AlsahBlog / Sarı Yazma

• 19/10/2006 - RIFAT ILGAZ'IN "SAZINI ÇALANA" ŞİİRİ / KASTAMONU-AÇIKSÖZ GAZ

RIFAT ILGAZ'IN "SAZINI ÇALANA" ŞİİRİ / KASTAMONU-AÇIKSÖZ GAZETESİ- 1928

Sazını Çalana*

Ey zulımette sazıyla haykırıp duran aşık,
Yıldızsız ufuklara, sönük mehtaba yalvarl
Ey mızrabı sazına durmadan vuran aşık
Senin de mi kalbinde sonsuz bir elemin var?

Kim bilir, yarattığın nağmeyi kim dinliyor,
Bı.ı fen ağlıyor kim bilir,,. Hangi kadın?
Hangi aşık kalbini bastırarak inliyor,
Vur mızrabı.. Kalbleri ağlatmaksa maksadın!.

İncecik parmakların telleri inletirken,
Ufuklara dökülsün acıları kalbinin.
Bu sadalar ruhları kanadsın olup diken,
Çıksın sonsuz göklere yaraddığın bir enin!..

İlahidir sazından, yükselen her bir perde,
Bu hülya dolu sesler, bütün kalbleri sular
Yıldızlar titreşiyor bu nağmeyle göklerde,
Çağlıyor kalbin gibi şimdi ırmaklar sular...

Ey yaralı kalblere binbir teselli katan:,
Karanlığa bakarak inle, durmadan inle!
Ey sazıyla ağlayan, ey sazıyla ağlatan,
Zulmetleri parçala coşkun nağmelerinle!..

Gecelerin ruhu da inlesin vur mızrabı,
Kalbinden ızdırabın ördüğü ağ sökülsün.
Aksın hasta ruhlara nağmelerin şarabı:
Vur mızrabı, ağlayan kalbler bir parça gülsün!..

27 Mayıs 2928
Mehmet Rıfat

(* Açıksöz Gazetesi Kastamonu; 2 Temmuz 1928'den Mehmet SAYDUR, Rıfat Ilgaz'lı Yıllar, 2006, s. 86-87)

Oğlum -I-

Ben de düşkündüm oyuna,
Ben de kumları avuçlar
Kazardım tırnaklarımla toprağı,
O zaman da çocuklar oynardı,
Ama benzemiyor bütün oyunlarımız,
Gezdirdim ceplerimde şıkır şıkır
Deniz kokulu taşları,
En güzellerini topladım
Midye kabuklarının.
Saldım bahar rüzgârına
Uçurtmaların en süslüsünü.
Ne kurulunca koşan tramvaylarım vardı,
Ne çekince giden develerim.
Balıklarımızı tanırdım,
Adlarını bilirdim kuşların;
Seçerdim düdüğünden
Limanımıza uğrayan vapurları.
Bilirdim yanık yüzlü kaptanlarını
Denizkızı'nın Selamet'in;
Ben de ayırırdım onlar kadar
Poyrazı karayelden.
Gemiler tanıdım, çift direkli,
Tutmazsa rüzgârı
Açıklarımızda volta vuran gemiler,
Kızardım, limanımızı hiçe sayan
Pake'lere Nemse'lere;
Dalar da silinen dumanlarına
Düşünürdüm uzak limanları,
Uzak limanların çocuklarını.
Senin de var ufak tefek
Kendine göre bildiklerin;
Çeşitli oyuncaklarin yoksa da
Bir saniye de tren yapacak kadar
Kibrit kutuların,
Tecrüben var benden fazla.
Benden üstünsün kuskusuz,
Sigaradan top,
Kutusundan tank,
Kâğıtlarından uçak yapmada!

