızlığı Tek başımıza. İki çift laf etmenin karşılıklı, Ne demek olduğunu öğrenmişiz. Konuşalım, Bir suç olduğunu bilerek her sözümüzün Güzel günlerin yaklaştığını söyleyelim, Dört yanımızı kollayarak. Ne olacak, bilir miyiz birazdan? Belki hesabı sorulacak neşemizin. Kaldıralım son kadehleri, Ayrılalım arkadaşlar, Ayrılırken öpüşelim!
Rıfat Ilgaz Şiirler 1. Sayfa
BİZ TAŞRA MEMURLARI
Kamyondan indiğim gün, Tanıttılar kahve arkadaşlarımı, İlk çayı kaymakamdan içtim İlk sigarayı tapucudan Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın diye, O akşam oynadık ilk prafayı, Kapıgı beş kuruştan Yemekten sonra çalındı En güzel plak şerefime! Dert yanarken gazetelerden Dört günlük diye en yenisi, Almaz oluverdik elimize. Bir kasabanın da bulunur kendine göre Taze havadisi; Akşama doğru, Selami Efendiyi dinle yetişir! Çok geçmeden bizim de karıştı Dedikoduya adımız Benim de merhabasını kolladıklarım oluyor Yer gösterip kahve ısmarladıklarım. Bile bile yenildiğim de oluyor Bizim muhasebeciye; Maaşımız vilayet bütçesinden, Pamuk ipliğine bağli mesken bedelimiz Geçinmeye geldik ! Girince Ihsan Efendi, Şöyle bir doğrulacaksın ister istemez Biz seçmezsek de mutemedizdir. Defter açmışız dükkânında O bilir tutarını maaşımızın, Başkandır yüzde yüz bu seçimde Arkası dağ gibi kaymakama dayalı. Kapı bir komşumuzdur, Kurtarır bizim sokağı çamurdan Hiç olmazsa köşe başına İki fener olsun astırır Kaymakam hoş sohbet adam İyi bektaşi fıkraları bilir. Hoşlanmasak da güldürür bizi, Karışmaz girdisine çıktısına kimsenin, Bayılır horoz dövüşüne Cami avlusunda kazanılmış Ne ünlü dövüşler biliriz! Kendi havasında Burhan Bey Dayanamaz peynirli pideye; Kimin yoğurdu kaymaklı Kimin yağı kekik kokar, Ona sor! İşinin ehli adamdır severiz Esnafa yıkım olmadan, Ayırır akla karayı... Şunun şurasında kaç kişiyiz ki, İste geldik gidiyoruz, Ne çıkar kötülükten! Gördün mü sorgu hakimini, Dünya umurunda değil, Nesine gerek elin beş keçisi. Piket tam meslek oyunu Kim demiş dut yemiş bülbül diye İste çözüldü dilinin bağı, Yüzlük kagıt var elinde... Bu kahvede geldi Bekir Efendi'nin Emeklilik emri... Çok iş var daha onda. Kim ne derse desin, aznifte yok üstüne Bayılır dört koluna bu oyunun. Nargilenin marpuçu bir elinde, İşte öbüründe domino taşları Sor, eliyle koymuş gibi bilir, Düşeş kimdedir... Hele bak, bir domuzluğu var, Hem dübese yirmi beş yazdıracak. Hem bağlayacak dört başı Kolayına mı usta oldu Tavlada ormancımız; Altınla ödedi her pulunu teker teker, Kendi kapısından iyi bilir, Se-yek kapısını Plaka tutmasına Hesab-ı cariden fazla yatar aklı Banka müdürü'nün. Hani Veznedar da yabana atılmaz Bakma para sayarken İki de bir süngere yapıştığına, Sen hüneri kağıt düzerken gör!.. Kahveden yönetir nüfusçu'muz Doğumla ölümü. Can ciğerdir Doktor'la; Şüphelidir yediklerinin ayrı gittiği. Başkâtibin çayı kıtlamadır, Kaymakam'ın gözünün önünde, Çay bardağında çeker konyağı, Yudum yudum çaktırmadan; Küçük yer söz olur! Hacizde olsa gerek icracı, Bugünde bulunmadı yoklamada, Hesabına çek iki çizgi daha, Kaldırır Köylere çiımış olacak, Havalar da soğudu Hayvanı çift heybelidir, Benzinsiz çıkılmaz yola. Hele dönsün, bir âlem yaparız Komutan'ın evinde; Yeni plaklarımız da var. Heybeler boş dönecek değil ya, Kızarmış iki tavuk olsun bulunur, Arpalıktan dönüyor! Rıfat Ilgaz
