15 06 2007

Öner Yağcı'nın "Markopaşa Kitapları" Yazısına Mehmet Ergün&#

Öner Yağcı'nın "Markopaşa Kitapları" Yazısına Mehmet Ergün'den Cevabi Yazı/ Mehmet ERGÜN
Kategori: Elestiri

Markopaşa üzerine söz alırken

 

Öner Yağcının "Markopaşa Kitapları" üzerine değerlendirmesine Mehmet Ergün'den cevabi bir yazı geldi. Aşağıda sunuyoruz

 

MEHMET ERGÜN

Öner Yağcı, "Markopaşa'yı Günümüze Getiren Kitaplar" başlıklı yazısının bir yerinde, "Markopaşa olayı ilgili olarak yazılan onlarca makalenin dışında, dönemle ilgili birçok araştırmada ve anılar demetinde olayın gerçekliği konusunda yeterli ölçüde olmasa da çalışmalar yapıldı" diyor. Ardından da bu yargının yönlendiriciliğinde Markopaşa ile ilgili/ ilişkili üç kitabı ele alıyor. Ama "siyasal ve yazınsal tarihimize tutulan önemli bir ışıldak", "olayın aydınlatılmasına yeni bir katkı" olarak nitelendirmesine karşın, onları da yeterli bulmadığını ve "Markopaşa'ların daha yeni çalışmaları beklediğini" belirtiyor.(1) Bu değerlendirmeleri yaparken Markopaşa ile ilgili çalışmalarda gördüğü yetersizliklerle giderilmeleri için yapılması gerekenlere değinmiyor. Ama o sözleri söyleyecek konumda olduğunu duyumsatan bir dil kullanmaktan da geri durmuyor.

Yağcı'nın Markopaşa'ya ilişkin olarak "bir bilen" edasıyla söyledikleri üzerinde durmak gerekiyor.

Hangi Markopaşa?

Yağcı, tek bir Markopaşa'dan söz ediyor. Ona göre bu derginin serüveni 25 Kasım 1946'da başlıyor ve 1950'lerin Hür Markopaşa'larına, Medet'lerine ulanıyor. Şöyle yazıyor

"...ilk sayısı 25 Kasım 1946'da 6000 basılarak yayımlanan (daha sonra tirajı 60.000'e ulaşan) haftalık Markopaşa'dan başlayıp Merhumpaşa, Malumpaşa, Ali Baba'nın serüveniyle devam ederek Sabahattin Ali'nin öldürülmesinden sonra Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'ın Başdan, Hür Markopaşa, Yedi-Sekiz Paşa (Yedi-Sekiz Hasan Paşa olacak - M.E.) Medet, Öküz Mehmet Paşa adlarıyla sürdürdükleri 'yeni Markopaşalar'..."

Ortada bir değil, iki Markopaşa var oysa. "İlk"i Sabahattin Ali ile Aziz Nesin'ce çıkarılıyor ve Sabahattin Ali'nin yönlendiriciliğinde yayın yapıyor. "İkinci"si ise "İlk"inin kapatılmasından yaklaşık on ay, yönlendiricisi Sabahattin Ali'nin öldürülmesinden de yaklaşık yedi ay sonra Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa'nın yazgısında karanlık bir yeri bulunan Orhan Erkip üçlüsünce çıkarılıyor.

Serüveni haklı olarak bir söylence gibi anlatılan, haftalık baskı sayısını altı binden altmış bine çıkaran, "provokasyon"a uğrayan, egemen güçlerin o momentteki "temel tercihleri"ni sorgulayan ve onlara karşı çıkan, Yağcı'nın dili ile söyleyelim, "siyasal tarihimizin aydınlatılması gereken bir döneminin (...) en anlamlı, en ilginç olaylarından, basın tarihimizin en direngen adlarından biri" olan dergi "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa'dır.