Rıfat Ilgaz


Oğlum -II-

Sen büyük şehirlerin çocuğusun
Kıyıda köşede büyümedin bizim gibi.
Daha bu yaşta
Tramvaylar, köprüler gördün,
Trenlerde yolculuk ettin,
İndin büyük istasyonlara;
Görgüne sözüm yok.
Ama bakıyorum, rahat değil çocukluğun,
Arabalar yolunu kesiyor,
Tele takılıyor uçurtman.
Akarsuların, tepelerin yok.
Var mı tarlan, yer çilekleri toplayacak,
Bögürtlenlerini otlara dizecek,
Çalılıkların var mı?
Nerelerde gezdireyim,
Hangi çocuk bahçesine götüreyim seni?
İşe gittiğimiz günler,
Yolumuzu gözlüyorsun
Her gün ayrı bir komşunun penceresinden.
Kiminin çöreğini yedin,
Kiminin azarını.
Güzel havalarda arsaya bırakırız,
Bıraktığımız gibi bulmayız seni.
Şu koskoca memlekette,
Yeni vurgunlar bekleyen
Arsalardan başka oyun yeri yok sana;
Büyük şehirlere yakışır
Çocuk bahçeleri yok.
Hangi yurda bırakayım da
Küfürsüz oyunlar öğrenesin,
Hangi hemşirenin ninnisiyle
Yatasın, öğle uykusuna.
Hangi okulda yetiştireyim seni,
İstediğim gibi?

Rıfat Ilgaz


Oğlum -III-

Hiç de meraklı değilsin çiçeğe,
Komşunun saksısını sen kuruttun,
Kopardın penceresindeki gülünü.
Bir sonuç mu çıkarayım bundan
Yeşilliğe düşman diye bizim çocuk?
Gelgelelim öyle düşkünsün ki
Göbekli marullarına Yedikule'nin;
Mevsiminde elinden düşmüyor
Elma gibi domatesler;
Tavşan kadar seviyorsun havucu.
Ben de tutkunum senin gibi
Bursa şeftalisine, Ereğli çileğine.
Sanma soyca hoşlanmıyoruz çiçekten
Güle değil,
Gül düşkünlerine bizim hıncımız.
Biz de gördük haşhaş tarlasını,
Gelincik sanmadık.
Ilgaz'larda topladık çiğdemi,
Edirne'nin gülünü Edirne'de.
Engel olmaz bu bilgimiz
Sümbülden çok sevmemize yeşil soğanı.
Yaşamak için iştahını arttıracak
Şiirler vereceğim sana,
Ne istersen bulacaksın içinde
Bu toprakla ilgili:
Portakallarını göreceksin Dörtyol'un
Mersin silolarında bitlenen
Altın sarısı buğdayları,
Turfandadır diye el süremediğimiz
Çavuşları, kınalıyapıncakları,
Bağı sorulmadan yenilen
Memleket üzümlerini salkım salkım


Rıfat Ilgaz


Oğlum IV

Seni saksıda gül yetiştirir gibi
Yetiştirmedik, tek başına
Bir limonlukta büyütmedik seni.
Kırağı çalmaz diye acı patlıcanı
Salıverdik sokağa;
Düşecektin eninde sonunda
Ilk günlerde çok hırlaştınız,
Sonra sokuldunuz birbirinize,
Kaynastınız karıncalar gibi.
Büyümedin bir dadının dizleri dibinde,
Kucaklarında sütninelerin.
Ne kaf dağındaki peri kızlarına tutuldun,
Ne kurtarmayı düşündün
Sehzadeyi, devler elinden.
Tanımadan Keloğlan'ı
Düştün macuncunun arkasına,
Dolaştın mahalleyi.
Yağmurlu bir günde tanıdın
Göl tutarken bekçinin oğlunu,
Recep'le taşladınız
Atkestanesini, cami avlusunda,
Attınız Emin'le kedi yavrusunu,
Kireç kuyusuna.
Bunlar mahellemizin çocuklari;
Henüz bilmiyorsun,
El tarlasinda koza döşürürken anası
Sıtma nöbetleri geçirenleri,
Kuzuları doğup
Çoban köpekleri ile büyüyenleri,
Iki gözünde heybenin
Çeltiğe giden Yeşilırmak döllerini.
Tanımıyorsun,
Benzi tütün yaprağından soluk
Çocuklarını Sakarya'nın.
Demirindesiniz ayni bıçağın,
Ilerde kucaklasacaksınız, nasıl olsa;
Hazır olsun kalbin onları sevmeye
Daha şimdiden!

