AlsahBlog / Sarı Yazma

Alşah Blog'larında Ara...

• 13/12/2007 - Hababam melodisini yitirdi

HAFTANIN FİLMLERİ

HAFTANIN FİLMLERİ
'Yolda', Yılmaz Güney'in Bursa Cezaevi'nden Isparta'ya nakli sırasında yaşanan iki günü, Erden Kıral'ın eklediği kimi kurmaca olaylarla aktarıyor.
Erden Kıral imzalı 'Yolda', Yılmaz Güney ekseninde bir dönemin gizli tanıklarını perdeye taşıyor. Filmde Halil Ergün, Serdar Orçin ve Yeşim Büber başrolleri paylaşıyor

08/04/2005 (1595 kişi okudu)

UĞUR VARDAN (Arşivi)

'Yol'u Yılmaz'dan geçen...
Akıp giden bir tarih ve ona eklenen insanlar... Bazıları olayların birinci elden tanıkları, çokları da seyircisi... Türk sinema tarihinin en büyük başarılarından biri sayılan 'Yol', bu anlamda herkes için aynı şeyleri ifade etmiyor. İzleyici için, eleştirmen için, sanatsever için belki büyük bir övünç kaynağı ama mesela Erden Kıral için, keza Şerif Gören için bambaşka bir şey; belki de bir trajedinin ta kendisi. Mesela Gören, filmin yönetmeni olmasına karşın 'Yol'un hep Yılmaz Güney ismiyle anılmasının psikolojik yüküyle baş başa bırakılmadı mı? Bırakıldı elbet.
Ama hiç değilse Gören'in şöyle bir kıvancı var; Cannes'ın 50. yılı dolayısıyla çekilen o ünlü 'tüm kazananlar' fotoğrafında yer aldı ve o kare, artık onun hakkının, sonsuza dek teslim edilmesini sağlayacak.

Yarayı kapatmaya soyunmuş
Erden Kıral içinse durum tabii ki farklı; filmi çekmeye koyulmuşken iş elinden alındı ve hiçbir zaman kapanmayan bir yara oluştu. Zaman her şeyi örter derler; ama 'Yolda' projesi hiçbir şeyin örtülmediğini gösteriyor. Hesaplaşmanın ise meselenin ortaya konduğu 'er meydanı'nda, yani sinemada yapılması işi daha da ilginç bir hale sokuyor. Yani Kıral, son çalışması 'Yolda'da esas olarak yarayı kapatmaya soyunmuş.
Peki gelelim can alıcı soruya; kapanmış mı? Bana sorarsanız hayır. Yılmaz Güney'in Bursa Cezaevi'nden alınıp bir Chevrolet'ye konularak Isparta'ya nakli sırasında yaşanan iki günü, kendince yorumlayan ve kimi kurmaca olaylarla, zamanında vermediği, veremediği cevapları, perde yoluyla vermek isteyen Kıral, ne yazık ki çok da başarılı bir film ortaya koyamamış.
Kıral'ın sinema dergilerinde ve Milliyet Sanat'ta çıkan söyleşilerine göz attım; hepsinde aynı refleskin izleri var: Bu, olayların bire bir izdüşümü değil, dönem filmi değil, isimler gerçek değil vs vs. O halde bunca eğip bükme karşısında bizim seyirci olarak nasıl bir pozisyon almamız gerekiyor? Ben kendi adıma şunları söyleyebilirim; bu ülkenin insanları olarak Güney'i hem 'resmi', hem de 'resmi olmayan' tarihin bakışıyla bir yerlere oturttuk. Kıral'ın da Güney'le, bizim dahil olmadığımız bir hesaplaşması var; bir tür Tanrı'yla kul arası gibi...
Şimdi bu filmle, tanıkları çok az olan bir olay, legalize oluyor. Peki bu legallikten seyirci olarak bizde nasıl bir iz bırakılıyor? Salondan çıktığımızda, kafamızdaki Yılmaz Güney imajı değişiyor mu, Erden Kıral'a yapılan haksızlığı yüreğimizde hissedebiliyor muyuz? İçerideki bir yönetmenin filmini başkasına çektirmek zorunda kalmasından dolayı yaşadığı ıstıraba tanık oluyor muyuz? Geride kalanların yaşadığı acılar, mesela içerideki yönetmenin eşi, keza haksızlığa uğrayan genç yönetmen; onun yaşadıkları? Film, cevaplamaya niyet ettiği bütün bu sorular karşısında, son derece tutuk. Ya da şöyle söyleyelim; cevapları filmin gücü, sinematografik yanları değil Türk sinemasındaki tek kaçamak yol olan diyalogları veriyor. Yani biz bu cevapları, bir metin okuyarak da öğrenebilirdik.
Ayrıca her ne kadar Kıral 'tam bir dönem filmi değil' dese de kimi özen gösterilmemiş detaylar bir noktadan sonra göze batıyor: 80'ler anlatılıyor ama genç yönetmenin masasında bir çay, kahve vs mug'ı var. Kahvemsi bir yere gidiliyor, camında 'cafe' yazısı görülüyor. Filmin ana karakterlerini taşıyan arabalar Chevrolet ve Doğan, buna eyvallah da kaldıkları motelimsi yerden dışarıya bakıldığında yoldan vızır vızır son model arabalar geçiyor.

