15 06 2007

Atila Özkırımlı Üzerine Öner YAĞCI'nın Bir İncelemesi

Atila Özkırımlı Üzerine Öner YAĞCI'nın Bir İncelemesi
Kategori: Anma

Cumhuriyet Kitap; 03.02.2005

Atilla Özkırımlı, yapıtlarıyla anımsanacak bundan böyle...

Edebiyatımızdan bir yıldız daha kaydı

Türk edebiyatını terimleri, kavramları, akımları, edebiyatçıları, ürünleri, kısacası her açıdan ve tümüyle tanımak, öğrenmek isteyenler için bir başvuru kitabıyla edebiyatçılığına ve yaşamına nokta koydu Özkırımlı. Bu edebiyat tarihiyle sanki hoşçakalın dedi, her şeye karşın sevgiyle yaklaştığı edebiyatımıza ve dünyaya.

Öner YAĞCI

"İçinde yaşadığımız kültürün kapılarından birini, bu kültürü soluyan ve tanımak isteyen herkese aralamak istiyorum. Başarabildimse ne mutlu bana."Atilla Özkırımlı (Ölümünden hemen önce çıkan Türk Edebiyatı Tarihi'ne yazdığı sunu'dan.)22 Ocak 2005 günü kaybettiğimiz Atilla Özkırımlı genç yaşındaki birikimiyle edebiyatımızın gerçek bir yıldızıydı. Sessiz bir yıldızdı ve sessizce kaydı. Son yıllarını sürekli sağlık sorunlarıyla geçiren Özkırımlı, bir edebiyat tarihçisi, edebiyat eleştirmeni, edebiyat incelemecisi, denemeci, kültür ve sanat adamı olarak arkasında bıraktığı onlarca yapıtıyla edebiyatımıza hep ışık saçacak.1942'de Konya'da doğan, ilk ve ortaöğrenimini Adana'da yapıp Maraş Lisesi'ni bitirdikten sonra (1960), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne giren Özkırımlı, 1968'de okulunu bitirip Meydan Larousse Ansiklopedisi'nde ve Altın Kitaplar Yayınevi'nde çalıştı. 12 Mart döneminde işine son verilinceye kadar Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksek Okulu Türkçe Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1972-1976 arasında yayınevlerinde ve Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen, redaktör, danışman olarak çalıştı; İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'nde ve İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda (1978) Türkçe, edebiyat öğretmenliği yaptı. YÖK döneminde Mimar Sinan Üniversitesi'ne bağlanan konservatuvardaki görevinden istifa etti (1982) ve yazarlığı iş edindi. 1984-86 arasında ülkemizin ilk önemli kitap dergilerinden olan Günümüzde Kitaplar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı ve özgün denemelerini bu dergide yayımladı. Cem Yayınevi'nde danışmanlık yaparken, Cumhuriyet gazetesinde kitaplar ve yazarlarla ilgili eleştiriler, değerlendirmeler, söyleşiler yayımladı. 1989'dan başlayarak yeni bir öncülüğe imza atan Özkırımlı, iki yıl boyunca TRT-TV 2'de yayımlanan ve çok ilgi gören kitap tanıtımı programlarıyla kitabın geniş kitlelere duyurulmasına katkıda bulundu. 1991-92'de TRT-TV 1'de yayımlanan "Zaman Zaman İçinde" adlı programın senaristliğini ve sanat yönetmenliğini üstlendi. 1992'den sağlığı iyice bozulana kadar (1999), Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'nde Türkçe Öğretim Görevlisi olarak çalıştı.