Rıfat Ilgaz


Bir Sınavsa Eğer

Girdiğim çıkığım yerler tanıdığımdır
Kapımı çalanlar gece yarılarında
Okunan kararlar yüzüme karşı
Korkmuyorum duygusal bitşlerden
Tükenen kurşun kalemler tanığımdır
Ölümle burun buruna bir gençlik boyu
Sıtmasında vereminde Anadolu'nun
Dönülmez bekleme kamplarında
Suçsa suç sorguysa sorgu hapisse hapis
Yaşamak gezin gözün arpacığın ucunda
Elimde hep böyle ükenen bardak
Yaşamak bir yürek işçiliği günümüzde
Öümün anlamı değşti birden
Eskiden yataklarda beklerdik
Ders mi sınav mı görev mi belli değil
Gelecekse ayakta bulsun dimdik
Açılan bir sorumsuz yalım ateş
Bir karanfildir göğüsümüzde

Rıfat Ilgaz


İçimizden Biri

Eli değnek tutar tutmaz
Çoban oldu;
Sardılar sırtına bazlamayı
Onaltı yıl güne verdi karnını,
Onaltı yıl koyun güttü, kavalsız
İnsanlardan ağayı tanır,
Adını bilmez sorarsan,
Hayvanlardan Karabaş'ı
Günü yetti, bıyığı bitti,
Okundu künyesi,
Gitti, davulsuz zurnasız.

Rıfat Ilgaz


Aydın mısın

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun

kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol

Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alınteri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol

Rıfat Ilgaz


Alişim

Kasnağından fırlayan kayışa
kaptırdın mı kolunu Alişim!
Daha dün öğle paydosundan önce
Zileli’nin gitti ayakları.
Yazıldı onun da raporu:
“İhmalden!”
Gidenler gitti Alişim,
boş kaldı ceketin sağ kolu...
Hadi köyüne döndün diyelim,
tek elle sabanı kavrasan bile
sarı öküz gün görmüştür,
anlar işin içyüzünü!
Üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün
Ağanın davarlarına geçer...
Kim görecek kepenek altında eksiğini
kapılanırsın boğazı tokluğuna.
Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman
beklesin mızrabını.
Sağ yanın yastık ister Alişim,
sol yayın sevdiğini.
Ama kızlar da, emektar sazın gibi,
çifte kol ister saracak!

Rıfat Ilgaz


Biraz Daha Sabır

Gözünü yıldırmasın karakış,
Altında sağlama yatağın,
Hastanede sıran var.
Ne kaldı ki şurada,
Ekim, Kasım, derken Aralık
Sabrın tükenmezse eğer,
Heybelide'sin bahara doğru.
Bilirsin can boğazdan gelir,
Senin neyine şu bakır mangal,
Çıksın çadırcılara...
Bilmem işine yarar mı artık,
Şu duvardaki palto,
Yok işte çalışmaya dermanın!
Hele otursun şu barış yerine,
Sık dişini!
Her şey düzelecek yakında,
Her şey yoluna girecek;
Doktor kapına gelecek,
İlaçlar ayağına.
Bakma kesildiğine terkosun
Şerbet akacak çesmelerden!
Bu sıcağa kar mı dayanır,
Dirilirsin bayrama varmadan,
Kalkarsın ayağa.
Sıtmalı kızının
Doya doya öpersin yanaklarını.
Biraz daha sabır, aslanım,
Biraz daha sabır!

Rıfat Ilgaz


İçelim

İşte bir aradayız!
Sağlığından haber beklediklerimiz yanımızda;
Ve aramızda uzun zamandır
Yüzünü görmediklerimiz!
Kimimiz mahpustan dönmüşüz
Kimimiz sürgünden!
Bu akşam keyfimiz yerinde,
Günlük dertlerimizden sıyrılmışız,
Nasıl kazanıldığını unutmuşuz paranın
Elimiz o kadar açık;
Harcayalım neşemiz için!
İyisi gelsin şarabın,
Yüklü olsun mezeler!
Nöbetçisiz geçiyor akşamımız demek,
Kilitsiz, demir parmaklıksız;
İstersek burda keser konuşmamızı,
Çıkarız kol kola, kelepçesiz.
Dolaşırız canımızın çektiği sokakta.
Özlemini çekmişiz uzun zaman
Dostların ve aydınlığın.
Duymuşuz her çeşit yalnızlığı
Tek başımıza.
İki çift laf etmenin karşılıklı,
Ne demek olduğunu öğrenmişiz.
Konuşalım,
Bir suç olduğunu bilerek her sözümüzün
Güzel günlerin yaklaştığını söyleyelim,
Dört yanımızı kollayarak.
Ne olacak, bilir miyiz birazdan?
Belki hesabı sorulacak neşemizin.
Kaldıralım son kadehleri,
Ayrılalım arkadaşlar,
Ayrılırken öpüşelim!