"İkinci" ("Sabahattin Ali'siz") Markopaşa'nın ne böyle bir "siyasal duruşu" var, ne de "İlk"ininkiyle karşılaştırılabilecek bir "kitleleşme" başarısı. "İkinci" ("Sabahattin Ali'siz") Markopaşa, Sabahattin Ali'nin başyazıları çıktıktan sonra "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa'dan geriye kalan ne ise odur.(2)

Aradaki ayrımın görülmesi için şu kadarını belirtmekle yetinelim; "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa'nın belgeliğinden çalınan Sabahattin Ali'nin yazdıklarının dışındaki yazılarla, Sabahattin Ali'nin yanı sıra, o yazıları yazanların da "vatan haini", "Moskova'nın ajanı", "satılmış"... gibi oldukça ağır nitelemelerle suçlandıkları, karşıt amaçlı bir dergi ("Sahte" Markopaşa) çıkarılabiliyor!

"İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa ile "İkinci" ("Sabahattin Ali'siz") Markopaşa'yı özdeşleştirmek ve aynı sürecin iki evresi olarak görmek, "İlk"inin "siyasal ve mizah tarihimiz"deki yerini bulanıklaştırmakla kalmıyor, bir başka yanlışa daha kapı aralıyor.

Markopaşa'nın yaratıcıları

Katkıda bulunan öteki adları anmakla birlikte Yağcı, üç temel "yaratıcı"dan söz ediyor Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz

"Yaratıcılarının adı bile (Markopaşa'nın) ülkemiz toplumsal tarihi çin önemini gösteriyor

(...) trajik ölümüyle de edebiyat tarihimizde özgün bir yeri olan Sabahattin Ali... Çağımızın Nasrettin Hocası, (...) öncü aydın kimliğiyle varolup üretkenliği, korkusuzluğuyla örnek alan (...) Aziz Nesin... Sınıf adlı şiir kitabıyla başladığı yazarlık serüveninde klasikleşen Hababam Sınıfı'yla yaygın bir ün kazanan, (...) 1940 Kuşağı'nın örnek yazarlarından biri olan Rıfat Ilgaz..."

Serüveni haklı olarak bir "söylence" gibi anlatılan "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa iki "kurucu"su var oysa Sabahattin ve Aziz Nesin. Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali'nin damgasını taşıyan 36 sayılık "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa serüveninin sonuncu sayısında derginin "Sahibi ve Yazıişlerini Fiilen İdare Eden"i olarak yer alıyor.(3) Nitekim Rıfat Ilgaz da, "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa ile ilişkisine değindiği konuşma ve yazılarında, eleştiri gerektirecek ölçüde bulanık ve dolambaçlı bir anlatımla bile olsa, bundan fazlasını söylemiyor. Öyle olmuş olmasını istemesine karşın, öyle olmadığı için "talep etmeye" kalkışmadığını Rıfat Ilgaz'a vermek hem "Markopaşa Olayı"nı içinden çıkılmaz dolambaca dönüştürmek, hem de Aziz Nesin ve özellikle de Sabahattin Ali'ye haksızlık etmek olur. Araştırmacıya düşen, kişinin katıldığı oluşumdaki "yerini belirlemek"tir, ona "yer bağışlamak" değil! Bu noktayı atlamak, sonraki yıllarda ortaya çıkacak olan Aziz Nesin ve özellikle de Sabahattin Ali'ye haksızlık etmek olur. Araştırmacıya düşen, kişinin katıldığı oluşumdaki "yerini belirlemek"tir; ona "yer bağışlamak" değil! Bu noktayı atlamak, sonraki yıllarda ortaya çıkacak olan Aziz Nesin-Rıfat Ilgaz anlaşmazlığının doğru okumasını da güçleştiriyor.

Aziz Nesin ile Rıfat Ilgaz

"İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa ile "İkinci" ("Sabahattin Ali'siz") Markopaşa'yı özdeşleştiren Yağcı, sonrası için de, "...Sabahattin Ali'nin öldürülmesinden sonra Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'ın Başdan, Hür Markopaşa, Yedi-Sekiz Paşa, Medet, Öküz Mehmet Paşa adlarıyla sürdürdükleri 'yeni Markopaşalar'..." diye yazıyor.