İLK ÇALIŞMALAR

Ölümünden önce Osmanlıca-Türkçe Sözlük üzerinde çalışan Özkırımlı, edebiyata 1963-1964'te Su ve yöneticilerinden olduğu Düzlem dergilerinde yayımlanan şiir ve öyküleriyle girdi. Öğretmen ve edebiyat tarihçisi olmak istemiyordu, hep yazar olmaktı amacı, ama 1967 ile birlikte Papirüs dergisinde yayımlanan yazılarıyla edebiyat tarihçiliğine adım atmaya başlamıştı bile. May, Yeni Dergi, Türk Dili, Soyut, Birikim, Milliyet Sanat, Kim, Cumhuriyet Dergi, Cumhuriyet Kitap, Günümüzde Kitaplar, Gösteri, Sanat Olayı, Ulusal Kültür dergilerinde ve Ulus, Yeni Ortam, Cumhuriyet gazetelerinde yazıları çıkan Özkırımlı, Türk edebiyat tarihine ilişkin araştırma ve incelemelerinde, eleştiri ve denemelerinde hep toplumsallığı, nesnelliği ve sevgiyi önde tuttu.Atilla Özkırımlı'nın ilk çalışmaları edebiyat tarihine yöneliktir. Keykâvus'un Mercimek Ahmet'in Osmanlıcaya çevirdiği "Kâbusname"sini Türkçeye kazandırıp yayına hazırladıktan sonra (1973), "Yaşamı-Sanatı-Yapıtlarından Seçmeler"le "Nedim" (1974) ve "Ahmet Haşim" (1974) adlı yaşamöykü kitaplarını; "Tevfik Fikret" adlı incelemesini ve Filiz Ali ile birlikte Sabahattin Ali ile ilgili ilk kapsamlı çalışmalardan biri olan "Sabahattin Ali"yi (1979) çıkararak edebiyat tarihçiliğinin ilk adımlarını attı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun ve Sabahattin Ali'nin yapıtlarının her birini tek tek değerlendirerek yayına hazırladı.1980'li yıllarda yeni kitaplar sundu Özkırımlı. Özellikle öğrenciler, edebiyat-Türkçe öğretmenleri ve tüm edebiyat severler için bir başucu kitabı niteliğinde ve alanında tek kitap olan "Türk Edebiyatı Ansiklopedisi" (1982, 4 cilt; 5. basımında 5 cilt) Atilla Özkırımlı adının edebiyat alanında yer etmesini sağlayan büyük ve görkemli bir çalışmaydı. Derinlikli bir birikimin ürünü olan bu çalışmasıyla Özkırımlı artık edebiyatımızın vazgeçilmez adlarından biriydi. Edebiyatımızın bu en kapsamlı ansiklopedik sözlüğü; içerdiği kişiler, yapıtlar, akımlar, terimler, dergiler ve geniş kaynakçasıyla sürekli bir kaynak kitap ve edebiyatımızın belleği olarak kültürümüzü zenginleştirdi. Böylelikle birçok dergide edebiyatımızın çeşitli sorunlarıyla ilgili düşünceler üreten, eleştiriler ve incelemeler yapan Özkırımlı, bu büyük boyutlu ve ülkemizde bir ilk olan çalışmasıyla edebiyat tarihçiliğini pekiştirmiş ve adını edebiyatımızın ölümsüzleri arasına katmıştı.Babalılar ayaklanmasından Osmanlı'nın düzenine ve edebiyatına ve Tanzimat romanından çağdaş Türk edebiyatının genel görünümüne, edebiyat kavramından edebiyatın dinle ilişkisine, çocuk edebiyatından yükseköğretimde Türkçe öğretimine, ansiklopedicilikten sanatın, edebiyatın çeşitli sorunlarına uzanan yazılarını içeren "Edebiyat İncelemeleri: Yazılar-1" (1983) onun edebiyat araştırmacısı olarak dikkat çekmesini sağlayan bir başka yapıtı oldu. Bu yapıt, aynı zamanda, yıllarca çeşitli dergilerdeki eleştiri ve inceleme yazılarıyla öne çıkan usta bir edebiyatçının yazılarının toplu halde sunulmaya başladığının da işareti oldu.Özkırımlı, bir inceleme-antoloji olarak hazırladığı "Alevilik-Bektaşilik ve Edebiyatı" (1985) ile toplumsal tarihimiz içinde edebiyatımızın önemli bir kesimini irdeledi. Bu irdeleme, edebiyatçıların edebiyatı değerlendirirken toplumsal durumu ve tarihselliğin dışında bir yaklaşımlarının olamayacağını düşünen Özkırımlı'nın tavrının kitap boyutuyla da yaşama geçmesiydi. İnceleme ve değerlendirmelerinde yaşamdan ve ele aldığı zamandan kopmayan Özkırımlı'nın edebiyatın toplumdan kopuk olamayacağı düşüncesiyle ve bir edebiyatçı gözüyle gerçekleştirdiği bu yapıtın da Özkırımlı'nın edebiyat tarihçiliği anlayışının bir göstergesi olduğu saptanmalıdır.Dünyada ve ülkemizde yazarların durumlarını inceleyen, yazarın sorumluluğu ve yazarların üzerindeki politik baskılarla ilgili yazılar ve listelerle dolu olan "Yazarları da Vururlar" (Çeviriler Celal Üster, karikatürler Ferruh Doğan; 1987), 12 Eylül döneminden çıkışta önemli bir belgesel kaynak oldu. Kitap yasaklamaları, yazılar ve yazarlar için açılan soruşturmalar, sansür satırının işlemesi, yeni yasal düzenlemeler, eski Bakanlar Kurulu kararlarının canlandırılarak işletilmeye başlanması, Muzır Kurulu'nun kurulması gibi uygulamalarla düşünce ve yaratma özgürlüğünün yok edildiği koşullarda "bütün insanlık için, insanlık onuruna yaraşır yaşanası bir dünya özlemi için yazarak savaşan yazarlar"ı bir araya getirdi. Kitapta, Dünyada ve Türkiye'de yazarın durumu ve yazarlara yönelik baskıları, tarihimizdeki sansürün dünden bugüne serüvenini somut örnekleriyle görürken, Osmanlı'dan günümüze suçlanan, kovuşturulan, çeşitli nedenlerle vurulan yazarlar listesine bakıp kahroluyoruz. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan dil, hukuk,- çağdaşlık, edebiyat, felsefe, resim, şiir, kitap, sanat, barış, bağnazlık, aydınlanma gibi konularla ilgili olarak şimdi çoğu aramızda olmayan çeşitli bilim, sanat ve düşünce adamlarıyla (Ömer Asım Aksoy, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Salim Rıza Kırkpınar, Cevdet Kudret, Macit Gökberk, Hasan İzzettin Dinamo, Adnan Cemgil, Ekrem Akurgal, Rıfat Ilgaz, Fahir İz, Vedat Günyol, Agop Arad, Hikmet İlaydın, Cahit Tanyol, Tarık Zafer Tunaya, Melih Cevdet Anday, Mahmut Dikerdem, Cahit Külebi, Kerim Korcan, Ali Rıza Önder) yaptığı söyleşileri "Tarihe Not Düşmek" (1989) adlı kitabında bir araya getirerek aydın birikimimizin topluca görülmesini sağladı."İlkokullar İçin Türkçe Konuşturan Sözlük" (1989) ve "Ortaokullar İçin Türkçe Konuşturan Sözlük" (Selahattin Kaya ile birlikte, 1989) de Özkırımlı'nın 1980'li yıllardaki ürünleridir.

