15 06 2007

Markopaşa'nın Üç Kalemi/ Mehmet SAYDUR

Markopaşa'nın Üç Kalemi/ Mehmet SAYDUR
Kategori: Inceleme

Emperyalizme karşı bayrak açan toplumcu yazarlar Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz

Markopaşa'nın üç kalemi Biz diyoruz ki: Dostlar! Kalemimiz, fikrimiz sterlinin kölesi olmasın. Vicdanımız doların esiri olmasın. Düşmanın çizmeli istilasını tepelemek kolaydır. Fakat bir kere sinsi sinsi dolar ve sterlin emperyalizminin sömürgesi olduk mu, kurtuluş zordur. Hem uşak oluruz hem de kendimizi efendi sanırız. (27.1.1947 günlü Markopaşa) **Bu hafta Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin'in ölüm yıldönümleri. İki usta yazar 1948'de gizemli biçimde öldürülen Sabahattin Ali ile ABD emperyalizmine ilk bayrağı açmışlardı. Ülke olarak bugün içinde bulunduğumuz durum, üç ustanın mizah gazetesi Markopaşa'daki bağımsızlık bayrağına yeniden önem kazandırıyor.

MEHMET SAYDUR

İçinde bulunduğumuz haftada iki ustamızı anıyoruz. Bugün Rıfat Ilgaz 'ın sekizinci, önceki gün de Aziz Nesin 'in altıncı ölüm yıldönümüydü. Ustaların ustası Sabahattin Ali ile birlikte üç toplumcu yazar 1946'da ülkemize girmeye başlayan ABD emperyalizmine karşı ilk bayrağı açmışlar; Markopaşa mizah gazetesini çıkarmışlardı. Sabahattin Ali de belki temmuzda ölecekti. Ancak daha gazetenin çıkışı onun için sonun başlangıcı oldu, iki buçuk yıl kadar sonra, 2 Nisan 1948'de gizemli biçimde öldürüldü. Diğer iki usta da yaşamları boyunca hapislerden, işkencelerden, sürgünlerden, kitaplarının toplatılmasından, adlarının yasaklanmasından paylarını fazlasıyla aldılar. Üçü de aydınlanmamızın bedelli ustaları oldular.

Ülke olarak bugün içinde bulunduğumuz durum, ilk olarak üç ustanın emperyalizme karşı açtıkları Markopaşa bağımsızlık bayrağına yeniden önem kazandırıyor. Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ustalar ve Mustafa Uykusuz, Haluk Yetiş gibi bir avuç direngen aydın Markopaşaları niçin çıkardılar, neler yazdılar, başlarına neler geldi?

Ölüm yıldönümlerinde ustaları, Markopaşa'daki seslerine kulak vererek anarken ülke olarak yaşadığımız sorunun başlangıç yıllarına gidelim ve Markopaşa ışığıyla aydınlanalım istedik.

Yabancı sermaye

İşe 2.12.1946 günlü Markopaşa'nın 2. sayısındaki ''Yabancı Sermaye'' başlıklı yazı ile başlayalım:

''...Bu işte hangi menfaatlerin oyunu var? Dünyayı bir ahtapot gibi sarmaya çalışan emperyalist sermayenin kucağına atılmak, milletin alın terini dolara ve sterline satmak isteyenler kim? Gözü doymaz paranın bu korkunç taarruzu karşısında milletini ve vatanını seven her namuslu insan sesini yükseltmeğe mecburdur. Çünkü bir memlekete girip yerleşen yabancı sermayeyi çıkarıp atmanın, yabancı orduları sürüp denize dökmekten çok daha güç olduğunu, biz Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçıları herkesten iyi biliriz.''

Uyarılara günü gününe karşı tepkiler gelmektedir. Suçlu sanki Markopaşacılardır. 19.5.1947 günlü sayıda ''Krediyi Düşüren Kredi'' başlığıyla bu durum açıklanmaktadır:

''... Amerikan yardımının asaleti hakkında şüpheye mi düşüyorsunuz? Vatan hainisiniz! Bu yardımın asıl dertlerimize çare bulmadığını, omuzumuzdaki yükü azaltmadığını mı söylüyorsunuz? Bolşeviksiniz. (...) Amerikan mandacılarından başka herkesin aklına takılan: 'Bu yardımın sonu nereye varacak?' sorusuna neden açık ve inandırıcı cevap veremediler, hatta işin münakaşasına bile yanaşmadılar...''