"İkinci" ("Sabahattin Ali'siz") Markopaşa'yı birlikte çıkartmalarına ve kısa ömürlü Yedi-Sekiz Hasan Paşa'da "kalem arkadaşlığı" yapmalarına karşın Aziz Nesin ile Rıfat Ilgaz, Yağcı'nın sözünü ettiği süreç boyunca birlikte hareket etmiyorlar, tam karşıtı bir daha kesişmemek üzere yollarını ayırıyorlar.

Rıfat Ilgaz, önce, "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa'yı "provoke eden" Orhan Erkip'le, sonra da (6. sayıdan başlayarak) tek başına Hür Markopaşa'yı çıkarırken, Aziz Nesin Hür Markopaşa'ya katılmıyor ve kısa ömürlü Bizim Paşa ile Öküz Mehmet Paşa girişimlerinin ardından Medet'e kadar susuyor.

1950'ye gelindiğinde Rıfat Ilgaz, Hür Markopaşa'yı, "Yeni Seri" nitelemesi ile yeniden çıkarmaya (27 Mart 1950) başlıyor. Ama Aziz Nesin ona da katılmıyor. Medet'i (23 Nisan 1950) başlıyor. Kapanıncaya kadar da iki dergi yan yana yayımlanıyor.

Aziz Nesin, gerek Medet'in başlığı altında verdiği bilgi ve gerekse ilk sayıda yaptığı açıklama ile, "Markopaşa Geleneği"nin temsilci ile sürdürücüsünün kendisi olduğunu belirtiyor; Rıfat Ilgaz'ı "Markopaşa Geleneği"nin dışında tutuyor

"İlk sayısını sunduğumuz 'Medet' gazetesi ilk sayısı 4 yıl evvel çıkmış olan Markopaşa ve ondan sonraki Merhumpaşa, Malûm Paşa, Ali Baba, Bizimpaşa, Yedisekiz Hasanpaşa, Öküz Mehmet Paşa gazetelerinin devamıdır.

Dört senede ağırlıklı olarak 60 sayı çıkabilen bu gazeteler sekiz isim, dokuz matbaa, yedi neşriyat müdürü değiştirmek zorunda kalmıştır. Ve bu gazeteler aleyhine açılan 16 davadan, yazarlarının mahkûm edildikleri müddetin yekûnu sekiz sene iki buçuk ayı buldu.

Her hapse girişimiz, yahut sürgüne gidişimiz, düşmanlarımıza, bazen de dost olarak tanıdıklarımıza fırsat verdi.

Sıkı Yönetim Mahkemesince Amerikan aleyhine yazdığım bir broşürden ötürü mahkûm edilmiş bulunmam yüzünden neşriyat müdürü olamıyordum.

İşte bu, başkalarına imkân buldukça gazeteyi çıkartmak ve benim gazete ile olan maddî manevî alâkamı kestirmek fırsatını verdi. Hiçbir zaman muvaffak olamadılar, fakat muvaffak olan bir işi rezil etmekte muvaffak oldular.

Bütün bu olayları, umumî efkân önünde açıklamaya beni mecbur edenler arasında dostlarımın da bulunmuş olması, en büyük üzüntümdür."(4)

Aziz Nesin ile Rıfat Ilgaz'ın, bir daha kesişmemek üzere, yollarını ayırdıklarının en önemli göstergesi bu sözler oluyor.

Peki ya "provokasyon"?

Yağcı, yazısının bir yerinde, "Markopaşa'nın (...) ikinci döneminin, 'sahte' Markopaşa olayının" diye bir ifade kullanıyor. Böylece de "Sahte" Markopaşa'yı, "Markopaşa'nın "ikinci dönemi" olarak nitelendirmiş oluyor. Oysa "Sahte" Markopaşa yayımlanırken, "Gerçek" Markopaşa da, Merhumpaşa adı altında yayını sürdürüyor. Dolayısıyla da Yağcı, bir oluşumun yan yana yürüyen iki dönemi olabileceğini ileri sürmüş oluyor. Bu "ilginç" yaklaşımın gerisinde ise çok daha önemli bir olgunun atlanması yatıyor.

