RIFAT ILGAZ'IN "SAZINI ÇALANA" ŞİİRİ / KASTAMONU-AÇIKSÖZ GAZETESİ- 1928
Sazını Çalana*
Ey zulımette sazıyla haykırıp duran aşık, Yıldızsız ufuklara, sönük mehtaba yalvarl Ey mızrabı sazına durmadan vuran aşık Senin de mi kalbinde sonsuz bir elemin var?
Kim bilir, yarattığın nağmeyi kim dinliyor, Bı.ı fen ağlıyor kim bilir,,. Hangi kadın? Hangi aşık kalbini bastırarak inliyor, Vur mızrabı.. Kalbleri ağlatmaksa maksadın!.
İncecik parmakların telleri inletirken, Ufuklara dökülsün acıları kalbinin. Bu sadalar ruhları kanadsın olup diken, Çıksın sonsuz göklere yaraddığın bir enin!..
İlahidir sazından, yükselen her bir perde, Bu hülya dolu sesler, bütün kalbleri sular Yıldızlar titreşiyor bu nağmeyle göklerde, Çağlıyor kalbin gibi şimdi ırmaklar sular...
Ey yaralı kalblere binbir teselli katan:, Karanlığa bakarak inle, durmadan inle! Ey sazıyla ağlayan, ey sazıyla ağlatan, Zulmetleri parçala coşkun nağmelerinle!..
Gecelerin ruhu da inlesin vur mızrabı, Kalbinden ızdırabın ördüğü ağ sökülsün. Aksın hasta ruhlara nağmelerin şarabı: Vur mızrabı, ağlayan kalbler bir parça gülsün!..
27 Mayıs 2928 Mehmet Rıfat
(* Açıksöz Gazetesi Kastamonu; 2 Temmuz 1928'den Mehmet SAYDUR, Rıfat Ilgaz'lı Yıllar, 2006, s. 86-87)
Oğlum -I-
Ben de düşkündüm oyuna, Ben de kumları avuçlar Kazardım tırnaklarımla toprağı, O zaman da çocuklar oynardı, Ama benzemiyor bütün oyunlarımız, Gezdirdim ceplerimde şıkır şıkır Deniz kokulu taşları, En güzellerini topladım Midye kabuklarının. Saldım bahar rüzgârına Uçurtmaların en süslüsünü. Ne kurulunca koşan tramvaylarım vardı, Ne çekince giden develerim. Balıklarımızı tanırdım, Adlarını bilirdim kuşların; Seçerdim düdüğünden Limanımıza uğrayan vapurları. Bilirdim yanık yüzlü kaptanlarını Denizkızı'nın Selamet'in; Ben de ayırırdım onlar kadar Poyrazı karayelden. Gemiler tanıdım, çift direkli, Tutmazsa rüzgârı Açıklarımızda volta vuran gemiler, Kızardım, limanımızı hiçe sayan Pake'lere Nemse'lere; Dalar da silinen dumanlarına Düşünürdüm uzak limanları, Uzak limanların çocuklarını. Senin de var ufak tefek Kendine göre bildiklerin; Çeşitli oyuncaklarin yoksa da Bir saniye de tren yapacak kadar Kibrit kutuların, Tecrüben var benden fazla. Benden üstünsün kuskusuz, Sigaradan top, Kutusundan tank, Kâğıtlarından uçak yapmada!
Rıfat Ilgaz
Oğlum -II-
Sen büyük şehirlerin çocuğusun Kıyıda köşede büyümedin bizim gibi. Daha bu yaşta Tramvaylar, köprüler gördün, Trenlerde yolculuk ettin, İndin büyük istasyonlara; Görgüne sözüm yok. Ama bakıyorum, rahat değil çocukluğun, Arabalar yolunu kesiyor, Tele takılıyor uçurtman. Akarsuların, tepelerin yok. Var mı tarlan, yer çilekleri toplayacak, Bögürtlenlerini otlara dizecek, Çalılıkların var mı? Nerelerde gezdireyim, Hangi çocuk bahçesine götüreyim seni? İşe gittiğimiz günler, Yolumuzu gözlüyorsun Her gün ayrı bir komşunun penceresinden. Kiminin çöreğini yedin, Kiminin azarını. Güzel havalarda arsaya bırakırız, Bıraktığımız gibi bulmayız seni. Şu koskoca memlekette, Yeni vurgunlar bekleyen Arsalardan başka oyun yeri yok sana; Büyük şehirlere yakışır Çocuk bahçeleri yok. Hangi yurda bırakayım da Küfürsüz oyunlar öğrenesin, Hangi hemşirenin ninnisiyle Yatasın, öğle uykusuna. Hangi okulda yetiştireyim seni, İstediğim gibi?