Rıfat Ilgaz


Biz Taşra Memurları

Kamyondan indiğim gün,
Tanıttılar kahve arkadaşlarımı,
İlk çayı kaymakamdan içtim
İlk sigarayı tapucudan
Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın diye,
O akşam oynadık ilk prafayı,
Kapıgı beş kuruştan
Yemekten sonra çalındı
En güzel plak şerefime!
Dert yanarken gazetelerden
Dört günlük diye en yenisi,
Almaz oluverdik elimize.
Bir kasabanın da bulunur kendine göre
Taze havadisi;
Akşama doğru,
Selami Efendiyi dinle yetişir!
Çok geçmeden bizim de karıştı
Dedikoduya adımız
Benim de merhabasını kolladıklarım oluyor
Yer gösterip kahve ısmarladıklarım.
Bile bile yenildiğim de oluyor
Bizim muhasebeciye;
Maaşımız vilayet bütçesinden,
Pamuk ipliğine bağli mesken bedelimiz
Geçinmeye geldik !
Girince Ihsan Efendi,
Şöyle bir doğrulacaksın ister istemez
Biz seçmezsek de mutemedizdir.
Defter açmışız dükkânında
O bilir tutarını maaşımızın,
Başkandır yüzde yüz bu seçimde
Arkası dağ gibi kaymakama dayalı.
Kapı bir komşumuzdur,
Kurtarır bizim sokağı çamurdan
Hiç olmazsa köşe başına
İki fener olsun astırır
Kaymakam hoş sohbet adam
İyi bektaşi fıkraları bilir.
Hoşlanmasak da güldürür bizi,
Karışmaz girdisine çıktısına kimsenin,
Bayılır horoz dövüşüne
Cami avlusunda kazanılmış
Ne ünlü dövüşler biliriz!
Kendi havasında Burhan Bey
Dayanamaz peynirli pideye;
Kimin yoğurdu kaymaklı
Kimin yağı kekik kokar,
Ona sor!
İşinin ehli adamdır severiz
Esnafa yıkım olmadan,
Ayırır akla karayı...
Şunun şurasında kaç kişiyiz ki,
İste geldik gidiyoruz,
Ne çıkar kötülükten!
Gördün mü sorgu hakimini,
Dünya umurunda değil,
Nesine gerek elin beş keçisi.
Piket tam meslek oyunu
Kim demiş dut yemiş bülbül diye
İste çözüldü dilinin bağı,
Yüzlük kagıt var elinde...
Bu kahvede geldi Bekir Efendi'nin
Emeklilik emri...
Çok iş var daha onda.
Kim ne derse desin, aznifte yok üstüne
Bayılır dört koluna bu oyunun.
Nargilenin marpuçu bir elinde,
İşte öbüründe domino taşları
Sor, eliyle koymuş gibi bilir,
Düşeş kimdedir...
Hele bak, bir domuzluğu var,
Hem dübese yirmi beş yazdıracak.
Hem bağlayacak dört başı
Kolayına mı usta oldu
Tavlada ormancımız;
Altınla ödedi her pulunu teker teker,
Kendi kapısından iyi bilir, Se-yek kapısını
Plaka tutmasına
Hesab-ı cariden fazla yatar aklı
Banka müdürü'nün.
Hani Veznedar da yabana atılmaz
Bakma para sayarken
İki de bir süngere yapıştığına,
Sen hüneri kağıt düzerken gör!..
Kahveden yönetir nüfusçu'muz
Doğumla ölümü.
Can ciğerdir Doktor'la;
Şüphelidir yediklerinin ayrı gittiği.
Başkâtibin çayı kıtlamadır,
Kaymakam'ın gözünün önünde,
Çay bardağında çeker konyağı,
Yudum yudum çaktırmadan;
Küçük yer söz olur!
Hacizde olsa gerek icracı,
Bugünde bulunmadı yoklamada,
Hesabına çek iki çizgi daha,
Kaldırır
Köylere çiımış olacak,
Havalar da soğudu
Hayvanı çift heybelidir,
Benzinsiz çıkılmaz yola.
Hele dönsün, bir âlem yaparız
Komutan'ın evinde;
Yeni plaklarımız da var.
Heybeler boş dönecek değil ya,
Kızarmış iki tavuk olsun bulunur,
Arpalıktan dönüyor!