ÜRETKEN YILLAR

1990'lı yılların başında da üretkendi Özkırımlı. "Toplumsal Bir Başkaldırının İdeolojisi Alevilik-Bektaşilik"te (1990) konuyu derinliğine inceledi ve ülkemizde yaşanmakta olan Alevi aydınlanmasına farklı bir boyut getirerek tartışmaların dinsel alandan ideolojik ve kültürel alana getirilmesine katkı sağladı. Daha önce yayımladığı "Alevilik-Bektaşilik ve Edebiyatı"nı bütünleyen bu çalışmasıyla Özkırımlı, toplumumuzun önemli bir kültür dayanağı ve hazinesi olan Alevi-Bektaşi edebiyatını toplumsallığı içinde gözler önüne getirmiş ve bu konuda da öncü tavrını göstermiş oldu."Hayatımıza Sevgisizliğe ve Yalnızlığa Dairdir" (1991) adlı kitabında denemelerinin bir kısmını topladı. Bu denemelerde Atilla Özkırımlı'nın insani ve toplumsal duyarlılığı, bir yazar ve aydın olarak ülkesinde ve dünyada yaşananlara karşı sessiz kalmadığının kanıtı olan çığlıkları yer aldı. Özkırımlı'nın bir edebiyat tarihçisi ve eleştirmeni olmasının yanı sıra Türkçe, edebiyat ve insan sevgisiyle dolu olduğunu da gösteren bu denemeler, onu ülkemiz denemeciliğinin büyük adlarından biri yapan denemelerdi. "Açıklamalı Edebiyat Terimleri Sözlüğü" ile öğrenciler ve öğretmenler için bir kaynak kitap sunmuş oldu. "Söylev"i yalınlaştırılmış özel metin olarak yayına hazırladı (1991). Üniversitelere ders kitabı olarak "Çağdaş Türk Edebiyatı" (1991) ve "Türk Dili" (T. Baraz ve N. Karasar'la, 1992) adlı kitaplarından sonra da bir inceleme-derleme olarak "Ömer Seyfettin-Seçilmiş Hikâyeler"i (1992) çıkardı.1994'te çıkardığı "Dil ve Anlatım", Türkçenin Türkçe olmaktan çıktığı, yozlaştırıldığı, özünü yitirdiği ve özellikle iletişim araçları aracılığıyla kozmopolit bir bombardımana tutulduğu koşullarda Türkçeyi savunan bir kitap olarak yayımlandı. Yabancı sözcüklerle, argo deyimlerle, ölmüş sözcüklerle doldurulmuş, neredeyse anadil olmaktan çıkarılmış bir dilin yaşamın her anına, her alanına egemen olduğu koşulları aşma bilincinin ve sorumluluğunun ortaya çıkardığı bir kitaptı "Dil ve Anlatım". Özkırımlı, kitaba yazdığı "Sunu"da bu kaygısını şöyle aktardı: "Duygularını ve düşüncelerini başkalarına iletebilmenin, okuduğunu anlayıp anlatabilmenin, dahası doğru düşünebilmenin yolu anadilini kullanabilmekten geçer...." Bunun için de "anadile ilişkin kimi temel bilgilerin edinilmiş olması"nın yanında "anadil bilinci"nin de gerektiğini söyleyen Özkırımlı, ülkemizde bu konuda tam bir "sorumsuzluğun" egemen olduğunu vurgulayarak bu düşüncesini şöyle örnekliyor: "Gazeteler, haberlerden düşünce yazılarına dil yanlışlarıyla dolu. Bırakın bilimsel yazıları, günlük konuşma dilinde yabancı sözcüklerden geçilmiyor. İnsanlar karşılaştıklarında "haay"laşıyor, ayrılırken "baybay"laşıyorlar. Yalnız işyerleri değil, dergi adları da yabancı sözcüklerden geçilmiyor. Üniversiteyi bitiren, giderek alanlarında uzmanlaşanlar bile ellerine kalemi aldıklarında iki cümleyi bir araya getiremiyorlar. Bu kitabı yazma amacını, "Türkçeyi kimsenin dönüp bakmadığı bir ortamda, Türk dilinin gücünü göstermek, sözlü ve yazılı anlatıma ilişkin temel bilgileri vermek..." olarak belirten Özkırımlı'nın amacına ulaşmış olduğunu düşünüyorum.

