Yeniden Büyük Taarruz
MEYDAN MUHAREBESİ'Nİ yeniden vermek için Büyük Taarruz'u da yeniden başlatmak gerekiyor. Önemli olan, nereden ve nasıl?
Genel seçimin meydan muharebesi de, 30 Ağustos 1922'deki gibi, tek hasıma karşı veriliyor gözükse bile, aslında çok yanlı bir mücadelenin çözüm noktası olacaktır: Yalnız tek partiye karşı değil, arkasındaki dış güçlere ve cumhuriyetin gizli açık iç düşmanlarına karşı da verilmesi gereken bir mücadele.
Cumhuriyeti ve onun devrimlerini savunma mücadelesi elbet kanla kurşunla verilmeyecek. Karşı cephede mızrak kalkan sözleri edilmiş olabilir; ama bu cephenin silahları hep akıl, mantık, öngörü ve sağduyu olmalıdır.
Ne yazık ki, Sakarya'dan Afyonkarahisar'a kadar süren bir yıllık akıllı hazırlanmaya ve planlamaya benzer bir derlenip toparlanma yok şimdi.
Marinalar, teknelerin, özellikle yarış kotralarının dinlenme yeridir. Yine de, onların iskelelere bağlı bekleyişlerinde sabırlı bir akılcılık sezilir. Her şey ''neta'' dır, temizliği yapma, yelkenleri hazırlama son ana bırakılmaz; bunlar önceden yapılıp sadece rüzgâr beklenir.
Cumhuriyetçilik, hiç değilse böyle bir mücadelenin hazırlık rüzgârını estirebilmeliydi; estiremedi. Bereket, geçen akşam, Bodrum yarımadasının batı ucunda, Turgutreis'teki ''D-Marin'' de esen bir meltem bu karamsarlığı birkaç saat boyunca dağıttı ve hiç küçümsenmeyecek bir kalabalıkta yüreklendirici bir umut rüzgârı estirdi: ''Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası'' nın konseri.
Doğuş Grubu'nun öncülüğündeki bir ''sponsor'' lar topluluğunun düzenlediği dört günlük Uluslararası Klasik Müzik Festivali'nin son gecesinde Grieg 'in Peer Gynt Süiti'ni, ardından Devlet Sanatçısı Gülsin Onay eşliğinde aynı bestecinin Piano Konçertosu'nu ve Beethoven 'in Beşinci Senfonisi'ni çalmak, değme orkestranın göze alabileceği bir iş değildir. Ama, özverisi sonsuz şef Rengin Gökmen yönetimindeki çocuk orkestrası bunu başardı.
10-15 yaş arası çocuklarla 77 kişilik tam donanımlı bir senfoni orkestrası kurmak şimdiye kadar dünyada ancak iki-üç ulusun becerebildiği bir işti. Ama, ünlü sanatçılarla oluşturulan bir kurul ülkedeki üniversitelerin dokuz konservatuvarını dolaşarak yetenekli çocukları seçmiş, Grup'un sanat yönetmeni Kemal Küçük 'ün yoğun çabalarıyla Türkiye de bu harika sonuca erişmiş.
Demek ki, inancın, azmin, planlı davranışın elinden hiçbir şey kurtulamıyor. Kalabalığı umutlandırıp geleceğe iyimserlikle baktıran buydu.
İki açıdan, küçümsenecek bir örnek değil bu. Birincisi, bunun iyi yetişmiş gençlerle başarılmış olması. İkincisi de, başarının klasik müzik gibi zor bir sanat dalında kolektif çalışmayla gerçekleşmesi.
Bunu başarabilmiş bir Türkiye'ye umutsuzluğa kapılmak ve meydan muharebesi vermeden devrim karşıtlarına pabuç bırakmak yakışır mı? (Cumhuriyet 30.08.2006)
|