Rıfat Ilgaz


Mıstabey

Kaşın gözün mü oynuyor,
A Mıstabey,
Bana mı öyle geliyor ?
Nevrin döndü, süzülüverdin.
Gözümüz yok işlerin yolunda doğrusu,
Çıkmadı senin gibisi Safranbolu'dan
Bugüne bugün
İki fırın sahibisin,
Senin düşünmek neyine ?
Haramiler mi çevirdi kervanını,
Gemilerin mi battı Karadeniz'de ?
Hele bak,
Fiy yemiş güvercin gibisin.
Senin ne derdin olur, a Mıstabey,
Ceza kestilerse Çemberlitaş'taki fırına,
Hacı ne güne duruyor tezgahta,
Bilirsin postu vermez ele...
Hele düşündüğün şeye bak,
İpe cekmezler ya adamı
Ekmeğe kul karıştırdı diye;
Şükür bulduğumuza bu kadar...
Yoksa küreğin sapı yüzünden
Başı belaya mı girdi
Saraçhane'deki Rıza'nın ?
Kolay değil fırın işletmesi
Cadde üstünde...
Kesersin bir karış küreğin ucundan
Olur biter...
Rıza mı çekecek eziyeti,
Çeksin kerata,
Şeytan azapta gerek...
Bunlar gelir geçer, Mıstabey,
Üzülmeye değmez.
Çok düşkündün havadise eskiden,
Kaçırmazdın ajansları...
ne meydan muharebeleri vermedin,
Şu kahvenin ortasında,
Moskova'yı kaç kere fethettin.
Sana ne oldu bugünlerde
Radyoya kulak vermez oldun.
Seninkiler ne hale gelmişler
Taşı toprağı toplamışlar Bulgarya'dan
Bırakmışlar Varşova'yı geride,
topyekün kaçıyorlarmış!
Boş oturmamışlar Mıstabey
Ne fırınlar yapmış herifçioğulları
Senin fırınlar halt etmiş yanında,
Kapısından girilir
Bacasından çıkılirmış...
Yaşamadı Mıstabey,
Sana dokunmayan yılan
Bin yıl yaşamadı!
Ne o dalıp gittin, Mıstabey,
Nargilen kül bağlamış!
Neden yorgunsun böyle,
Neden kulakların böyle düşük ?
Boş durduğun yok anlaşılan!
Ne parçalar geldi geçti elinden
Bu karne çıkalı;
Sonunda düştün mü bu çirkefe ?
Sen ne dersen de, Mıstabey,
yaşın kemalini bulmuş,
Bu senin dişine göre değil!
Ama huy çıkar mı can çıkmayınca!
Sakar ökuz titretirken kuyruğu
Varıp başucuna sormuşlar,
Nedir son sözün diye;
Deri mi yüzün de demiş, atıverin
Sarı ineğin üstüne...
Biliriz eski kulağı kesiklerdensin,
Ne söylesek fayda yok,
Arpadan olacak anlaşılan
Atın ölümü!
Hem duşün, Mıstabey,
Sen evli barklı adamsın,
Dile düştün mü Safranbolu'da
İki paralık olur itibarın!
Hani ahbapların ağzında
Bakla da ıslanmaz oldu.
İt değil ki kapatasın ekmekle
Şunun bunun çenesini.
Söz de ele vermişsin sakalı,
Doyurmuşsun gözünü
kürkten bilezikten yana
Şimdi de tutturmuş haspamız
Başımı sokacak ev isterim diye...
Tutkunsun, vereceksin ister istemez;
Gülü seven katlanır dikenine...
Ne yapalım,
Taş attın da kolun mu yoruldu ,
Bağışla gitsin Fatih'tekini!
Amaaaan, Mıstabey,
Bunlar kara kara düşünmeye değmez,
Tazelensin hele nargilen,
Bak keyfine!