ROMANIMIZIN KISA TARİHİ

Özkırımlı'nın 1994'te çıkan bir başka kitabı "Romanların Dünyasında"; Türk romanı incelemesi, eleştirisi alanında son yıllarda ardı ardına yayımlanarak romanımızın dünden bugüne gelişiyle, bugününün sorunları ve yönelimleri konusunda kafalarda oluşan sorulara yanıt arayanlar için sunulan bir kitap oldu. Berna Moran'ın "Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış", Fethi Naci'nin "Türkiye'de Roman ve Toplumsal Değişme", "40 Yılda 40 Roman", "50 Türk Romanı", Gürsel Aytaç'ın "Çağdaş Türk Romanları Üzerine İncelemeler", Semih Gümüş'ün "Roman Kitabı" gibi Özkırımlı'nın kitabında da "Türk romanı" temel alınıyor. Bu çalışma, romanı seven insanları Yakup Kadri'den Sevgi Soysal'a uzanan bir geziye çıkarıyor. Nesnellikten ayrılmayan, kitaplara ve yazarlara yaklaşırken sevgisini de dışa vuran bir eleştirmen ve romanları tarihsellikleri içinde titizlikle irdeleyen bir incelemeci olan Özkırımlı'nın kaleminden romanımızın kısa tarihini okumak keyif veriyor. Özgünlükleri ve kimlikleriyle seçilmiş olan kimi romancılarımızın yapıtlarının incelendiği "Romanların Dünyasında" ile Özkırımlı, Cumhuriyet dönemi romanımızın tarihine giriş yapıyor.Yapıtın ilk bölümü olan Yakup Kadri'nin Roman Dünyası'nda, Karaosmanoğlu'nun Hep O Şarkı, Bir Sürgün, Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Panorama romanlarını inceliyor Özkırımlı. Kimi saptamaları şöyle: "Yakup Kadri romanının sunduğu yumağın çözülebilmesi, ipin ucunu Hep O Şarkı'dan tutabilmekle mümkündür... (Bir Sürgün'ün) içeriğinin günümüz açısından önemi ise bizi, Türkiyeli olmayan Osmanlı aydınının bugüne de sarkan temel yanılgısını düşünmeye çağırıyor olmasıdır... (Kiralık Konak) Türk toplumunun tarihsel gelişiminde yaşanan, bugün de etkilerini sürdüren bir gerçekliğin yansıtılması(dır)... (Nur Baba'da) bir kurumu değil, onun yozlaşmış biçimini eleştirmekte, Bektaşiliği özünden saptıranları sergilemektedir. Roman üzerine nesnel bir yargıya varabilmek bu noktayı gözden ırak tutmamakla mümkündür... (Hüküm Gecesi'nde) Ahmet Kerim'in dramı bir kuşağın dramıdır elbette... Okunması gerekli bir romandır Sodom ve Gomore; her türlü değer yitiminin insani olanı yok edişini de örneklediği için... Yaban, meziyetleri kusurlarından çok olan bir romandır... Çağdaş Türkiye üzerine düşünürken Ankara romanının mutlaka okunması gerekmektedir... Panorama, Yakup Kadri'nin romanlarının ve romancılığının bütün tipik niteliklerini içerir..."Tüm bu saptama ve yargılar, Yakup Kadri'nin, Özkırımlı'nın çok değer verdiği ve özellikle genç kuşakların, özellikle şimdilerde mutlaka okumalarını önerdiği bir yazar olduğunu ortaya koyuyor. Gelişen kozmopolitizme ve ulusal değerlerimizin yok edilmesini yaşadığımız kötü koşullara karşı Yakup Kadri'nin romanlarının okunmasının zorunlu olduğuna inanan Özkırımlı, incelemesinde Yakup Kadri romancılığının gizemini, romanlarını toplumsal boyutunu araştırıyor ve usta bir edebiyat tarihçisinin zevkli anlatımıyla bir romancıyı tarihselliği içinde dünden bugüne aktarıyor.