Tartışmacılar yattıkları yerden başlarını şöyle bir kaldırıp günleri bir görseler, istiyor insan... Borç almanın şerefi var mıymış, yok muymuş... Ne olmuş?.. Gerçi Markopaşacılar taa o zaman bugünleri görerek yazmışlar. Okuyun da siz de katılın:

''...Kendi işimizi, hele iktisadi ve ticari işlerimizi yapmağa, demek ki, Bakanlarımız kâfi değil de Amerika'dan adam getiriyoruz. Peki, bizim Bakanlar ne iş görecekler? Yalnız nutuk, demeç, beyanat verecek kordela kesecekler, maaş almakla, sürü sürü heyetlere kokteyl parti vermekle mi ömürlerini tüketecekler?

Her gün gazetelerde okuyoruz. Sağlık işlerimizi düzenlemek için Amerikalı mütehassıs geldi. Bütçeyi hale yola koymak için mister bilmem ne geldi. Madenleri aramak ve işletmek için Amerikalı heyet geldi. Peki amma, sizin vazifeniz nedir baylar? Açık konuşalım. Ayıp değil a! Gücümüze gidiyor, kanımıza dokunuyor. Oldu olacak, çekilin bari, Amerikalılar idare etsin bizi. Naylon diş fırçası gibi, sıkıştık mı Amerikalı Bakan da ithal edelim, olsun bitsin.'' (Milletin Postunu Paylaşıyorlar/Merhumpaşa 29.10.1947, sa.: 3)

Kökü dışarıda

Suçlamaların ileri düzeye ulaştığı günlerde, TBMM'de ilk kez Cemil Sait Barlas 'ın üç usta için kullandığı iki sözcük sonraları yönetim ve düşünce dünyamızın çokça kullanılan deyimi olacaktır: ''Kökü dışarda!'' Bu karalamaya Markopaşacıların yanıtı Sabahattin Ali ile 16.12.1947 tarihli sayıda ''Ayıp'' başlığıyla verilirken hem isteklerinde, hem de kuşkularında ne denli haklı oldukları bugün daha iyi anlaşılmıyor mu?

''...Vatanımızın istiklali üzerine en küçük bir gölge düşmesin, istiklal anlayışımız Atatürk' ün çizdiği yoldan ayrılmasın dediğimiz için mi kökümüz dışarda? Bin bir hileli yoldan bağrımıza sokulup bizi tekrar yarı müstemlekeliğe sürüklemek isteyen sömürücü yabancı sermayeye karşı uyanık bulunmayı istediğimiz için mi kökümüz dışarda?''

Paşa yerine Baba

Saldırılar bu kadarla da kalmamakta, akıl almaz çeşitli baskılarla gazeteleri kapatılmakta, kendileri de tutuklanmaktadırlar. Dışarıda kalan bu kez yeni bir ''...Paşayı'' çıkarmaktadır: Merhumpaşa, Malumpaşa... Bu arada kapatılan Paşa'nın yerine sağcılar tarafından da taklit Paşalar çıkarılmaktadır. Okur artık Paşaları karıştırmaya başlamıştır. Çözüm olarak bu kez... ''Paşa'' değil, ''...baba'' çıkarılır. Başına da S. Ali'nin ''Ali'' si konur: ALİBABA... İlk sayıda bu durum açıklandıktan sonra şöyle denilmiştir: ''Biz müsamahakâr insanlarız. Paşayı elimizden alanların, bu sefer Babayı da almalarına göz yumarız!"

Markopaşa ve soyundan gazeteler her şeyden önce bir mizah gazetesidir. Ancak bu, beyinlere yönelik mizahtır. Amaç güldürmek değil, düşündürmektir. Mizah ise bu amaç için bir çeşni, bir araç, bir silahtır. Etkili, etkisi kalıcı bir silah...

Gazeteyi toplatma olayları o kadar artmış; yöntemleri o kadar ilerlemiştir ki, 14.1.1949 günlü 12 (36). sayının başlığının üstüne ''Toplanmadığı Zamanlarda Çıkar'' tümcesi konulmuş; başlığın hemen altında da şu açıklama yer almıştır: ''BU GAZETE: Bu gazete Cuma günleri saat sekizde çıkar. Sekizle dokuz arasında fırsat bulursa satılır. Dokuzda toplatılır. Saat onda muharrirleri sorguya çekilen Basın Hürriyetinin kurbanı felaketzede bir gazetedir.'' Gazetenin sık sık toplatılmasından doğan sıkıntıyı aşmak için tutulacak yollar da okuyucuya mizahsal biçimde sunulmuştur:

''...Bu dahi efendileri tatmin etmezse, büsbütün havadan sudan mevzular yazılacak, mesela hıyar sayısı, şalgam sayısı gibi sayılar çıkarılarak, bu gazetelerde yalnız hıyarlara ve şalgamlara methiyeler tanzim edilecek, bamyanın fazileti, kendini nimetten sayan kuru fasulyenin şerefi, milli nohudun asaleti gibi çok değerli mevzular üzerinde ileri geri fikirler yürütülecektir...''