Rıfat Ilgaz


Türkçemiz

Annenden öğrendiğinle yetinme
Çocuğum,Türkçe'ni geliştir.
Dilimiz öylesine güzel ki
Durgun göllerimizce duru,
Akar sularımızca çoşkulu...
Ne var ki çocuğum,
Güzellik de bakım ister

Önce türkülerimizi öğren,
Seni büyüten ninnilerimizi belle,
Gidenlere yakılan ağıtları...
Her sözün en güzeli Türkçemizde,
Diline takılanları ayıkla,
Yabancı sözcükleri at

Bak, devrim,ne güzel
Barış,ne güzel
Dayanışma,özgürük...
Hele bağımsızlık
En güzeli,sevgi
Sev Türkçeni, çocuğum,
Dilini sevenleri sev

Rıfat Ilgaz


Remzi

Ne sorayım sana
Kulak dolgunluğu belediklerini mi söylersin
Uyku sersemliği göz gezdirdiğin kitaptan
Akında kalanları mı
Çalışmadın istediğim gibi
Ya komşunun suyunu taşıdın
Çamaşırı yıkarken annen
Ya da beşiğini salladın kardeşinin
Gaz yoktu belki bu gecelik
Şişesi çatlamıştı lambanın
Karşılıksız kalacak sorularım demek

Ama vakti gelince senden öğreneceğim
Makarna verildiğini karneyle
Bulgaryadan gelen kömür motorlarının
Yanaştığını Kumkapı'ya
Kulağına kar suyu kaçan toriklerin
Karaya vurduğunu Boğaz'da
Yaramasa da işimize, kahvenin
Kaca sürüldügünü el atlından
Yaz ortasında bulursun
Hasta için olduktan sonra
Limonun en sulusunu
Mahalle kırılırken uyuzdan
Sen taşırsın kükürtü
Mısır Çarşı'ndan
Kursağına girmese de bulursun
Yumurtanın en tazesini

Her derdine koşarsın mahallenin
Insaflısını verem doktorunun
Dişcinin en ucuzunu
Sen salık verirsin komşulara
Bildiklerin de vardi fazladan
Kalayla çivi üzerine
Biraz daha kurcalarsam
Dökersin içyüzünü nalburların

Benim bilgili becerikli çocuğum
Derse kalktığın zaman
Yüzünün kızarmasi neden
Üstte başta yok diye mi
Utanmak bize düşer çocuğum
Çalışmadığın içinse
Bildiklerin sana yeter
Notun önceden verilmiş
Bilmediğin sahıs zamirleri olsun

Rıfat Ilgaz


Uyusunda Büyüsün

Tüketme nefesini, maviş kızım,
Bildiğin Türkçe kıt gelir masallarıma.
Sözden sazdan anlamazsın,
Kuştan, yapraktan haberin yok.

Biz yaşlılar neler de bilmeyiz,
Hele sen belle dilimizi.
Biliriz de güzel güzel laf etmesini,
Çekiniriz konuşmaktan;
Yazmasını bilir, yazamayız,

Üzme beni yum gözlerini,
Uyutacak ninnilerim yok.
Türküler mi istersin benden,
Bağrıyanık memleket türküleri,
Ne arasın bizde o ses
Islıkla söylenir
Kaçak şarkılar mi istersin;
Bunlar size gelmez
Uykusunu kaçırır çocuklarin.

Sana hazır ninniler söylesem
Bahçeye kurdum desem salıncak,
İnanır mısın?
Ne bahçe var, ne de beşik...
Bir arabacık da mı istemezdi şu asfalt?
Yorganın, yatağın iğreti,
Doğdun doğalı, ne oyun gördün,
Ne oyuncak!

Uyu benim maviş kızım.
Dem geçecek, devran geçecek,
Keloğlan murada erecek,
Sökülecek Hasbahçenin çitleri
Ağlayan nar gülecek!

Rıfat Ilgaz


Ziyaret Günü Notları -I-

Bugün başlıyor asıl çilesi,
Namus yüzünden on beş yıl giyen
Beşiktaş'lı Ragıp'ın,
Bugün tuttu Adana'nın yolunu
Iki çocuklu karısı;
Seyhan Bar'a kontratlı gidiyor.
Kaşlar alındı, saçlar boyandı.
Roplar dikildi modaya uygun,
Iki çocuk bırakıldı komşuya.
Nedir ki masrafı ikisinin,
Kazan kazan ver postaya,
Altına döndü Çukurova'da başaklar
Parmaklığa dayamış alnını Ragıp'ım
Bekliyor karısını orta koğuşta
Olandan bitenden habersiz.


