Mehmet Rıfat Ilgaz
Mehmet Rıfat Ilgaz, 1911 yılının bir ilkbahar günü Kastamonu’nun Cide ilçesinde dünyaya gelir. Ailenin yedinci çocuğu olan Ilgaz, annesinin emzirecek güçte olmayışından ötürü keçi sütüyle büyütülür. Son çocuk olmasına, o yılların çetin koşulları da eklenince, kardeşlerinden yalnızca ikisiyle beraber olabilir. 12 yaşına kadar babasının memur olduğu güzel bir kıyı ilçesi olan Cide’de kalır. Rıfat Ilgaz’ın çocukluğuna ilişkin ilk anımsadıkları, ilçenin kumsalında midye ve çakıl taşları arasında geçirdiği zamanlardır.
‘Padişahım çok yaşa’
İlkokula normalden bir yaş önce başlayan Ilgaz, okuluna gidebilmek için her gün dik bir yokuşu tırmanır. Yağmurlu havalarda ise abisinin sırtına binerek çıkar bu yokuşu. Bu fedakarlık ve zorluğun karşılığında ise küçük Rıfat’a sınıf birincisi olmak düşer. 1910’lara denk gelen ilkokul yıllarına ilişkin Ilgaz’ın hafızasında yer eden olayların biri de padişahların tahta çıkmalarından sonra düzenlenen törenlerde kendilerine “Padişahım çok yaşa!” sloganının attırılmasıdır. İlköğrenimin son sınıfını Terme’de tamamladıktan sonra Kastamonu’da ablasının yanında sürecek ortaokul yılları başlar Ilgaz için. 1924 yılında Terme’den Kastomonu’ya o ilk gelişini, “devrialem seyahatine çıkmaktan zordu” diye tasvir edecektir ilerde. İlkokul sıralarını birincilikle bitirmeye alışık Rıfat, ortaokulu, kaçıncı olduğunun pek önemi olmadığı, bütünlemeye kalmaksızın sınıfını geçtiği yıllar olarak anımsar ilerde. Ancak karnesine her dönem bir ihtar işareti konulan genç delikanlı, bu ihtarlarının çoğunu, “kötü” diye nitelendirdiği öğretmenlerinin gülünecek yanlarını bulup onlarla uğraşması sonucu alır.
Kitaba yatırılan harçlıklar
Rıfat Ilgaz’ın okuma alışkanlığını kazanmaya başlamasıysa, Sherlock Holmes’un dedektiflik hikayeleri ve “Kerem ile Aslı”gibi halk masallarıyla olur. Evleri telgrafhaneyle ilişkili olduğundan ilçeye gelen gazete, dergi ve kitapların önce kendilerine gelmesi genç Rıfat’ı okumaya özendiren bir başka etkendir. Kitap okumaya meraklı olan babası da, Ilgaz’ı okumaya teşvik eder. Okumak kendisi için bir tutku haline gelen genç Rıfat harçlığının tümünü kitaba yatırmaya başlar. Arkadaşlarından ödünç, kitapçı Emin Efendi’den kirayla kitap alır. Yazmaya olan ilgisiyse ilginç bir şekilde gelişir: Önceleri, tahrir (kompozisyon) ve Türkçe derslerinden iyi notlar alamazken, Türk edebiyatında o zamanın bilinen isimlerinden Zeki Ömer Defne’nin Türkçe öğretmeni olmasıyla işler değişir. Öğrencilerine öncelikle yazma becerisi kazandırmak isteyen Zeki Bey’in derslerinde uzun bir süre, okuduğu romanlardaki kalıplara benzer şeyler çıkaran genç Rıfat, hocanın verdiği bir kompozisyon ödevini özene bezene yazar. Hocasının ödevin altına yazdığı notsa şu olur: “Bu kadar güzel yazılar yazıyordun da, beni neden ümitsizliğe düşürdün?”
Önce şiirleriyle tanındı
1927’de lisedeyken İstiklal Marşı yarışmasına bir şiirini gönderir genç Rıfat. Dereceye giremese de başarısı tebrik edilir ve bu işe devamının istendiği bir mektup gönderilir. O da şiirlerini gazete ve dergilere yollamaya başlar. Yine o yıllarda bir gün Nazikter gazetesininin sahibi, aynı zamanda babasının arkadaşı Yusuf Niyazi Bey’in şiirlerini görmesi üzerine her hafta bir tane yazmaya başlar. Artık şiirleri Kastomonu’nun yerel gazetelerinin hemen hepsinde yayınlanan genç şairi bir gün, okulun hademesi kolundan yakalayarak, “Yürü, Müdür Bey seni istiyor” der. Ilgaz’ın “Dur yine n’aaptık?” demesine kalmadan, çağrılma nedeninin, okullarına uğrayan dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati ile şair Faruk Nafiz Çamlıbel’in Açıkgöz gazetesinde kendisinin uzun bir şiirini görmeleri olduğu anlaşılır. İlkin 1928’de yayınlanan, 63 yıl sonra ise Kastamonu gazetesinde yeniden basılacak olan şiiri, Ilgaz’ın büyük bir şair olma yolunda bir işarettir aynı zamanda.
|