08 04 2008

MEDENİYETE YÜRÜYÜŞ’E DEVAM

MEDENİYETE YÜRÜYÜŞ’E DEVAM

KADİR İNCESU

Raşit Kara uzun yıllar Adalar’da yaşayan bir şairimiz… Voro Koy, Roc, Güzel İnsan, Bedestan, ve Zara adlı beş şiir kitabından sonra Kora Yayın tarafından iki yeni kitabı daha yayımlandı.

Filizkıranlar gazete yazılarından yapılan seçmelerden oluşuyor. Çevreye ilişkin yazıları ve yere tükürmeme kampanyası nedeniyle İstanbul’dan Ankara’ya yaptığı yürüyüşün günlüklerinden oluşan yazıları Medeniyete Yürüyüş adını taşıyor.

 

Raşit Kara’ya göre bir insan her şey – kapitalist, patron, yazar, sendikacı, çiçekçi, sinemacı, partici- olabilir ama çevreci olamaz..

Raşit Kara insanlara çevreciliği anlatmak amacıyla 20 Eylül 2000’de yola çıkar Taksim’den. İnsanların çevrelerine olan duyarsızlığını, çevrenin yaşadığı sorunları gündeme getirmek için katlanır 4 Ekim’de Ankara’da sona eren uzun yürüyüşe…

 

Yolda Raşit Kara’ya destek verenler kadar; “Ülkenin bu kadar önemli sorunları varken, sen nelerle uğraşıyorsun” diyende çıkar.

Bazen otellerde konaklar, bazen de açık havada uyku tulumunda… Geçtiği yerlerdeki yerel basın ilgisini esirgemezken, ulusal basın ilgi göstermez…

 Şarkıcı bilmem kimin yeni ve paralı ve genç ve sosyetik ve yakışıklı sevgilisiyle, sabaha karşı eğlence dönüşü gittikleri çorbacıda kameralara takılan en son samimi görüntülerini izlemek, aşkları(!) hakkında yapılan uzun tartışma programlarını takip etmek varken, kim izleyecektir ki Şair Raşit Kara’nın çevre sorunlarını gündeme getirmek için yaptığı uzun yürüyüşü… O yürüyüşü bir mankenimiz veya sanatçımız yapacaktı ki, görecektiniz siz ilgiyi ve reytingi…

Yalnızlığını da: “Medya bir gün bu mikrop bataklığında boğulacağının bilincinde değil, bu yüzden yalnızım” diye açıklar Raşit Kara…

Uzun yürüyüş sonunda yara olan ayaklarına aldırmaz, yolda gördüğü öğrencilere, kahvehanelerde oyun oynayanlara, namazdan çıkan cemaate, gördüğü herkese hazırladığı bildirileri verir. Amacını açıklar bıkmadan usanmadan…

Yürüyüşü sırasında pek çok arkadaşı tarafından aranır. ‘Çok iyi yapıyorsun, devam et. Yanındayız!’ demek için değil ‘Vazgeç’ demek için. Üzülür, hem de çok… ‘Onlar Raşit Kara’yı tanıyamamışlar’ diye düşünür.

Yollardaki yalnızlığını uzun uzun korna çalarak kendisini selamlayan kamyon şoförleriyle paylaşır. Düzce’nin deprem sonrası ayakta kalan tek otelinde konaklar. Gece kapısını çalarlar. Olayı sabahleyin otel personeline anlattığında duyduklarına da çok şaşırır. Çünkü kapısını çalanlar hayat kadınlarıdır.

Yok yok yanlış anlamayın lütfen onlar da çevre konusunda bilinçlenmek istemişlerdir belki de…

“Ankara’ya yürüyen adam” ‘ yolda sizi vururlar’ diyen birisine gülümser sadece.

‘Beyefendi kaç gündür yoldasınız, korkmuyor musunuz? Silahınız var mı?’ diyen birisine ise cebinden çıkardığı tek silahını gösterir: Kalem… Uzun yürüyüşler sonunda ayaklarında oluşan yaralar yüzünden, onca yorgunluğuna rağmen uyuyamaz. Böyle zamanlarda yüksek sesle seslenir kendisine: “Söz verdin Raşit, şair sözüdür, politikacıları sözüne benzemez, sözünden dönemezsin…”

Kızılcıhamam’da “Siz Ankara’ya gidiyorsunuz, acaba Ankara sizi kabul edecek mi” diye soran bir yerel tv muhabirine de “Ben Ankara’dan banka kredisi istemiyorum, doksan dokuz yıl süreli devlet arazisini de kiralamak istemiyorum. Yasal olarak kanuni hakkımı istiyorum.” Der.

Geçtiği ve konakladığı yerlerde binlerce inanla konuşur, amacını anlatır. Kimisi ilgilenir kimisi ‘deli’ gözüyle bakar. Ama onu en çok çocuklar ve gençler anlar, destekler…

Bir keresinde de yürüyüş ve dağıttığı ilanlar için izni olup olmadığı sorulur.

Filmlerde rastlamışsınızdır mutlaka… Parkta gecelemek zorunda kalanlar uykularının en güzel yerinde sert bir sesle irkilirler… “Kalk, burası otel mi?” sözüyle de istemeye istemeye kalkıp sessizce, arkalarına bile bakmadan giderler…

Yer bulamadığı için bankta uyurken aynı olayı yaşar Medeniyete Yürüyüş yapan Raşit Kara…

 

Yürüyüşünün 13. günü ulaşır Ankara’ya. Elinde bir demet çiçekle çıkar Ata’nın huzuruna…

Parlamento binasının girişindeki polis memurunun sorusu üzerine de “Yetkililere ulaşana kadar, yürüyüşüm devam edecek” der.

Meclis başkanı, başbakan, başbakan yardımcıları, bakanlar,  parti başkanları, büyükşehir belediye başkanı ve ilçe belediye başkanları ile de görüşemez. Tepkisi “Anlıyordum ki bu kapılar halka kapalıydı.” olur…

Yalnızca Çevre Bakanının danışmanıyla görüşür. Danışman, beş yıldır çalışmalarını izlediklerini ve takdir ettiklerini söyler, Raşit Kara’ya…

Kitabın ikinci bölümde kitabıyla aynı adı taşıyan şiirinin son bölümü ise şöyle:

(…)Ankara’nı yolu çok kirli ve dolaşık

Kara’dan düşen ter, terletiyor karayı

Bir toplum çekmez bu kadar sevdayı, yarayı

Kara güzellikten başka bir köşeye koymadı

Pulu parayı

Çok yere tükürüyor gördü

Ankara’yı.

 

Raşit Kara yaşadığı her şeye –yürüyüş amacını açıkladığı birisinin yanından daha beş metre bile uzaklaşmadan yere tükürmesine rağmen- ümidini koruyor hâlâ…

İnsanların yere tükürmeyeceği, çevrelerine sahip çıkacakları günleri göreceğine de inanıyor

 

“Sivas’ın Zara kasabasından gelip, şehrin göbeğinde bize medeniyet öğretiyor” küçümsemelerine rağmen yolundan dönmemiş bir aydın ve şairdir Raşit Kara…

 

 

 

Raşit Kara, Medeniyet Yürüyüş, Kora Yayın Temmuz 2007

 

Evrensel 2007

19
0
0
Yorum Yaz