İKİNCİ BÖLÜM

Özkırımlı, Sabahattin Ali'nin Romanlarında Yaşayanlar başlıklı ikinci bölümde, Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna romanları inceleniyor. Bu incelemede, Kuyucaklı Yusuf'un "Anadolu'ya açılan Türk romanının gelişim sürecinde önemli bir yer tuttuğu... toplumcu-gerçekçi bir ürün olduğu"; İçimizdeki Şeytan'da "toplumsal gerçekliğin doğru saptandığı... siyasal içeriğinin yanı sıra aydınların durumunu gündeme getiriş biçimiyle önem taşıdığı"; Kürk Mantolu Madonna'nın "kişileri belli bir gerçekliğe sahip, çağdaş bir aşk öyküsü" olduğu yargılarını okuyoruz. Özkırımlı'nın, özel bir bölümle Sabahattin Ali'ye verdiği değer, yine genç kuşaklar için öğrenilmesi ve kavranılması gereken bir gerçekliği de vurguluyor. Gerçekliği, canlılığı, güçlü bir gözlem gücü olan Sabahattin Ali'yi bir kez daha aydınlatıyor.Günümüz Romanlarından İnsan Manzaraları başlıklı üçüncü bölümde; Yaşar Kemal'in "toplumsal bir çöküş"ün anlatıldığı Yusufçuk Yusuf, "insanın kendi kendisiyle çatışması"nı anlatan Yılanı Öldürseler, "Yaşar Kemal romanında bir aşama" olan Al Gözüm Seyreyle Salih, "öz-biçim uyumsuzluğunun somut bir örneği" dediği Deniz Küstü ve "trajik bir insanlık senfonisi" olarak yorumladığı Kimsecik; Pınar Kür'ün "toplumsal gerçekliğe yanlış bakan" Yarın Yarın, Küçük Oyuncu, Asılacak Kadın; Ayla Kutlu'nun "sevgiye dayanan" Kaçış, "yalnızlığa dayanan Tutsaklar ve "hesaplaşmaya dayanan" Cadı Ağacı; Vedat Türkali'nin "sınıfın dramı olmayan, Kenan'la Günsel'in kişisel dramı olarak kalan" bir roman dediği Bir Gün Tek Başına ile "Bodrum olgusunun gerçeğin bütünü imiş gibi sunulduğunu ve yanlış olanın da bu olduğunu" söylediği Mavi Karanlık; Çetin Altan'ın "ustalaşmış yeteneğini kötüye kullandığını, toplumsal gerçekliğe doğru bir bakış açısıyla yaklaşmayan Büyük Gözaltı ile "gerçekliği tek boyutlu olarak veren" Viski; Adalet Ağaoğlu'nun "Bayram'ın gerçekliğini Türkiye'nin sosyoekonomik gelişiminin sağlıksızlığını başarıyla veren Fikrimin İnce Gülü ile "toplumsal oluşumların somut karşılıklarını başarıyla aktaran Bir Düğün Gecesi; Ferit Edgü'nün "tek boyutlu bir tutarlılık" olan Kimse ve O; Oğuz Atay'ın "Türk edebiyatının köşetaşlarından biri olan" Tutunamayanlar; Selim İleri'nin "öznel bir yaşantıyı gerçekliğin yerine koyan, çarpık" Ölüm İlişkileri; Peride Celal'in "Türk romanına yeni bir çizgi getirmeyen" Üç Yirmidört Saat; Demir Özlü'nün "gerçekliğin bütününü temsil etmeyen" Bir Küçük Burjuvanın Gençlik Yılları; Oktay Akbal'ın "yine teki anlatan" İnsan Bir Ormandır; Kerim Korcan'ın "roman olacak bitin boyutları taşıyan, ama işlenmemişliğin roman başarısına ulaşmayı engellediği" Ter Adamları; Fakir Baykurt'un "özelden yola çıkarak geneli vermeyi amaçlayan; bir tutkunun belirlediği bir direnişi anlatan" Keklik; Samim Kocagöz'ün "12 Mart'a gidişi konu edinen; roman başarısına ulaşamayan" Tartışma romanlarını eleştiriyor, inceliyor ve bu müthiş zenginlik ve çeşitlilik içinde roman incelemesinin en güzel örneklerinden birini vermiş oluyor.Kitabın son bölümü İki Romancı İki Ayrı Dünya'da Attilâ İlhan ve Sevgi Soysal'ın yapıtlarını değerlendiriyor Özkırımlı. "Üç Romanında Kurtuluş Savaşı" başlığı altında, Attilâ İlhan'ın Kurtuluş Savaşı olgusuna sıkı sıkıya bağlı olan Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı romanlarının "Kurtuluş Savaşı'nı tarihsel bağlamı içinde değerlendirdiğini" ve "düşünsel bir temele oturtmak istediğini" söyleyen Özkırımlı yazısını, "Savaştan çok kurtuluş kavramı çevresinde yoğunlaştığı"nı belirterek bitiriyor. İlhan'ın "Haco Hanım Vay" romanında ise, "tarihsel fon üzerinde sapkın cinselliği, çarpık cinsel ilişkileri odak aldığını" belirtiyor. Tutkulu Perçem'den Şafak'a Sevgi Soysal yazısında ise Sevgi Soysal'ın "varoluşçuluğun ağır bastığı, biçim kaygısının egemen olduğu metinlerden oluşan, umut vermeyen bir başlangıç olan" Tutkulu Perçem'le başlayarak, "kadınlık sorunu çevresinde dönen, gerçekliğin toplumsal boyutunun farkına varıldığı, ama kadınlığını aşamadığı için sorunun toplumsallaştırılamadığı" Tante Rosa adlı öykü kitaplarından sonra Yürümek romanının "yeni aşamalardan geçen bir Sevgi Soysal'ın geldiğini muştuladığı"nı; Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'nin "bu geçişin ürünü" olduğunu; Soysal'ın "bakış açısının değiştiğini" ve "bütünü kavramaya başladığı"nı söyleyen Özkırımlı, Şafak'ın "gerçekliği bütünsellik içinde yansıtan Sevgi Soysal'ın en yetkin romanı" olduğunu söylüyor. Nesnel bir edebiyat tarihçimizin sevgi dolu yaklaşımının ürünleri olan bu değerlendirmelerin bu sayfaların sınırları içinde irdelenmesinin elbette olanağı yok. Ama, bunların özellikle günümüzde yaygın olan "dününü yadsıyarak postmodern olmaya heveslenen yeni, seçkinci romancıların okuması gerektiğini; bu yazıların çağdaş romanımız açısından değerli düşünceler, sorular, yanıtlar bulunabilecek kaynaklar olduğunu söylemeliyim. "Romanların Dünyasında"yı roman sevenler okumalı.Bu yapıtın devamı sayılabilecek olan ve 1995'te yayımlanan "Öykülerle Romanlarda Yaşamak"ın Öykülerin Dünyasında başlıklı ilk bölümünde Bilge Karasu'nun Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Leyla Erbil'in Gecede, Selim İleri'nin Cumartesi Yalnızlığı, Afet Muhteremoğlu'nun Toprak, Bekir Yıldız'ın Reşo Ağa ve