Rıfat Ilgaz
Oğlum -III-
Hiç de meraklı değilsin çiçeğe, Komşunun saksısını sen kuruttun, Kopardın penceresindeki gülünü. Bir sonuç mu çıkarayım bundan Yeşilliğe düşman diye bizim çocuk? Gelgelelim öyle düşkünsün ki Göbekli marullarına Yedikule'nin; Mevsiminde elinden düşmüyor Elma gibi domatesler; Tavşan kadar seviyorsun havucu. Ben de tutkunum senin gibi Bursa şeftalisine, Ereğli çileğine. Sanma soyca hoşlanmıyoruz çiçekten Güle değil, Gül düşkünlerine bizim hıncımız. Biz de gördük haşhaş tarlasını, Gelincik sanmadık. Ilgaz'larda topladık çiğdemi, Edirne'nin gülünü Edirne'de. Engel olmaz bu bilgimiz Sümbülden çok sevmemize yeşil soğanı. Yaşamak için iştahını arttıracak Şiirler vereceğim sana, Ne istersen bulacaksın içinde Bu toprakla ilgili: Portakallarını göreceksin Dörtyol'un Mersin silolarında bitlenen Altın sarısı buğdayları, Turfandadır diye el süremediğimiz Çavuşları, kınalıyapıncakları, Bağı sorulmadan yenilen Memleket üzümlerini salkım salkım
Rıfat Ilgaz
Oğlum IV
Seni saksıda gül yetiştirir gibi Yetiştirmedik, tek başına Bir limonlukta büyütmedik seni. Kırağı çalmaz diye acı patlıcanı Salıverdik sokağa; Düşecektin eninde sonunda Ilk günlerde çok hırlaştınız, Sonra sokuldunuz birbirinize, Kaynastınız karıncalar gibi. Büyümedin bir dadının dizleri dibinde, Kucaklarında sütninelerin. Ne kaf dağındaki peri kızlarına tutuldun, Ne kurtarmayı düşündün Sehzadeyi, devler elinden. Tanımadan Keloğlan'ı Düştün macuncunun arkasına, Dolaştın mahalleyi. Yağmurlu bir günde tanıdın Göl tutarken bekçinin oğlunu, Recep'le taşladınız Atkestanesini, cami avlusunda, Attınız Emin'le kedi yavrusunu, Kireç kuyusuna. Bunlar mahellemizin çocuklari; Henüz bilmiyorsun, El tarlasinda koza döşürürken anası Sıtma nöbetleri geçirenleri, Kuzuları doğup Çoban köpekleri ile büyüyenleri, Iki gözünde heybenin Çeltiğe giden Yeşilırmak döllerini. Tanımıyorsun, Benzi tütün yaprağından soluk Çocuklarını Sakarya'nın. Demirindesiniz ayni bıçağın, Ilerde kucaklasacaksınız, nasıl olsa; Hazır olsun kalbin onları sevmeye Daha şimdiden!
Rıfat Ilgaz
Bir Sınavsa Eğer
Girdiğim çıkığım yerler tanıdığımdır Kapımı çalanlar gece yarılarında Okunan kararlar yüzüme karşı Korkmuyorum duygusal bitşlerden Tükenen kurşun kalemler tanığımdır Ölümle burun buruna bir gençlik boyu Sıtmasında vereminde Anadolu'nun Dönülmez bekleme kamplarında Suçsa suç sorguysa sorgu hapisse hapis Yaşamak gezin gözün arpacığın ucunda Elimde hep böyle ükenen bardak Yaşamak bir yürek işçiliği günümüzde Öümün anlamı değşti birden Eskiden yataklarda beklerdik Ders mi sınav mı görev mi belli değil Gelecekse ayakta bulsun dimdik Açılan bir sorumsuz yalım ateş Bir karanfildir göğüsümüzde
Rıfat Ilgaz
İçimizden Biri
Eli değnek tutar tutmaz Çoban oldu; Sardılar sırtına bazlamayı Onaltı yıl güne verdi karnını, Onaltı yıl koyun güttü, kavalsız İnsanlardan ağayı tanır, Adını bilmez sorarsan, Hayvanlardan Karabaş'ı Günü yetti, bıyığı bitti, Okundu künyesi, Gitti, davulsuz zurnasız.