Özel hıyar sayısı

Planlanan şekilde ilk özel sayı 14.2.1949 tarihinde çıkarılmıştır: Markopaşa Özel Hıyar Sayısı... Gerekçesi de şöyle açıklanmıştır: ''Ne yazsak Markopaşa'yı toplatıyorlar. Onbeş sayı çıkabilen (3. dönem çıkışında) gazetemizin yedi sayısını toplattılar. Biz de zülfiyare dokunmasın, güneşe karşı desturun su döküp de çarpılmıyalım, evliyayı umuru incitip fincancı katırlarını ürkütmiyelim diye, suya sabuna dokunmadan, havadan sudan yazılar yazmıya karar verdik. Bundan sonra gazetemizin her sayısını, meyva ve sebzelerin methine tahsis edeceğiz. Şimdiye kadar gazetemizi İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı toplattırdı. Bakalım bu sefer de Tarım Bakanlığı toplatacak mı? Gazetemizin bu sayısı Hıyar sayısıdır. Baştan aşağıya kadar hıyarın ve hıyarların methiyesini bulacaksınız. Hatta memleketimizin hıyarlarını rencide etmemek için, onların aleyhinde bile bulunmıyacağız. Gelecek sayımız da muşmula sayısı olacaktır.''

Sabahattin Ali öldürülmüş, Aziz Nesin sürgüne gönderilmişti. Sultanahmet Cezaevi Müdürü birikmiş öfkesini gazetenin yönetim odasına gelerek Rıfat Ilgaz'a püskürmüştü: ''Kes bu yazıları, yoksa nasıl olsa gelirsin bir gün, görüşürüz!...'' Bir hafta geçmeden Hıyar sayısı Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı. Gazete sayıları toplatılıyordu toplatılmasına ama, sahibi ve sorumlu yazıişleri yönetmeni Rıfat Ilgaz neden tutuklanmıyordu? Bu sayının çıktığı günlerde, Rıfat Ilgaz iki gün önce yattığı Heybeliada Sanatoryumu odasında günlük gazeteleri eline almış, göz gezdiriyordu. İşte tam o sırada okuduğu bir haberle irkildi. Kendisinin tutuklanıp cezaevine yatırıldığı yazılıydı... Birkaç saat sonra da okuduğu başına geliyor; yatağından kaldırılarak hasta hasta götürülüp Sultanahmet Cezaevi'ne tıkılıyordu. Müdür tepesindeydi... O günlerin amansız hastalığı verem, Ilgaz için her içeri atılışta kurtuluş yolu oluyordu. Bu kez de verem silahını dayadı; dördüncü kez hastaneye götürülüşünde yüzüne dostça bakan bir başhekimle karşılaştı:

''... 'Sizsiniz haaa Rıfat Ilgaz!... Tam düşündüğüm gibi... Hiç yanılmamışım! Yalnız, düşündüğümden daha genç. (...) Ne dersiniz Rıfat Bey? Sizi cezaevinden çıkarsak da kendiniz bir sanatoryuma tedavi için başvursanız? (...)' Akşam ses yaklaşa yaklaşa verem koğuşunun kapısına dayanmıştı: 'Rıfat Ilgaz tahliye!...' Yenmiştim cezaevi müdürünü!..''

Sonuç

Şimdilik elimizdeki sayılara göre Markopaşa dizisi toplam 7 ad, 77 sayı (70'i elimizde), 8 sahip (çeşitli tarihlerde 15 kez değişerek),10 yazıişleri müdürü (13 kez değişerek), 1'i teksir makinesi olmak üzere 9 matbaa (15 kez değişerek), 1'i posta kutusu olmak üzere 10 adres (12 kez değiştirerek) değiştirerek çıkmıştır. 3 yıl, 4 ay, 28 günlük süre içinde 176 sayı çıkması gerekirken ancak 77 sayı çıkabilmiştir. Tam 99 hafta çıkamamıştır. Bu gazeteler aleyhine 16 dava açılmış; yazarları toplam 8 yıl 2.5 ay mahkûmiyet cezası almışlardır.

(X) Görüldüğü gibi bu yıllarda Markopaşacılar ABD emperyalizmine; hükümet dahil, emniyet, savcılık, basın ve mandacılar Markopaşacılara karşı çıkmıştır. Ne var ki, geçen sürede Markopaşacıların da dediklerinin bir bir gerçekliği ortaya çıkmıştır. Toplumcu, gerçekçi ustaları saygıyla anıyoruz.

(X) Altı yıllık bir araştırma sonucu Markopaşa ve soyundan gazeteleri bir araya getirerek hazırladığımız Markopaşa Gerçeği kitabımız Çınar Yayınları'nca eylül ayında okurlara sunulacaktır. Cumhuriyet, 07 TEMMUZ 2001

02:30 - 6/2/2006

18
0
0
Yorum Yaz