Dünyadan Bir Atlı Geçti, Necati Cumalı'nın Ay Büyürken Uyuyamam, Oktay Akbal'ın Tarzan Öldü ve Lunapark, Muzaffer Buyrukçu'nun Mağara, Ümit Kaftancıoğlu'nun Dönemeç, Füruzan'ın Kuşatma, Tahsin Yücel'in Dönüşüm, Tomris Uyar'ın Yürekte Bukağı ve Yaz Düşleri Düş Kışları ve Zülfü Livaneli'nin Arafat'ta Bir Çocuk adlı öykü kitaplarını inceleyen Özkırımlı; tüm bu öykücülerimizle ve yapıtlarıyla ilgili gözlemlerini ve saptamalarını, ardı ardına bir edebiyatçılar geçidi sunarcasına aktarıyor.Kitabın Romanlarda Yaşamak başlıklı ikinci bölümünde 14 yazarın 20 romanını irdeleyen Özkırımlı, Kemal Bilbaşar'ın Cemo'sunu "Bu dünya ancak böyle anlatılır." diye selamlıyor; Ay Tutulduğu Gece için, "bütünlüksüz", "iğreti" saptamasını yapıyor. Muzaffer Buyrukçu'nun Gürültülü Birkaç Saat'i için karşımıza "cinsellik" kılığında çıkan "tutkulu insanları" anlatan bir roman diyen Özkırımlı, Kemal Tahir'in Esir Şehrin İnsanları romanı için şunları söylüyor: "Bu roman Türk edebiyatında bir Kemal Tahir romanı, bir Kemal Tahir dili ve anlatımı bulunduğunun göstergesidir." Bekir Yıldız'ın, "yanlış bir evliliğin öyküsü"nü anlattığı Halkalı Köle'nin, ele aldığı sorunsalı "öznel bir biçimde yansıttığı"nı, Kerbela'nın Bekir Yıldız açısından olumlu bir girişim olduğunu, Darbe'de ise yazarın "bir aydın olarak yüklendiği sorumluluğu yerine getirdiğini belirtiyor. Özkırımlı, "İrkilmek, tedirgin olmak için okumalısınız." dediği Selim İleri'nin Bir Akşam Alacası'nı, "neden aydınlar dışında kimse yok?" diyerek eleştiriyor. Zeyyat Selimoğlu'nun Tutkunun Köşeleri kitabına, "Roman değil, bence usta işi bir uzun öykü." diyen Özkırımlı; Orhan Pamuk'un ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları'nı, "erdemleri ve kusurlarıyla önemseyip tartışılması gereken bir roman." diyerek değerlendirip yine Pamuk'un Sessiz Ev romanı içinse şunları söylüyor: "Yapay, biçim-öz dengesi kurulamamış, bireysel ve toplumsal içerikten yoksun bir roman..."Özkırımlı, Erhan Bener'in Ölü Bir Deniz'ine "Tutkulu bir aşkın romanı" derken Ortadakiler romanı için, "Son 40 yılın toplumsal-siyasal oluşumları içinde savrulan bir kuşağın öyküsü" saptamasını yapıyor. Latife Tekin'in Sevgili Arsız Ölüm'ü için "Keşke klasik ya da çağdaş roman yazmayı amaçlasaydı." diyen Özkırımlı, Gece Dersleri için de "tipik bir hezeyan örneği" tanımlamasını yapıyor. Mehmet Eroğlu'nun Yarım Kalmış Yürüyüş'ü için, "Romanı bitirdiğinizde gerçekten bitiyorsunuz. Bitiyor." diyen Özkırımlı, Duygu Asena'nın Aslında Aşk Yok'unda "Hem erkeği dışlayan, hem de erkeksiz edemeyen bir kadını anlattığı"nı söylüyor. Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ı için, "bir arayışın romanı"; Ayla Kutlu'nun Hoşça Kal Umut'una, "bir umutsuzluğun romanı" diyen Özkırımlı, kitabının son yazısında da Adalet Ağaoğlu'nun Hayır'ını inceleyip şu yargıya varıyor: "Gerek düşünsel içeriği, gerek aydının durumunu ele alış biçimiyle okuru kendi kendisiyle hesaplaşmaya, var oluşunu sorgulamaya iten bir roman. Bunun için de sonuçta intiharı düşünmek gerekmiyor üstelik."Aynı zamanda roman ve öykü eleştirmeni olan Özkırımlı'nın roman-öykü dünyamızın çeşitli yapıtlarıyla yukarıda özetlediğim yargılarına nasıl vardığını, ele aldığı yapıtları hangi gözle, nasıl irdelediğini merak edenler, birbirini tamamlayan bu iki kitabı da okumalıdırlar. "Tarih İçinde Türk Edebiyatı" (1995) ile yine öğrencilere yönelik ve edebiyatı tarihselliği ve toplumsallığı içinde ele alma başarısıyla örnek olan çalışmasından sonra Özkırımlı, siyasal ve kültürel yaşamımızla ilgili aydın sorumluluğunun gereği olarak yazdığı denemeleri "Sevgim Acıyor" (1995) adlı kitabında topladı. Bir edebiyatçının edebiyattan ödün vermeden toplumsal yaşama nasıl müdahale edebileceğinin göstergesi olan bu yazılarıyla Özkırımlı, aydının siyasal tavrı açısından geleneğimizi cesurca sürdüren örnekler verdi."O Güzel İnsanlar" (1998) adlı kitabında edebiyatımızdan portreleri dikiyor karşımıza. Sevecenlikle ve sevgiyle yaklaştığı "O güzel insanlar"ın "o güzel atlara binip gitmedikleri"ni söylüyor. "Bütün çirkinliklere inat bizimle birlikte yaşıyorlar, yaşayacaklar." diyerek anma yazıları ve söyleşileriyle okuyucuyu edebiyatçıların düş dünyasına sokuyor. Yunus Emre'den, Tevfik Fikret'e, Ahmet Haşim'e, Sabahattin Ali'ye, Haldun Taner'e, Aziz Nesin'e ve daha birçok edebiyatçıya gönderilen selamların yanı sıra kitapta Can Yücel, Tomris Uyar, Refik Durbaş, Melih Cevdet gibi edebiyatçılarımızla da buluşuyoruz.3 ciltlik "En Güzel Türk Hikâyeleri"nde "hikâyeciliğimizin yüz yılı"nı aktaran örnekler sunuyor Özkırımlı. Bu seçkinin özgün yanını şöyle belirtiyor: "...Benim 'seçtiğim' değil, 'sevdiğim'" hikâyeler. Sevdiğim diyorum, çünkü Cemal Süreya'nın deyişiyle 'yüreğimi elliyor', düş gücümü besliyor, bana yeni pencereler açıyor. Edebiyatın gücü de buradan geliyor işte..." 2000'lı yıllar Özkırımlı'nın rahatsızlığının arttığı, sağlığının iyice bozulduğu yıllardır. Özkırımlı hasta yatağında bir yandan Osmanlıca-Türkçe Sözlük için çalışırken bir yandan da birikimini doruğa taşıyıp edebiyatımıza bir edebiyat tarihi daha armağan etme çabası içindedir.Önem verdiği ve hem edebiyatın hem de yaşamın temeli kabul ettiği dille ilgili kitabı Bilgi Üniversitesi Yayınları'nda yayımlanır: Türk Dili: Dil ve Anlatım.