TÜRKÇEMİZ
Annenden öğrendiğinle yetinme Çocuğum,Türkçe'ni geliştir. Dilimiz öylesine güzel ki Durgun göllerimizce duru, Akar sularımızca çoşkulu... Ne var ki çocuğum, Güzellik de bakım ister Önce türkülerimizi öğren, Seni büyüten ninnilerimizi belle, Gidenlere yakılan ağıtları... Her sözün en güzeli Türkçemizde, Diline takılanları ayıkla, Yabancı sözcükleri at Bak, devrim,ne güzel Barış,ne güzel Dayanışma,özgürük... Hele bağımsızlık En güzeli,sevgi Sev Türkçeni, çocuğum, Dilini sevenleri sev
REMZİ
Ne sorayım sana Kulak dolgunluğu belediklerini mi söylersin Uyku sersemliği göz gezdirdiğin kitaptan Akında kalanları mı Çalışmadın istediğim gibi Ya komşunun suyunu taşıdın Çamaşırı yıkarken annen Ya da beşiğini salladın kardeşinin Gaz yoktu belki bu gecelik Şişesi çatlamıştı lambanın Karşılıksız kalacak sorularım demek Ama vakti gelince senden öğreneceğim Makarna verildiğini karneyle Bulgaryadan gelen kömür motorlarının Yanaştığını Kumkapı'ya Kulağına kar suyu kaçan toriklerin Karaya vurduğunu Boğaz'da Yaramasa da işimize, kahvenin Kaca sürüldügünü el atlından Yaz ortasında bulursun Hasta için olduktan sonra Limonun en sulusunu Mahalle kırılırken uyuzdan Sen taşırsın kükürtü Mısır Çarşı'ndan Kursağına girmese de bulursun Yumurtanın en tazesini Her derdine koşarsın mahallenin Insaflısını verem doktorunun Dişcinin en ucuzunu Sen salık verirsin komşulara Bildiklerin de vardi fazladan Kalayla çivi üzerine Biraz daha kurcalarsam Dökersin içyüzünü nalburların Benim bilgili becerikli çocuğum Derse kalktığın zaman Yüzünün kızarmasi neden Üstte başta yok diye mi Utanmak bize düşer çocuğum Çalışmadığın içinse Bildiklerin sana yeter Notun önceden verilmiş Bilmediğin sahıs zamirleri olsun
Her Dilde
Hangi dilde ağlar çocuklar, Hangi dilde güler Ağlamak her dilde tek anlamda Çince, İngilizce, Türkçe... Burnunu çeke çeke ağlamak Belki biraz çocukça. Ağlamak, hüngür hüngür, Ağlamak, içini çeke çeke İnsanca! Benim güzel çocuğum, Ya ağlatmak nece? Kölelerden, tutsaklardan başlatıp Günümüzün ozanlarına kadar.. Gözleri bağlı Sorgularda, işkence evlerinde? Çağına yakışır yaşamayı Sevmeyi, düşünmeyi, çalışmayı Kısıtlayan tüm yasaklar Yasalardan değil yalnız, Sözlüklerden bile atılmalı! Zorla güzellik yok! Ozan da olsa dizelerinde Ağlatmaya zorlamak bizi, Ne ozanca, ne insanca, ne uygarcı Rıfat Ilgaz, "Ocak Katırı Alagöz" 1986 Toplu Şiirler Dizisi-9 , Çınar Yayınları
RIFAT ILGAZ Şiirleri : 2
Alişim Okutma Üzerine Aydın mısın Remzi Biraz Daha Sabır Bilsem ki Biz Taşra Memurları Cenaze Bizim Kasabamız Çocuklarım Geç Azizim Geç Güvercin Uyur mu? Gidişini Anlatıyorum İçimizden Biri İçelim Kahveler Gazeteler Kasabamız Kulağımız Kirişte Leylakları Anlatıyorum Mıstabey Oğlum 1 Parmaklığın Ötesinden 1 Oğlum 2 Parmaklığın Ötesinden 2 Oğlum 3 Parmaklığın Ötesinden 3 Oğlum 4 Şiirde Türkçesiz Uyusunda Büyüsün Yaşıyoruz Ziyaret Günü Notları
Rıfat ILGAZ Şiirler
Şiirde
Önce şiirde sevdim kavgayı Özgürlüğü kelime kelime şiirde Mısra mısra sevdim yaşamayı Öfkeyi de sevinci de Senin ışıklı günlerin Benim iyimser dostlarım Hepsi hepsi şiirde Ne varsa yitirdiğim Bütün bulduklarım şiirde Kafiyeden önce gelen Sevgilerimiz mi sade Sürgün de var Hapis de
Rıfat Ilgaz
Parmaklığın Ötesinden -I-
İnsanları alabildiğine sevmeyi, Bırakmazlar yanına. Böyle çekersin cezasını Üç duvar bir kapı arasında; Onlardan ayrı Böyle onlardan uzak. Yasak sana,boylu boyunca sokaklar, Bahçeler ,yalı kahveleri. Dostlara şimdi mektup değil, Bir selam yasak! Kapılar demir sürgülü,çifte kilitli, Kapalı ,hürriyete giden yollar; İçerdeki içerde mahzun, Dışardaki dışarda. Buradaki her şey sade: Ekmek ve su,düşünceler... Emirler çeşitli: Kapıda kilik,emir, Uzakta düüdk,emir, Emir,dışarda dikilen nöbetçi. Hürriyeti çoktan unuttum, O yemyeşil masalların kızıdır Eskiden sevilmiş. Bir ince hastalıktır olsa olsa, O şimdi ciğerlerimde. Şu pencereye verdim kendimi, Bütün üzüntülere karşılık, Boğazın suları üzerinden Karşı sırtlara açılmış pencereye. Üsküdar’ı bilmezdim eskiden, Burada ısınıverdi kanım. Vurgunum şu Kızkulesi’ne; Ne de şirin görünüyor Uzaktan Karacaahmet; Hiç de söyledikleri gibi değil, Bana düşündürmüyor ölümü.
Rıfat ILGAZ
Parmaklığın Ötesinden -II-
Şu sefer bayrağını çekmiş vapur Bizim Karadeniz'e gider. Beni alıp götürmese de, Alır, düşüncemi çocukluğuma götürür, Çocukluğumun memleketine. Kıyıcığında doğmuşum Kastamonu'nun Fener fener bilirim Karadeniz'i. Kahrını çekmişim yıldızının, poyrazının, Ecel terleri dökmüşüm karayelinde. Kim bilir ne haldedir, Benim hastalıklarıyla meşhur memleketim, Şimdi ne halde ? Ekmekleri mısır bazlaması mı, Bulgurlu mancar mı hala bayram yemekleri ? Çok sıkıntı çektik Seferberlik'te, Çok mısır koçanı yedik, vesıkalı; Bu sefer de vesikasız yemişler, Gazsız, sabunsuz kalmışlar. Kim gider, kim sorar hallerini ? Bilirim ne vapurun büyükleri uğrar, Ne insanların büyükleri; Memurlar gelir ufak tefek, Büyüyünce giderler. Balıklardan bile hamsiler vurur, Vursa vursa karaya.
Rıfat Ilgaz
Parmaklığın Ötesinden -II-
Göremedik sıkıntısız yaşandığını, Rahatın şiirini yazamadık, Ne kadar uzak Heveslerimle içli dişli yaşamak, Üzmek hastalıklı şiirlerle Eşimi, dostumu; Mezar taşları kadar, ölçülü Beyitler düzmek boy boy. Içliyimdir herkes kadar, Düşündürür beni de şu gökyüzü, Kuş cıvıltısı, nar çiçeği... Geçtik bir kalem üzerinden. Huyumdan ettiniz, Cibali Kızları, Sekiz düğününden önce Penceremin altından geçenler, Saçları dağınık, gözleri uykulu, Çoraba, tütüne gidenler, Beni huyumdan ettiniz! Yorgun gözlerinizdeki acıyı Dert edindim kendime. Saçlarını tezgahına yolduranları, Sıtma gebesi tazeleri görmeseydim, Boşuna harcayacaktım sevgimi. Şimdi şu parmaklığın ötesinde kaldı Bütün çalışanlar; Teker teker sökülmüşüz toprağımızdan, Havamızdan, suyumuzdan olmuşuz. Yaşamaktayız aynı çatının altında Daha mahzun, daha hesaplı. Rahat günlerin işçisi olacaktık, Rahat günlerin şairi: Bir çift sözümüz vardı Nar çiçeği, gül dalı üstüne, Dudaklarımızda kaldı!
Rıfat Ilgaz
Uçurtma
Çocuklarımız neleri sevmiyorlar ki... Uçurtmayı seviyorlar söz gelişi, Bir havalandı mı uçurtmaları Daha da güzelleşiyorlar. Maviliklerde gözleri Özgürlüğü yaşıyorlar Uçurtmalarla birlikte.
Koparıp da iplerini hele Bir kurtuldular mı ellerinden, öylesine seviniyorlar ki, Gidiş o gidiş,bile bile...
Kızalım mı umursamayışlarına? Kendi yaşamlarını izliyorlar boşlukta. Onlar da birer uçurtma değil mi?
Bizim de ne süslü uçurtmalarımız vardı, Alıp başlarını gitmediler mi? Gözümüzden bile esirgerdik Hangi birinin ipi kaldı elimizde?
Rıfat Ilgaz
Güvercinim Uyuyor mu?
"Güvercinim Uyur mu, Çağırsam Uyanır mı?"
Sömürgen cami güvercinleri sizin olsun O doyumsuz lapacı güvercinler Kurşun buğusu güvercinleri severim ben Kanat uçları çelik yeşili
Kuş dediğin piyerlotisiz yaşamalı Adaksız avlusuz şadırvansız Buluttan süzmeli suyunu Kuşçular çarşısında tüy dökmemeli
Benim güvercinim tunç gagalı Kimlerin bakışı kardeşçedir Kimlerin bakışı düşmanca Kendisi hangi kavganın güvercinidir bilir
Tüneyip acımanın saçaklarına Miskin sevilerle bitlenmez Kanadından çok pençesine güvenir
Barış taklaları süzülmeler Gagalarda zeytin dalı Perendeler maviliklerde Tüm gösteriler resimlerde kalmalı
Güvercin dediğin uyanık olmalı Tüyler duman duman öfkeden Yanıp tutuşmalı gözbebekleri Sevgiden tıpır tıpır bir yürek Özgürlüğünce dövüşken
Rıfat Ilgaz
Körüz Biz
Ne varsa otu ot çiçeği çiçek yapan Tanyerinden söken umut ışığı Sizin olsun çekik gözlü kardeşlerim Aydınlıklar sizin olsun körüz biz. Bakmayın gözlerimizde yansıyan yıldızlara Göremeyiz ateşböceklerini biz körüz Çakıp sönen deniz fenerlerini uzak kıyılarda Bir bulut ne zamandır üstümüzde Yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında Nilüferler sularımızda açar mevsimsiz Dolanır ayaklarımıza boğum boğum Yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır Göz göz oyulmuş gözlerimiz biz körüz Göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner Körüz el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden Yeni körler peydahlarız uyur uyanır Ayak altında ezile dursun karınca sürüleri Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz ne güzel Çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi Körüz biz kör uçuşlara açmışız toprağımızı Ha düştü ha düşecek çelik gagalardan Mantar mantar açılan tohumlar sıcakta Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan Körüz göz bebeklerimize mil çekilmiş mil Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk Tetikte kendi parmağımız yabancının değil. Rıfat Ilgaz
Kasabamız
Martıların düşürdüğü tohumdan Filizlendiğine inandığım kasabamız Yosun kokardı evleri Çarşıları midye kokardı Çekirdeği çölden gelen mesçitin Boy attığına şaşardım Bu deniz yüklü havada Nedense gelişemedi bir türlü En şirin yerine dikilen İrili ufaklı mezar taşları
Belki de ölüler böyle istiyor.
Rıfat Ilgaz
Leylakları Anlatıyorum
Leylak getiriyorsun bana güneşli birgün Onu saçlarından topladığın belli Bir leylak bahçesisin karşımda
Böyle kucağında kalsa daha iyi Bir vazoya bırakıp gidiyorsun Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki Önce renkleri gidiyor arkandan Nesi varsa gidiyor soyunarak
Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf Her kokladıkca dönüp dönüp geliyorsun Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikce Yaprak taprak gelişiyorsun Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine Ölümsüz bir mevsim oluyorsun
Rıfat Ilgaz
|