Daha önce yayımlanan bir yazımda da belirttiğim gibi "Sahte" Markopaşa Olayı, basit bir "sahtecilik" değil, bir "provokasyon"dur.(5) Böyle olduğunu "Sahte" Markopaşa (ve "Sahte" Malûmpaşa) sayıları haykırarak söylüyor zaten. Ama "provokasyon"u gerçekleştiren ve Sabahattin Ali öldürüldükten sonra Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la birlikte "İkinci" ("Sabahattin Ali'siz") Markopaşa'yı çıkaracak olan Orhan Erkip de açık açık yazıyor bunu

"...Malûmpaşa gazetelerinin sahip ve neşriyat müdürü bizdik ve bizim için çok bayağı olan bu işi, bir gayei mahsusla üzerimize aldık. Maksadımız bu sefillerin ne olduklarını herkese ilan edip içyüzlerini açığa vurmaktı. Tekrar edelim ki bu alçak heriflerle mücadele etmeyi, kendi vasıtaları ile kendilerine darbe vurmayı bu memleket üzerine titreyenler için bir vazife olduğuna inanarak bu işe teşebbüs ettik ve muvaffak olduk. Malûmpaşa'nın altıncı sayısı bunun parlak bir delilidir."(6)

"Sahte" Markopaşa'nın aynı sayısında yer alan bir başka yazıda bu görüş bir kez daha yineleniyor

"...eski Markopaşa ve Malûmpaşa gazeteleri, Komünist propagandası yapan bazı sefil ve satılmış kimselerin zaman zaman muhtelif Paşa'lı isimler altında çıkardıkları gazetelerdir.

Bu vaziyet hemen hemen herkesin malûmu olmakla beraber, biz bu vatansızların maskelerini aşağı almak, içyüzlerini memleket umumî efkârına bildirmek gayesiyle içlerine girdik, tam beş hafta dişimizi sıkarak sabrettik, kâh kendimizi sosyalist, kâh komünist ve nihayet bolşevik göstererek moskof köpeklerinin esrarına vakıf olduk.

Bütün hareketlerini Kızıl Rusya'nın emirlerine göre ayarlayan bu namussuzlarla yapılacak bir tek iş kalıyordu. Daha doğrusu bir vazife. Kendi vasıtalarıyla kendi esrarlarını millete anlatmak. Bunun içindir ki hepsinin, gerek Malûmpaşa ve gerekse Markopaşa ile olan alâkalarını tamamen kestik. Daha doğrusu müstahak oldukları muameleyi yaptık yani bu memleket ve millet düşmanlarını kovduk."(7)

Görüldüğü gibi ortadaki, sözcüğün gerçek anlamı ile tam bir "provokasyon". "Sahte" Markopaşa, kuşkuya yer bırakmayacak bir seçiklikte "özel amaç"tan (gaye-i mahsus), "içlerine gir"mekten, "diş (...) sık(arak) sabret"mekten, "kendi vasıtalarıyla (...) esrarlarını millete anlatmak"tan... söz ediyor. Bu tutumun siyasal yazındaki adı ise, "provokasyon"dur. Onu sıradan bir "sahtecilik olayı" gibi sunmaya çalışmak da, ona gereken önemi vermemek de "Markopaşa Gerçeği"ni yanlış sunmak olur. Yağcı, bu önemli gerçeği (ve içerdiği sorunları da) atladığı için, "Sahte" Markopaşa'yı, Markopaşa'nın "ikinci dönemi" olarak sunabiliyor. Sormak gerekiyor "Provokatif" bir girişim, çökertmeyi amaçladığı ve çökerttiği "yapı"nın "yeni dönemi" olarak nasıl nitelendirilebilir?

Serüvenine kan bulaşmış bir dergi

Yağcı'nın "bir bilen" edasıyla söyledikleri, tarihi bilinçli olarak arapsaçına çevrilerek içinden çıkılmaz duruma getirilen "Markopaşa Olayı"na açıklık getirmekten uzak gözüküyor. "Durultucu" olmaktan çok, "bulanıklaştırıcı" bir işleve aday söyledikleri. "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa ile "İkinci" ("Sabahattin Ali'siz") Markopaşa'yı özdeşleştirmesi ve onlardan tek dergiymişler gibi söz etmesi; "İkinci" ("Sabahattin Ali'siz") Markopaşa'yı birlikte çıkaran Aziz Nesin'le Rıfat Ilgaz'ın yollarını ayırdıklarını görmezden gelmesi ve işbirliklerinin 1950'lerin Hür Markopaşa'sı ile Medet'inde bile sürdüğünü ileri sürmesi; "provokasyon"u atlayarak "Sahte" Markopaşa'yı, "provoke edilen yapı"nın, "İlk" ("Sabahattin Ali'li") Markopaşa'nın bir öğesi olarak sunması... bu olasılığı da beraberinde getiriyor.