'TÜRK DİLİ: DİL VE ANLATIM'

Yükseköğretim öğrencilerinden, her derecedeki öğretmenlere, genç yazarlara ve diline değer vermesi gerektiğinin bilincinde olan herkese bilgilenmeleri ve bilgilerini yenilemeleri için özellikle yararlı olacağına inandığım "Türk Dili: Dil ve Anlatım"ın ilk bölümü Dil, Diller ve Türk Dili başlığını taşıyor. Dil nedir sorusunun yanıtının arandığı ve dilin bir işaretler sistemi, toplumsal bir kurum, canlı bir varlık, ulusal bir öykünme olarak özelliklerinin sıralanıp açıklandığı bu bölümde ayrıca; dillerin doğuşu, anadili, ortak dil, konuşma dili-yazı dili ve özel diller başlıkları altında dilin türleri; yeryüzünde konuşulan diller başlığı altında da dünya dilleri, dillerin sınıflandırılması, dil aileleri, Türk dilinin tarihsel gelişimi, dönemleri, lehçeleri, Türkiye Türkçesi ve devlet dili olarak Türkçe inceleniyor. Türkçenin ses yapısının ve biçim özelliklerinin irdelenmesiyle ilk bölüm noktalanıyor.Dil ve Anlatım bölümündeyse anlatım biçimi, anlatım süreci, sözlü anlatım, düzgün ve etkili konuşma, yazılı anlatım, anlatımı etkili kılma başlıkları altında konuşma ve yazmayla ilgili sorunlar irdelenip soruların yanıtları aranırken, öğretici olmaktan çok dili benimsetici, sevdirici, dilin kullanımını kolaylaştırıcı önerilerde bulunuluyor. Dil, anlatım, konuşma ve yazma ile ilgili olarak kitabın sonuna konulan geniş "kaynakça"da, bu kitabı bitirenlerin dillerini korumak için okuyabilecekleri onlarca kitabın adının verilmesi de önemli bir katkı olarak değerlendirilmelidir. Son olarak da, güncel bilgilerin eklenmesi konusu içine tam olarak sinmese de tamamladığı "Türk Edebiyatı Tarihi (Ansiklopedik)"nin yayımlandığını ölümünden önce gördü.Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nihat Sami Banarlı, Agâh Sırrı Levend, Hıfzı Tevfik Gönensay gibi edebiyat tarihçilerinin 1960'lardan önce kaleme aldıkları yapıtlardan sonra Rauf Mutluay (50 Yılın Türk Edebiyatı), Seyit Kemal Karaalioğlu (Türk Edebiyatı Tarihi), Vasfi Mahir Kocatürk (Büyük Türk Edebiyatı Tarihi), Ahmet Kabaklı (Türk Edebiyatı), Cevdet Kudret (Örnekli Türk Edebiyatı Tarihi), Mahir Ünlü-Ömer Özcan (20. Yüzyıl Türk Edebiyatı), Şükran Kurdakul (Çağdaş Türk Edebiyatı) ile bütünlüklü olarak sunulan edebiyatımız Atilla Özkırımlı'nın kendine özgü bir yöntemle hazırladığı edebiyat tarihi ile daha da zenginleşti.