Ziyaret Günü Notları -II-

Öğretmeni tanımadan
Örendi polisi, jandarmayı,
Koltuğunda babasının çamaşır paketi
Köylü sigarası, üç paket,
Bu da kendi armağanı.
Ayıplasalar da mahallede yeridir
Böyle taşınmasını cezaevine,
Parmak kadar çocuğun.
Komşuya düşer dedikodusu elbet
Kitap yüzünden yatanın:
Böylesi hiç geçer mi gazeteye
Yil 1944
Babasına bakarsan oralı değil,
Varsın diyor, su yolunda kırılsın
Bizim su testisi!


Ziyaret Günü Notları -III-

Güngörmüş oğlan şu Fikri,
Bilir nasıl karşılanır
3 numaradan Adalet.
Ne çıkar üstte yok, başta yoksa,
Konyalının ceketi yenicedir,
Temel'in pabuçlari biçimli.
Uğursuz derler Fatihlinin boyunbağına,
-Bir ayda üç hüküm yedi-
Böyle günde takılır elbet,
Açar çiçek gibi adamı.
Güler yüz, tatlı dil Fikri'den,
At elin, eyer emanet.


Ziyaret Günü Notları -IV-

Üç kuruş, beş kuruş
Harçlık gelir dışardan,
Eşten, dosttan, akrabadan.
Yalnız Necati içerden çıkarır
Genç karısının ekmek parasını.
Kalmadi elde avuçta,
Buraya düştü düşeli,
Bir gençliği kaldı para eder.
Şöyle her ziyaret sonu
Beş liracık sıkıştırır eline;
Her seferinde mahçup,
Her seferinde kendinden iğrenir.


Ziyaret Günü Notları -V-

Ters yüzüne çevirdiler kapıdan
Tütündeki Seviye'yi.
Sarılacak kocasının boynuna
Neler anlatacaktı, neler!
Şimdi düşünüyor kara, kara:
"Ihtilattan men"de ne demek?
Gitti havaya gündelik,
Bir de gelip görememek!

Rıfat Ilgaz


Yaşıyoruz

Ben ölmedim...
Beni öldüremediler de;
Yaşıyorum, yaşıyorum işte,
At kıçında sinek gibi,
Töööbe, töbe!
Kapandı yüzümüze dergi kapakları,
Bir varmış bir yokmuş olduk sağlığımızda.
Şiir... O yosmanın boyuna.
Gazete... Gelene gidene başyazı.
Ara ki bulasın sayfalarda
Şair Rıfaz Ilgaz’ı.
Düştükse itibardan
Ölmedik ya, yaşıyoruz işte,
Yaşıyoruz dedik, yaşıyoruz be,
Heeeey, fincancı katırları!

Rıfat Ilgaz


Sularda Güneş Olmak / Rıfat Ilgaz

I

Kıyıda kum çakıl yosun. Gidenlerden
Boşuna değil martıların hıçkırığı
Köprülerin altından geçen sular var ya
Kürsülerde lafını ettiğimiz
Biraz da köprülerin üstünden akmalı

II

Yeşilin sarıya dönüşü korkutmasın seni
Morarıp silinmesi maviliklerin
Kırmızının akıp gitmesi damarlarından
İşimiz kolay değil, o denli
Kargaların içgüdüsel ölmezliğine inat
İnsanca ölebilmeli

III

Ne ilk yaz bulutlarında yıkanan
Bir mezar taşısın uzun ömürlü
Ne kış güneşinde silkinen selvisin
Bir mezarlık değilsin anıların gömüldüğü
Yeşilin bitkiselliğini sürdürmeye gelmedin

IV

En güzel sarılarda düşsel
Bir ayçiçeği güneşte tek başına
Bir de karanlık sularda güneş olmak
Bu daha güzel