Hapishaneyi bulmak çok zor!
Ve metaforik anlamlar barındırması nedeniyle çekilmiş ve bence sabırları son derece zorlayan bir sahne: Polisler, Yılmaz'ı bırakacakları hapishaneyi arıyor. Sonuçta hapishaneyi bulamıyorlar ve fasit daire içinde dolaşıp duruyorlar. Küçücük bir yerleşim yerinde bir yeri bulmak bu kadar mı zor. Eğer Türkiye'de yaşıyorsan bu işin en basit yolunun, aşağıya inip birine aradığın yeri sormak olduğunu bilirsin. Üstüne üstlük bu sahnelerde polislerden biri kapı numaralarını sayıyor, kamera evleri gösterdiğinde de hiçbirinde numara olmadığını görmek mümkün; ama kamera polise döndüğünde sanki düzenli bir site içinde adres arıyor sanıyorsunuz.
Gelelim filmin en önemli kaçış noktasına. Yönetmenin ismi Yılmaz, ama karısının ismi Hale, haksızlığa uğrayan genç yönetmenin de Sedat. Sizce şimdi bunun neresi zekice ya da zarif? Yani 'İyi ama bunlar Yılmaz ve Fatoş Güney'e, Erden Kıral'a benzemiyor' dediğimizde, savunu olarak bu mu konulacak önümüze?
Ya oyunculuklar? Halil Ergün'ün Yılmaz Güney için doğru bir tercih olmadığı çok açık. Ne filmlerdeki, ne de fotoğraflardaki Güney'i buluyoruz. Buradaki Güney, 80 sonrası bunalım filmlerindeki karakterleri andırıyor. Kafası pek dolu, kafası hep başka yerde ve sanki Tanrı. Onu rahatsız etmek de bizim için suç. Üstelik diyalogları da fazlasıyla didaktik. Serdar Orçin ve Yeşim Büber'i ise bu film dolayısıyla yargılamak bence gereksiz; onların yeteneklerini ve kapasitelerini başka filmlerde görmüştük. Filmin en iyileri ise polis tayfası. Başta komiser Hilmi rolündeki Kevork Türker olmak üzere Önder Çakar ve Edip Saner mükemmeller.
Sonuç olarak 'Yolda', içinden Yılmaz Güney geçen bir film olmanın ötesine gidememiş vasat bir çalışma. Erden Kıral adına da, eski bir hesap bence en azından bu film dolayısıyla pek kapanmamış gibi.