EDEBİYAT TARİHİ NEDİR?

Edebiyat tarihinin ne olduğunu, yönteminin nasıl uygulandığını ve kendi yapıtının özgünlüğünü Sunu'da: "Edebiyat tarihi, bir ulusun çağlar boyunca oluşturduğu edebiyat yapıtlarını, bunları yaratan edebiyatçıların yaşayışlarını ve sanat anlayışlarını tarihsel gelişim sürecinde inceleyerek o ulusun edebiyatının izlediği yolu, geçirdiği evreleri anlatan, edebiyat yaşamını bütün olarak değerlendiren bilimsel bir çalışmadır. Ama edebiyat, toplumun yapısından soyutlanamayacağına göre, belirli bir dönemin edebiyatını değerlendirirken tarihin, toplumbilimin, felsefenin, psikolojinin, dilbilimin, etnolojinin verilerinden de büyük ölçüde yararlanmak; edebiyat tarihi çalışmalarında tarih bilimini yöntemlerinden toplumbilimin ve psikolojinin yöntemlerine, tarihsel ve toplumbilimsel eleştiriden izlenimci ve yapısalcı eleştiriye birçok yöntemi bir arada kullanmak gerekmektedir." diyerek açıklayan Özkırımlı, bu dediklerini yaşama geçirerek yazdığı yapıtında "edebiyat tarihinin bellibaşlı edebiyatçıların yaşamöyküleri ve edebiyat ürünlerinin özetleri toplamı" olmadığını gösteriyor.Edebiyat tarihinin bir antoloji olmadığını da düşünen ve yapıtında bu düşüncesini uygulayan Özkırımlı'nın kendisinin de belirttiği gibi "Türk Edebiyatı Tarihi" biçimsel olarak diğer edebiyat tarihlerine benzemese de, içerik olarak destanlar döneminden günümüze Türk edebiyatçılarını-yazarlarını, onların yapıtlarını, edebiyata ilişkin terim ve kavramları kapsayan bir Türk Edebiyatı tarihidir. İçerik, kapsam ve işleniş bakımından edebiyat tarihinin ölçütleri ile yazılan yapıtında Özkırımlı'nın kişilerde önemli bir ayıklanmaya girdiği, özellikle edebiyat tarihine mal olmuş kişiler üzerinde daha ayrıntılı durduğu, değerlendirmeler yapıp örnekler verdiği; kişilerle ve yapıtlarla ilgili maddelerde başka edebiyatçıların yaptıkları değerlendirmelerden alıntılar yapılarak yorumlarını zenginleştirdiği; edebiyatımızda geçen terimleri ve kavramları örnekleriyle ve ayrıntılarıyla açıkladığı görülüyor. Özkırımlı, sunuda bir noktaya daha dikkat çekiyor: "Biliyorum, benzeri her yapıt gibi bu yapıt da, özellikle alınan ya da alınmayan edebiyatçılar açısından, eleştirilecek. Ama az önce belirttim, bu kitap salt biçim olarak ansiklopedi. Hele bir edebiyatçılar sözlüğü ya da ansiklopedisi hiç değil. Dolayısıyla maddelerin belirlenmesinde benimsenen ölçüler farklı. Yine de ben, her seçim önünde sonunda öznel olsa da ilkeleri belli bir nesnelliği koruduğumu belirtmeliyim."Edebiyat tarihine aldığı edebiyatçıların yaşamöyküleriyle birlikte, yapıtlarının listesini, onlar için yazılan yazılardan alıntıları, bazı önemli yapıtlarla ilgili maddeleri, edebiyatımızda etkili olan dergileri, edebiyatımızdaki akımları, terimleri tarihsellik içinde ve olabildiğince nesnel olarak değerlendiren Özkırımlı'nın "Türk Edebiyatı Tarihi", kimi fotoğraflar, belgeler, dizin biçimindeki içindekiler, genel kaynakça ve minyatürlerle de zenginleşiyor. Türk edebiyatının terimleri, kavramları, akımları, edebiyatçıları, ürünleri, kısacası her açıdan ve tümüyle tanımak, öğrenmek isteyenler için bir başvuru kitabıyla edebiyatçılığına ve yaşamına nokta koydu Özkırımlı. Bu edebiyat tarihiyle sanki hoşçakalın dedi, her şeye karşın sevgiyle yaklaştığı edebiyatımıza ve dünyaya.

09:27 - 6/2/2006

94
0
0
Yorum Yaz