Öyle gözüküyor ki Yağcı, çıkış noktası yaptığı kitapları bile, hadi okumamış demeyeyim, gereği gibi okumamış. "Markopaşa Gerçeği"den söz ederken, "...Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz Başdan, Hür Markopaşa, Yedi-Sekiz Paşa, Medet, Öküz Mehmet Paşa adlarıyla sürdürdükleri 'yeni Markopaşalar'ı ve taklitlerini de büyük bir titizlikle inceleyerek..." diyor çünkü Saydur için. "Markopaşa Gerçeği"nde ne Medet "büyük bir titizlikle" inceleniyor oysa, ne de Öküz Mehmet Paşa'nın varlığı kabul ediliyor.

Gerçekten de Saydur, "büyük bir titizlikle" yapılıp yapılmadığı bir yana, Medet'i incelemiyor. Rıfat Ilgaz'ı "Markopaşa Geleneği" dışında tutan Aziz Nesin'le ödeşmek için yalnızca ilk sayısını ele alıyor.

Öte yandan Yağcı'nın yine "büyük bir titizlikle" incelendiğini belirttiği Öküz Mehmet Paşa'nın değil incelenmek, varlığı bile kabul edilmiyor "Markopaşa Gerçeği"nde. Şöyle yazıyor çünkü Saydur "...Araştırmamızda, burada adı geçen Paşalar'dan 'Öküz Mehmet Paşa'nın herhangi bir sayısına, hattı çıkıp çıkmadığına ilişkin bir bilgiye rastlayamadık."(8) Ama Yağcı, Öküz Mehmet Paşa'nın da incelendiğini belirtiyor. Hem de "büyük bir titizlikle"!

Tarihi bilinçli olarak arapsaçına çevrilmiş ve serüvenine kan bulaşmış, yeniden Yağcı'nın dili ile söyleyelim, "siyasal tarihimizin aydınlatılması gereken bir döneminin (...) en anlamlı, en ilginç olaylarından, basın tarihimizin en direngen adlarından biri" olan Markopaşa gibi bir dergi üzerine söz almaya kalkışırken daha dikkatli ve duyarlı olmak gerekiyor!

--------------------------------------------------------------------------------------------

(1) Öner Yağcı, "Markopaşa'yı Günümüze Getiren Kitaplar", Cumhuriyet Kitap, s. 638, (9 Mayıs 2002), s. 10.

(2) Mehmet Ergün, "Markopaşa" Dolambacı, Tavır, s. 18, (Aralık 1999), s. 34.

(3) Mehmet Ergün, "Markopaşa ve Rıfat Ilgaz", Dinozor, s. 3, (14 Ağustos 1997), s. 14.

(4) (Aziz Nesin), "Çıkarken", Medet, Yıl 1, s. 1, (23 Nisan 1950), s. 4.

(5) "Provokasyon" ve içerdiği sorular için bkz, Mehmet Ergün, "Basın Tarihimizde İlginç Bir Olay 'Sahte' Markopaşa, Tarih ve Toplum, s. 179), (Temmuz 1998), ss. 41-49.

(6) "Satılmışlara Cevabımız", Markopaşa, Yıl 1, Sayı 25, (19 Ekim 1947), s. 1.

(7) "Bu Haksızlığın Tamirini Bekliyoruz", Markopaşa, Yıl 1, Sayı 25, (19 Ekim 1947), s. 4.

(8) Mehmet Saydur, Markopaşa Gerçeği, İstanbul 2001, Çınar Yayınları, s. 266.

 

Cumhuriyet Kitap, 20.06.2002

08:46 - 6/2/2006

10
0
0
Yorum Yaz