 

Benim annem, arıza annem
Asia Argento, ne zaman popüler İtalyan dergilerinin sayfalarına taşınsa, aykırı pozlar verdi, o ilginç dövmelerini öne çıkardı. Mesaj basitti: Ben farklıyım, ben uçuk kaçığım... Eh, babanız (Dario Argento) hayatı boyunca her karesinden kan damlayan filmler çekmişse, sizin de normal olmanız pek beklenmez. Oyunculuk döneminde, daha makul rollerde izlediğimiz 1975 doğumlu Argento, iş yönetmenliğe gelince ruhundaki fırtınaları peliküle dönmeyi denemiş. İkinci kez kamera arkasına geçtiği son çalışması 'Aldatan Yürek' (The Heart Is Deceitful Above All Things) evlatlık olarak büyütülen yedi yaşındaki Jeremiah'nın gerçek annesiyle karşılaşması sonucu, değişen hayatını anlatıyor.

Pasolini'ye selam
Amerikalı yazar JT LeRoy'un otobiyografik kısa hikâyelerinden çekilen yapımda Argento, sanki Pasolini'ye selam sarkıtıyor ve 'Sodom'un 120 Günü' gibi minik Jeremiah'ın günlerini, hafif belgesel tadı da veren kamera oyunları ve her şeyden önemlisi, genç, dinamik, çarpıcı bir anlatımla huzurumuza getiriyor. Birden karşısına çıkan farklı bir anne portresiyle birlikte model ve rol seçimi farklı mecralara kayan Jeremiah, uyuşturucu ve seksle döşenmiş yollarda, küçük bedenini ve ruhunu, biçimlendiriyor. Dili etkileyici, öykü yer yer çekici ve kulak vermeye değer ama bir noktadan sonra fazla dağılıyor ve 'İyi de bu filmin hedefi ne?' sorusu, cevapsız kalıyor.
Boşrolünde kendisinin göründüğü filminde Asia Argento'nun, canlandırdığı karakter Courtney Love'ı fazlasıyla hatırlatıyor (Asia, bu benzetmeye kızıyormuş ama ne yapalım; görüntü böyle). Minik oyuncu Jimmy Bennett'ın muhteşem performansı ise filmin, en unutulmaz yanı. Ornella Muti, Peter Fonda ve Winona Ryder'ın varlıkları, filme pek bir şey katmıyor. Marilyn Manson'sa zaten benim ilgi alanıma girmiyor.



 

Çocuk bakmak daha zormuş!
İSTANBUL - Adam Shankman'ın yönettiği komedi filmi 'Komando Dadı'da (The Pacifier) Hollywood'un aksiyon yıldızı Vin Diesel'in başı küçük veletlerle dertte... Üst düzey bir sualtı komandosu Shane Wolfe'un (Diesel) yeni görevi, anneleri hükümet adına gizli bir projede çalışan beş çocuğun güvenliği için çocuk bakıcılığı yapmaktır. Gerilla savaşı ve sabotajlar konusunda özel eğitim alan Shane Wolfe için bu iş başlangıçta çok kolay görünür. Psikolojik savaş eğitimi almış olan, dünyanın en gelişmiş silah teknolojisini kullanabilen Wolfe, bir türlü başa çıkamadığı beş çocuğa bakmanın, dünyanın en gelişmiş ordularına ve terör örgütlerine karşı savaşmaktan çok daha zor olduğunu kısa sürede anlar. Amerika'da bir ayda yaklaşık 100 milyon dolar hasılat yapan 'Komando Dadı'da Diesel'e Lauren Graham, Faith Ford, Brittany Snow eşlik ediyor.
(Kültür Sanat)



 