**********************************

Gökdelen

Yüzyıllarca ışık tutan
Bir kadın kıyıda ağlamaklı
Yanaklarında öfke
Eteklerinde kan
Düşmüş gökkuşağı belinden
Güneşli bir coğrafyada
Çekmiş perdelerini gökdelen
Bir bayrak çırpınıyor
Takvimsiz bir kasırgada
Asya kıyılarında esen
Kitapların yazdığından
Da önce başladı fırtına
Düşürür yıldızlarını tek tek
Çaresiz bir bayrak boşluğa

Rıfat Ilgaz (1968)

"Haberler"e şiirle başlıyoruz bu kez... Rıfat Ilgaz'ın, "Gökdelen" şiiriyle, 33 yıl öncesinden "İkiz Kuleler"i yazdığını söylersek, abartmış olur muyuz? Rıfat usta, adını vermiyor ama; "gökdelen"le Amerika'yı kastediyor olmasın sakın? Asya kıyılarında esen takvimsiz bir kasırgada, yıldızlarını bir bir düşüren çaresiz bir bayrak! Şiirin gücüdür bu. Tarihe de şapkasını tersinden giydiren!..

Gökhan Cengizhan
Genel Sekreter

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

• 2007-04-20 00:17:56 - şiirleri

Yazan: bratz
ne güzel şiirler yamışsınız çok beğendim ben şentepe ilk öğretim okulunda okuyorum bizim kitabımıza türkçemiz şiiri vardı çok şaşırdım ama şiirlerinizi çok beğendim:)))
Bağlantı

Hakkımda

"1940 Toplumcu Kuşağı" Şairlerinden Ve "Rıfat Ilgaz Arşivi"nden Seçilmiş Yazılar, Şiirler, Öyküler, Değerlendirmeler, Eleştiriler, Anılar, Etkinlikler...

Son yazılar

Eflatun Nuri: BİZ HEYBELİDE...
Rıfat Ilgaz / Filmografi
YORGUN DUDAKLI KADINLAR
KASTAMONU GÖLKÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARININ 2009 BULUŞMASI
"Meraklısına..." Attila İlhan Şiirleri
Arşiv 2006: AlsahBlog/SarıYazma
Türk tiyatrosu yasta: Metin And öldü
MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER
Homeros'u yaşatan vadide: Bornova
Ankara'dan emir gelince kutlanamayan bir Hıdırellez...
“Pes Etmek Yakışmaz Bir Şairin Karısına”
SEVENLERİ REHA MAĞDEN’İ UNUTMADI
MEDENİYETE YÜRÜYÜŞ’E DEVAM
ÖNER YAĞCI İLE “Roman AşKıyla” ÜZERİNE SÖYLEŞİ
CANA AKDAL’IN ŞİİRLERİ
‘Vefa hâlâ sözlüklerdeymiş”
AYDIN DOĞAN İLE HAKKI ÖZKAN ÜZERİNE
2008 ÜMİT KAFTANCIOĞLU ÖYKÜ ÖDÜLÜ
Aydın Hatipoğlu ile 1960 Kuşağı Üzerine
YAYINCILIK EMEK İŞİDİR
GİDE GİDE CİDE 2005 2 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
GİDE GİDE CİDE 2005 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
İlgaz sempozyumu kitap ve CD oldu
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
AliŞahin'inBloknotu'ndan
Güldeste/ EnGüzelAtatürkŞiirleri/ Seçki
KastamonuNet (Blogcu)
ÖykülerÖykücüler
RomanYazıları
ŞiirlerŞairler
YedinciSanat
EdebiyatGündemi
SarıYazma/RıfatIlgazArşivi'nden
E-Edebiyat
Esintiler
ÇocukVeEdebiyatı
Esintiler'den...
UzunİnceBirYol
TaşköprüdenSesleniş
GündenGüne
E-EdebiyatBenimBlog
UmudaYolculuk
Taşköprü'nün Taş-köprüsü
DersimizEdebiyat2
DersimizEdebiyat

Kategoriler

Arkadaşlar

yeniedebiyat
alisahin37
hasan37
yedincisanat
guldeste
kastamonunet
oykuleroykuculer
romanyazilari
siirlersairler
ayassun
sevgidamlalari
handangokcek2
tulaybilgin
Nurşen Görşen
kaybolusculuk
sevilla
umitzeynep
esevcanca
gulcanca
emeginsanati
sahinsah
passions00
yeniguneturku
alsahindex
kalenderyemeksalonu
yorumsizin
http://alsahblog.blogcu.com/ Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa