15 06 2007

Rıfat Ilgaz doksan yaşında / Mehmet SAYDUR

Rıfat Ilgaz doksan yaşında / Mehmet SAYDUR
Kategori: Inceleme

Aydınlanmanın bedelli ustasının doğum günü bugün sekiz büyük kentte kutlanıyor

Rıfat Ilgaz doksan yaşında *Topluma adadığı yaşamından ve aydınlık tohumlarından başka kendisi için edindiği bir şeyi olmamıştı. Uzun yaşamı sayesinde son yıllarında halkından aldığı ödüllerle mutluluğu tattı. Adı sokaklara, caddelere, meydanlara, bulvarlara, kütüphanelere, kültür merkezlerine verildi.

MEHMET SAYDUR

7 Mayıs 1911 Salı günü doğan Rıfat Ilgaz tam doksan yaşına bastı.

Ilgaz, doksan yıl önceki Balkan ve I. Dünya Savaşı'nın acılı ortamında büyümeye başladı. Savaşlar, çocuk Mehmet Rıfat 'ın yanıbaşındaydı. En büyük ağabeyi İsmail Çanakkale'de savaşıyordu. Yaralanıp Cide'ye gelmese, onu tanıyamayacaktı bile. Bir süre sonra İsmail, Hemadan'da şehit düşmüş; ta oralardan kılıcı gelmişti.

''(...)

Bir resim kalmıştı ondan konsolun gözünde

Kim bilir nerelerdedir kılıcı?

Aynalıçarşı'da değilse, Çanakkale içinde,

İstanbul'da Kapalıçarşı'dadır.

(Talimlerimiz/Kulağımız Kirişte)

İlkokul günlerinde kardeş acısının sıcaklığına komşu çocuklarının acıları da eklendi. Kurtuluş Savaşı başlamıştı bu kez de... Yeni gelen Harbiye'li başöğretmen Hilmi (Erdem) Bey, Cide'de ''İstihbarat Odası'' kurmuştu. Rıfat da bir şeyler yapmalıydı. Henüz dokuz yaşında burada ajans haberlerini kopya ederek ilk kez ezilen tarafın yanında eylemli olarak yerini alıyordu.

''... Halkın istilacılara karşı açtığı savaşın bütün haberlerini ayrıntılarına kadar karbonlu kâğıtların üstünden bastıra bastıra kalem yürütüp çoğalttım. Yalı'dan cephane taşıyan yürekli gemicilerin takalarını yüzdürdüm. Yunan gemileri tarafından sıkıştırılanları karaya çektim. Hemşerim Rahime Kaptan'ı da öbür kaptanlarla birlikte bu günlerde tanıdım...'' (Cart Curt, s. 18).

'İstersen zurnacı ol, ama iyi çal'

Rıfat Ilgaz'ın kişiliği böylesine direnme ve karşı koyuş ortamında oluştu; Kurtuluş Savaşı kültürüyle mayalandı. Bu hızla Temmuz 1923'te henüz on iki yaşında ''Rahime Kaptan'' ın romanını yazmaya başladı. Bir yıl sonra da ikinci roman denemesine girişti.

''... Hırsızı Beşiktaş'tan tramvaya bindirmiş, Üsküdar'da indirmiştim. İstanbul'u bilen Nizami, okumuştu da katıla katıla gülmüştü...'' (Sarı Yazma, s. 113).

Bir yandan Hababam Sınıfı olaylarını yaşadığı Kastamonu'da bir yandan da şiir denemelerine başlamıştı. Babası bu duruma pek sevinmemiş; mektubunda bir uyarıda bulunuyordu:

''... Oğlum, ben senin mühendis, doktor olmanı düşünüyordum. Sen kalktın şair oldun, yazar oldun. Ne istersen ol, karışmam, ama neyi iyi yapacağına aklın yatıyorsa onu yap. İstersen zurnacı ol, ama zurnayı en iyi biçimde çal!...''

Artık ona düşen görev yazarlık alanında zurnayı en iyi çalabilmekti. Bu hızla yazdığı ''Sevgilimin Mezarında'' şiiri ilk yayımlanan ürünü oldu. Şiir, 27 Temmuz 1927 günlü Kastamonu Nazikter gazetesinin birinci sayfa sağ üst sütununda yayımlandı. 2 Temmuz 1928 günlü Açıksöz gazetesinde yayımlanan ''Sazını Çalana'' şiiri ise ses getirdi. Kastamonu'ya gelen Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati ve şair Faruk Nafiz gazetede gördükleri bu şiiri beğenmiş, şairi ile tanışmak istemişlerdi. Necati Bey onu kutlarken öğretmenlere dönmüş, şöyle demişti:

''... Bu gibi şairler çok lazım bize. Sazını çalanlara seslenirken memleket halkına da seslenmesini bilen şairler istiyoruz biz...''

Cezaevi ile ilk tanışıklığı 1944'te oldu

Atatürk döneminde Mustafa Necati Bey gibi bakanlar, devlet yöneticileri vardı. Şairler, yazarlar büyükelçi yapılıyordu. Yazık ki Atatürk erken öldü. Üstelik 1938'de yalnızca Atatürk ölmedi; daha neler öldü, neler... Yitikler ileriki yıllarda birbirini izledi. Olumsuz gidiş şaire, yazara, aydına erkenden yansıdı. 1942'lerde Yürüyüş dergisi ve ilk şiir kitabı Yarenlik 'teki şiirleri ile ''toplumcu-gerçekçi kırk kuşağı'' nın kurucuları arasında yer aldı, ama 1944'te çıkan Sınıf kitabı 25 gün sonra Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı. Ilgaz da sınıftan ve öğretmenlikten atıldı. Cezaevi ile bu ilk tanışıklığıydı. Gelgelelim arkası kesilmeyecek, tam otuz yedi yıl boyunca en sık mekânı olacak; ömrünün 5 yıl, 5 ay, 25 günü bu kapalı kapılar ardında geçecekti.

1946'da ülkemize yeniden girmeye başlayan ABD emperyalizmine iktidarı muhalefeti kucak açınca, içlerinde duyumsadıkları tam bağımsızlık tutkusundan ve aydın olma sorumluluğundan hareketle, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte mizah silahına sarılarak Marko Paşa muhalefet gazetesini çıkardılar.

''... Bu işte hangi menfaatların oyunu var? Dünyayı bir ahtapot gibi sarmaya çalışan emperyalist sermayenin kucağına atılmak, milletin alın terini dolara ve sterline satmak isteyenler kim? Gözü doymaz paranın bu korkunç taarruzu karşısında milletini ve vatanını seven her namuslu insan sesini yükseltmeye mecburdur.

Çünkü bir memlekete girip yerleşen yabancı sermayeyi çıkarıp atmanın, yabancı orduları sürüp denize dökmekten çok daha güç olduğunu, biz Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçıları herkesten iyi biliriz...'' (Marko Paşa 2.12.1946, sayı: 2).

Yazıları geçerliliğinden bir şey yitirmedi

Gazeteleri toplatıldı, kendileri ikide bir içeri atıldılar. Yılmadılar. Dışarıda kalan, yeni paşaları çıkardı: Merhum Paşa, Malûm Paşa, Alibaba, Yedi-Sekiz Paşa, Hür Marko Paşa.. Bu gazetelerdeki yazılar elli yılı aşkın bir süre sonra bugün de geçerliliğinden bir şey yitirmiş değildir. Üstelik, bugün yazılmışçasına daha da anlam kazanmıştır:

''... Her gün gazetelerde okuyoruz. Sağlık işlerimizi düzenlemek için Amerikalı mütehassıs geldi. Bütçeyi hâlâ yola koymak için mister bilmem ne geldi. Madenleri aramak ve işletmek için Amerikalı heyet geldi.

Peki amma, sizin vazifeniz nedir baylar? Açık konuşalım. Ayıp değil a! Gücümüze gidiyor, kanımıza dokunuyor. Oldu olacak, çekilin bari, Amerikalılar idare etsin bizi. Naylon diş fırçası gibi, sıkıştık mı Amerikalı bakan da ithal edelim, olsun bitsin...'' (Merhum Paşa, 29.10.1947, s: 3) (*).

1948'de Bakanlar Kurulu bir kez daha Rıfat Ilgaz için toplandı ve yeni çıkan Yaşadıkça şiir kitabı toplatıldı. 1952'de çıkardığı Adembaba dergisindeki yazıları yüzünden ''yedi dosyalı'' dava açıldı. Adı ''yasaklı'' oldu. Babıâli patronları yazılarını koymadılar. O da ekmeğini dizgicilikten kazandı.

''Kapandı yüzümüze dergi kapakları

Bir varmış, bir yokmuş olduk sağlığımızda

Şiir... O yosmanın boyuna.

Gazete... Gelene gidene başyazı.

Ara ki bulasın sayfalarda

Şair Rıfaz Ilgaz'ı

(...)''

(*) Marko Paşa gazeteleri incelenerek hazırlanan 'Marko Paşa Gerçeği' adlı kitabımız Çınar Yayınları'ndan çıkmak üzeredir.


İyi ki doğdun sevgili Ilgaz!

Sen hep yaşayacaksın...

 

Cumhuriyet, 07 MAYIS 2001

02:37 - 6/2/2006

0
0
0
Yorum Yaz