Rıfat Ilgaz
Aydın mısın
Kilim gibi dokumada mutsuzluğu Gidip gelen kara kuşlar havada Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden Tabanında depremi kara güllelerin Duymuyor musun
kaldır başını kan uykulardan Böyle yürek böyle atardamar Atmaz olsun Ses ol ışık ol yumruk ol Karayeller başına indirmeden çatını Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm Alıp götürmeden büyük denizlere Çabuk ol
Tam çağı işe başlamanın doğan günle Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden Her satırında buram buram alınteri Her sayfası günlük güneşlik Utanma suçun tümü senin değil Yırt otuzunda aldığın diplomayı Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış Tel örgüler çevirmiş yöreni Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende Benden geçti mi demek istiyorsun Aç iki kolunu iki yanına Korkuluk ol
Rıfat Ilgaz
Alişim
Kasnağından fırlayan kayışa kaptırdın mı kolunu Alişim! Daha dün öğle paydosundan önce Zileli’nin gitti ayakları. Yazıldı onun da raporu: “İhmalden!” Gidenler gitti Alişim, boş kaldı ceketin sağ kolu... Hadi köyüne döndün diyelim, tek elle sabanı kavrasan bile sarı öküz gün görmüştür, anlar işin içyüzünü! Üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün Ağanın davarlarına geçer... Kim görecek kepenek altında eksiğini kapılanırsın boğazı tokluğuna. Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman beklesin mızrabını. Sağ yanın yastık ister Alişim, sol yayın sevdiğini. Ama kızlar da, emektar sazın gibi, çifte kol ister saracak!
Rıfat Ilgaz
Biraz Daha Sabır
Gözünü yıldırmasın karakış, Altında sağlama yatağın, Hastanede sıran var. Ne kaldı ki şurada, Ekim, Kasım, derken Aralık Sabrın tükenmezse eğer, Heybelide'sin bahara doğru. Bilirsin can boğazdan gelir, Senin neyine şu bakır mangal, Çıksın çadırcılara... Bilmem işine yarar mı artık, Şu duvardaki palto, Yok işte çalışmaya dermanın! Hele otursun şu barış yerine, Sık dişini! Her şey düzelecek yakında, Her şey yoluna girecek; Doktor kapına gelecek, İlaçlar ayağına. Bakma kesildiğine terkosun Şerbet akacak çesmelerden! Bu sıcağa kar mı dayanır, Dirilirsin bayrama varmadan, Kalkarsın ayağa. Sıtmalı kızının Doya doya öpersin yanaklarını. Biraz daha sabır, aslanım, Biraz daha sabır!
Rıfat Ilgaz
İçelim
İşte bir aradayız! Sağlığından haber beklediklerimiz yanımızda; Ve aramızda uzun zamandır Yüzünü görmediklerimiz! Kimimiz mahpustan dönmüşüz Kimimiz sürgünden! Bu akşam keyfimiz yerinde, Günlük dertlerimizden sıyrılmışız, Nasıl kazanıldığını unutmuşuz paranın Elimiz o kadar açık; Harcayalım neşemiz için! İyisi gelsin şarabın, Yüklü olsun mezeler! Nöbetçisiz geçiyor akşamımız demek, Kilitsiz, demir parmaklıksız; İstersek burda keser konuşmamızı, Çıkarız kol kola, kelepçesiz. Dolaşırız canımızın çektiği sokakta. Özlemini çekmişiz uzun zaman Dostların ve aydınlığın. Duymuşuz her çeşit yalnızlığı Tek başımıza. İki çift laf etmenin karşılıklı, Ne demek olduğunu öğrenmişiz. Konuşalım, Bir suç olduğunu bilerek her sözümüzün Güzel günlerin yaklaştığını söyleyelim, Dört yanımızı kollayarak. Ne olacak, bilir miyiz birazdan? Belki hesabı sorulacak neşemizin. Kaldıralım son kadehleri, Ayrılalım arkadaşlar, Ayrılırken öpüşelim!
Rıfat Ilgaz
Biz Taşra Memurları
Kamyondan indiğim gün, Tanıttılar kahve arkadaşlarımı, İlk çayı kaymakamdan içtim İlk sigarayı tapucudan Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın diye, O akşam oynadık ilk prafayı, Kapıgı beş kuruştan Yemekten sonra çalındı En güzel plak şerefime! Dert yanarken gazetelerden Dört günlük diye en yenisi, Almaz oluverdik elimize. Bir kasabanın da bulunur kendine göre Taze havadisi; Akşama doğru, Selami Efendiyi dinle yetişir! Çok geçmeden bizim de karıştı Dedikoduya adımız Benim de merhabasını kolladıklarım oluyor Yer gösterip kahve ısmarladıklarım. Bile bile yenildiğim de oluyor Bizim muhasebeciye; Maaşımız vilayet bütçesinden, Pamuk ipliğine bağli mesken bedelimiz Geçinmeye geldik ! Girince Ihsan Efendi, Şöyle bir doğrulacaksın ister istemez Biz seçmezsek de mutemedizdir. Defter açmışız dükkânında O bilir tutarını maaşımızın, Başkandır yüzde yüz bu seçimde Arkası dağ gibi kaymakama dayalı. Kapı bir komşumuzdur, Kurtarır bizim sokağı çamurdan Hiç olmazsa köşe başına İki fener olsun astırır Kaymakam hoş sohbet adam İyi bektaşi fıkraları bilir. Hoşlanmasak da güldürür bizi, Karışmaz girdisine çıktısına kimsenin, Bayılır horoz dövüşüne Cami avlusunda kazanılmış Ne ünlü dövüşler biliriz! Kendi havasında Burhan Bey Dayanamaz peynirli pideye; Kimin yoğurdu kaymaklı Kimin yağı kekik kokar, Ona sor! İşinin ehli adamdır severiz Esnafa yıkım olmadan, Ayırır akla karayı... Şunun şurasında kaç kişiyiz ki, İste geldik gidiyoruz, Ne çıkar kötülükten! Gördün mü sorgu hakimini, Dünya umurunda değil, Nesine gerek elin beş keçisi. Piket tam meslek oyunu Kim demiş dut yemiş bülbül diye İste çözüldü dilinin bağı, Yüzlük kagıt var elinde... Bu kahvede geldi Bekir Efendi'nin Emeklilik emri... Çok iş var daha onda. Kim ne derse desin, aznifte yok üstüne Bayılır dört koluna bu oyunun. Nargilenin marpuçu bir elinde, İşte öbüründe domino taşları Sor, eliyle koymuş gibi bilir, Düşeş kimdedir... Hele bak, bir domuzluğu var, Hem dübese yirmi beş yazdıracak. Hem bağlayacak dört başı Kolayına mı usta oldu Tavlada ormancımız; Altınla ödedi her pulunu teker teker, Kendi kapısından iyi bilir, Se-yek kapısını Plaka tutmasına Hesab-ı cariden fazla yatar aklı Banka müdürü'nün. Hani Veznedar da yabana atılmaz Bakma para sayarken İki de bir süngere yapıştığına, Sen hüneri kağıt düzerken gör!.. Kahveden yönetir nüfusçu'muz Doğumla ölümü. Can ciğerdir Doktor'la; Şüphelidir yediklerinin ayrı gittiği. Başkâtibin çayı kıtlamadır, Kaymakam'ın gözünün önünde, Çay bardağında çeker konyağı, Yudum yudum çaktırmadan; Küçük yer söz olur! Hacizde olsa gerek icracı, Bugünde bulunmadı yoklamada, Hesabına çek iki çizgi daha, Kaldırır Köylere çiımış olacak, Havalar da soğudu Hayvanı çift heybelidir, Benzinsiz çıkılmaz yola. Hele dönsün, bir âlem yaparız Komutan'ın evinde; Yeni plaklarımız da var. Heybeler boş dönecek değil ya, Kızarmış iki tavuk olsun bulunur, Arpalıktan dönüyor!
Rıfat Ilgaz
Mıstabey
Kaşın gözün mü oynuyor, A Mıstabey, Bana mı öyle geliyor ? Nevrin döndü, süzülüverdin. Gözümüz yok işlerin yolunda doğrusu, Çıkmadı senin gibisi Safranbolu'dan Bugüne bugün İki fırın sahibisin, Senin düşünmek neyine ? Haramiler mi çevirdi kervanını, Gemilerin mi battı Karadeniz'de ? Hele bak, Fiy yemiş güvercin gibisin. Senin ne derdin olur, a Mıstabey, Ceza kestilerse Çemberlitaş'taki fırına, Hacı ne güne duruyor tezgahta, Bilirsin postu vermez ele... Hele düşündüğün şeye bak, İpe cekmezler ya adamı Ekmeğe kul karıştırdı diye; Şükür bulduğumuza bu kadar... Yoksa küreğin sapı yüzünden Başı belaya mı girdi Saraçhane'deki Rıza'nın ? Kolay değil fırın işletmesi Cadde üstünde... Kesersin bir karış küreğin ucundan Olur biter... Rıza mı çekecek eziyeti, Çeksin kerata, Şeytan azapta gerek... Bunlar gelir geçer, Mıstabey, Üzülmeye değmez. Çok düşkündün havadise eskiden, Kaçırmazdın ajansları... ne meydan muharebeleri vermedin, Şu kahvenin ortasında, Moskova'yı kaç kere fethettin. Sana ne oldu bugünlerde Radyoya kulak vermez oldun. Seninkiler ne hale gelmişler Taşı toprağı toplamışlar Bulgarya'dan Bırakmışlar Varşova'yı geride, topyekün kaçıyorlarmış! Boş oturmamışlar Mıstabey Ne fırınlar yapmış herifçioğulları Senin fırınlar halt etmiş yanında, Kapısından girilir Bacasından çıkılirmış... Yaşamadı Mıstabey, Sana dokunmayan yılan Bin yıl yaşamadı! Ne o dalıp gittin, Mıstabey, Nargilen kül bağlamış! Neden yorgunsun böyle, Neden kulakların böyle düşük ? Boş durduğun yok anlaşılan! Ne parçalar geldi geçti elinden Bu karne çıkalı; Sonunda düştün mü bu çirkefe ? Sen ne dersen de, Mıstabey, yaşın kemalini bulmuş, Bu senin dişine göre değil! Ama huy çıkar mı can çıkmayınca! Sakar ökuz titretirken kuyruğu Varıp başucuna sormuşlar, Nedir son sözün diye; Deri mi yüzün de demiş, atıverin Sarı ineğin üstüne... Biliriz eski kulağı kesiklerdensin, Ne söylesek fayda yok, Arpadan olacak anlaşılan Atın ölümü! Hem duşün, Mıstabey, Sen evli barklı adamsın, Dile düştün mü Safranbolu'da İki paralık olur itibarın! Hani ahbapların ağzında Bakla da ıslanmaz oldu. İt değil ki kapatasın ekmekle Şunun bunun çenesini. Söz de ele vermişsin sakalı, Doyurmuşsun gözünü kürkten bilezikten yana Şimdi de tutturmuş haspamız Başımı sokacak ev isterim diye... Tutkunsun, vereceksin ister istemez; Gülü seven katlanır dikenine... Ne yapalım, Taş attın da kolun mu yoruldu , Bağışla gitsin Fatih'tekini! Amaaaan, Mıstabey, Bunlar kara kara düşünmeye değmez, Tazelensin hele nargilen, Bak keyfine!
Rıfat Ilgaz
Türkçemiz
Annenden öğrendiğinle yetinme Çocuğum,Türkçe'ni geliştir. Dilimiz öylesine güzel ki Durgun göllerimizce duru, Akar sularımızca çoşkulu... Ne var ki çocuğum, Güzellik de bakım ister
Önce türkülerimizi öğren, Seni büyüten ninnilerimizi belle, Gidenlere yakılan ağıtları... Her sözün en güzeli Türkçemizde, Diline takılanları ayıkla, Yabancı sözcükleri at
Bak, devrim,ne güzel Barış,ne güzel Dayanışma,özgürük... Hele bağımsızlık En güzeli,sevgi Sev Türkçeni, çocuğum, Dilini sevenleri sev
Rıfat Ilgaz
Remzi
Ne sorayım sana Kulak dolgunluğu belediklerini mi söylersin Uyku sersemliği göz gezdirdiğin kitaptan Akında kalanları mı Çalışmadın istediğim gibi Ya komşunun suyunu taşıdın Çamaşırı yıkarken annen Ya da beşiğini salladın kardeşinin Gaz yoktu belki bu gecelik Şişesi çatlamıştı lambanın Karşılıksız kalacak sorularım demek
Ama vakti gelince senden öğreneceğim Makarna verildiğini karneyle Bulgaryadan gelen kömür motorlarının Yanaştığını Kumkapı'ya Kulağına kar suyu kaçan toriklerin Karaya vurduğunu Boğaz'da Yaramasa da işimize, kahvenin Kaca sürüldügünü el atlından Yaz ortasında bulursun Hasta için olduktan sonra Limonun en sulusunu Mahalle kırılırken uyuzdan Sen taşırsın kükürtü Mısır Çarşı'ndan Kursağına girmese de bulursun Yumurtanın en tazesini
Her derdine koşarsın mahallenin Insaflısını verem doktorunun Dişcinin en ucuzunu Sen salık verirsin komşulara Bildiklerin de vardi fazladan Kalayla çivi üzerine Biraz daha kurcalarsam Dökersin içyüzünü nalburların
Benim bilgili becerikli çocuğum Derse kalktığın zaman Yüzünün kızarmasi neden Üstte başta yok diye mi Utanmak bize düşer çocuğum Çalışmadığın içinse Bildiklerin sana yeter Notun önceden verilmiş Bilmediğin sahıs zamirleri olsun
Rıfat Ilgaz
Uyusunda Büyüsün
Tüketme nefesini, maviş kızım, Bildiğin Türkçe kıt gelir masallarıma. Sözden sazdan anlamazsın, Kuştan, yapraktan haberin yok.
Biz yaşlılar neler de bilmeyiz, Hele sen belle dilimizi. Biliriz de güzel güzel laf etmesini, Çekiniriz konuşmaktan; Yazmasını bilir, yazamayız,
Üzme beni yum gözlerini, Uyutacak ninnilerim yok. Türküler mi istersin benden, Bağrıyanık memleket türküleri, Ne arasın bizde o ses Islıkla söylenir Kaçak şarkılar mi istersin; Bunlar size gelmez Uykusunu kaçırır çocuklarin.
Sana hazır ninniler söylesem Bahçeye kurdum desem salıncak, İnanır mısın? Ne bahçe var, ne de beşik... Bir arabacık da mı istemezdi şu asfalt? Yorganın, yatağın iğreti, Doğdun doğalı, ne oyun gördün, Ne oyuncak!
Uyu benim maviş kızım. Dem geçecek, devran geçecek, Keloğlan murada erecek, Sökülecek Hasbahçenin çitleri Ağlayan nar gülecek!
Rıfat Ilgaz
Ziyaret Günü Notları -I-
Bugün başlıyor asıl çilesi, Namus yüzünden on beş yıl giyen Beşiktaş'lı Ragıp'ın, Bugün tuttu Adana'nın yolunu Iki çocuklu karısı; Seyhan Bar'a kontratlı gidiyor. Kaşlar alındı, saçlar boyandı. Roplar dikildi modaya uygun, Iki çocuk bırakıldı komşuya. Nedir ki masrafı ikisinin, Kazan kazan ver postaya, Altına döndü Çukurova'da başaklar Parmaklığa dayamış alnını Ragıp'ım Bekliyor karısını orta koğuşta Olandan bitenden habersiz.
Ziyaret Günü Notları -II-
Öğretmeni tanımadan Örendi polisi, jandarmayı, Koltuğunda babasının çamaşır paketi Köylü sigarası, üç paket, Bu da kendi armağanı. Ayıplasalar da mahallede yeridir Böyle taşınmasını cezaevine, Parmak kadar çocuğun. Komşuya düşer dedikodusu elbet Kitap yüzünden yatanın: Böylesi hiç geçer mi gazeteye Yil 1944 Babasına bakarsan oralı değil, Varsın diyor, su yolunda kırılsın Bizim su testisi!
Ziyaret Günü Notları -III-
Güngörmüş oğlan şu Fikri, Bilir nasıl karşılanır 3 numaradan Adalet. Ne çıkar üstte yok, başta yoksa, Konyalının ceketi yenicedir, Temel'in pabuçlari biçimli. Uğursuz derler Fatihlinin boyunbağına, -Bir ayda üç hüküm yedi- Böyle günde takılır elbet, Açar çiçek gibi adamı. Güler yüz, tatlı dil Fikri'den, At elin, eyer emanet.
Ziyaret Günü Notları -IV-
Üç kuruş, beş kuruş Harçlık gelir dışardan, Eşten, dosttan, akrabadan. Yalnız Necati içerden çıkarır Genç karısının ekmek parasını. Kalmadi elde avuçta, Buraya düştü düşeli, Bir gençliği kaldı para eder. Şöyle her ziyaret sonu Beş liracık sıkıştırır eline; Her seferinde mahçup, Her seferinde kendinden iğrenir.
Ziyaret Günü Notları -V-
Ters yüzüne çevirdiler kapıdan Tütündeki Seviye'yi. Sarılacak kocasının boynuna Neler anlatacaktı, neler! Şimdi düşünüyor kara, kara: "Ihtilattan men"de ne demek? Gitti havaya gündelik, Bir de gelip görememek!
Rıfat Ilgaz
Yaşıyoruz
Ben ölmedim... Beni öldüremediler de; Yaşıyorum, yaşıyorum işte, At kıçında sinek gibi, Töööbe, töbe! Kapandı yüzümüze dergi kapakları, Bir varmış bir yokmuş olduk sağlığımızda. Şiir... O yosmanın boyuna. Gazete... Gelene gidene başyazı. Ara ki bulasın sayfalarda Şair Rıfaz Ilgaz’ı. Düştükse itibardan Ölmedik ya, yaşıyoruz işte, Yaşıyoruz dedik, yaşıyoruz be, Heeeey, fincancı katırları!
Rıfat Ilgaz
Sularda Güneş Olmak / Rıfat Ilgaz
I
Kıyıda kum çakıl yosun. Gidenlerden Boşuna değil martıların hıçkırığı Köprülerin altından geçen sular var ya Kürsülerde lafını ettiğimiz Biraz da köprülerin üstünden akmalı
II
Yeşilin sarıya dönüşü korkutmasın seni Morarıp silinmesi maviliklerin Kırmızının akıp gitmesi damarlarından İşimiz kolay değil, o denli Kargaların içgüdüsel ölmezliğine inat İnsanca ölebilmeli
III
Ne ilk yaz bulutlarında yıkanan Bir mezar taşısın uzun ömürlü Ne kış güneşinde silkinen selvisin Bir mezarlık değilsin anıların gömüldüğü Yeşilin bitkiselliğini sürdürmeye gelmedin
IV
En güzel sarılarda düşsel Bir ayçiçeği güneşte tek başına Bir de karanlık sularda güneş olmak Bu daha güzel
**********************************
Gökdelen
Yüzyıllarca ışık tutan Bir kadın kıyıda ağlamaklı Yanaklarında öfke Eteklerinde kan Düşmüş gökkuşağı belinden Güneşli bir coğrafyada Çekmiş perdelerini gökdelen Bir bayrak çırpınıyor Takvimsiz bir kasırgada Asya kıyılarında esen Kitapların yazdığından Da önce başladı fırtına Düşürür yıldızlarını tek tek Çaresiz bir bayrak boşluğa
Rıfat Ilgaz (1968)
"Haberler"e şiirle başlıyoruz bu kez... Rıfat Ilgaz'ın, "Gökdelen" şiiriyle, 33 yıl öncesinden "İkiz Kuleler"i yazdığını söylersek, abartmış olur muyuz? Rıfat usta, adını vermiyor ama; "gökdelen"le Amerika'yı kastediyor olmasın sakın? Asya kıyılarında esen takvimsiz bir kasırgada, yıldızlarını bir bir düşüren çaresiz bir bayrak! Şiirin gücüdür bu. Tarihe de şapkasını tersinden giydiren!..
Gökhan Cengizhan Genel Sekreter
|
• 2007-04-20 00:17:56 - şiirleri