Dört kızı başgöz etmek kolay değil
İSTANBUL - 'Hayatımın Çalımı Beckham' ile adından söz ettiren Hint asıllı yönetmen Gurinder Chadha, 'Gelinim Olur Musun'la (Bride and Prejudice) karşımızda. Orta yaşlara gelmiş bir anne olan Bakshi'nin evde kalmasından korktuğu dört kızı için uygun eşler aramaya koyulmasıyla gelişen olayları anlatan film, Jane Austin'in ünlü romanı 'Aşk ve Gurur'un serbest bir uyarlaması.
Bir düğünde tanıştığı Balraj'ı en büyük kızı Java ile baş göz etmeye karar veren annenin planı damat adayının en yakın arkadaşı ABD'li zengin Will Darcy'nin en küçük kızı Lalita'ya âşık olmasıyla içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Jane Austin'in unutulmaz eserinden yola çıkılarak sinemaya uyarlanmış filmler için de en sempatiklerinden biri olan 'Gelinim Olur musun?''da Nadira Babbar, Neveen Andrews, Namrata Shirodkar, Martin Henderson ve Aisharwaya Rai rol alıyor. Filmin tek talihsizliği ise Türkçe seçilen adı.
(Kültür Sanat)



 

'Baskın', basanın mıdır?
Amerikalılar, savunmayı sever. Mesela en önemli özelliği, hücum sanatına getirdiği kendine özgü zekâ ve estetik olan NBA'de (ki benim de ilgi alanıma girer) bile, taraftarın neredeyse tek tezahüratı vardır; 'Defense, defense...' Yani 'savunma, savunma'... Kim bilir, belki de bu tarihsel bir refleksin sonucudur; malum Yankilerin kısa tarihlerinde unutulmaz sayfalardan biri de meşhur Alamo hikâyesidir. Aralarında ünlü avcı Davy Crockett'in de bulunduğu bir grup Teksaslı vatanseverin, Meksikalı General Santa Anna'nın ordusuna karşı verdiği mücadele, yenilgiyle sonuçlanmasına rağmen 'destan' kabilinden, ders kitaplarının müfredatına girmiştir.

'Savunma sanatı' filmi
Geliyoruz meselenin özüne: Haftanın mönüsünde yer alan 'Baskın' (Assault on Precinct 13) da, bir tür 'savunma sanatı' filmi. Detroit'teki eski bir karakol olan Precinct 13'te, yılın son gününde yaşanan olayları öyküleyen film, eski bir John Carpenter filminin yeniden çevrimi (işin aslı biraz gerilere gidiyor, Carpenter da 1976 yapımı filmini çekerken, bir western klasiği olan 'Rio Bravo'dan esinlenmiş).
Bir grup mahkûmu taşıyan hapishane aracı, kar yüzünden görüş mesafesinin sıfıra indiği son derece soğuk bir günde (ki 31 Aralık'tır o gün), geçmişi yaralı genç çavuş Jake Roenick'in sorumluluğundaki karakola sığınır. Mahkûm grubunun en önemli ismi, bir suç makinesi olan Marion Bishop'tır. Bir polis öldürmüştür, ve bu yüzden, özellikle Organize Suçlar Şubesi'nin başındaki Marcus Duvall'in nefretini kazanmıştır. Gece olur ve karakolun, sükûneti bozulur. Bir grup maskeli adam, Bishop'ı kurtarmak için operasyona başlamıştır.
Fransız yönetmen Jean-François Richet'nin Hollywood'daki ilk çalışması olan 'Baskın', hemen mevzuya giren aksiyonlardan. Hareketli sahnelerin ve gruplar arası çatışmaların damgasını vurduğu film, dinlenme anlarında da karakter analizlerine soyunuyor. Kimi psikolojik çözümlemeleri, abartmadan ve ciddiyet maskesi takınmadan öyküsüne yerleştiren senaryo, bazı noktalarda mantığı zorluyor tabii. Mesela koca Detroit'te, bu küçük karakolda neler olup bittiğini merak eden yok; o kadar önemli bir mahkûmu yolladığınız aracın ve akabinde karakolun, akıbetini merak etmez misiniz? Daha önce 'Arabulucu'yu da kaleme alan senarist James DeMonaco, 'Neyse, buraları geçelim; siz aksiyona bakın' demeye getiriyor.
Masum yüzünü, 'Taking Lives'te kötülüğün emrine veren Ethan Hawke'ın, 'Training Day'de olduğu gibi polisiye takındığı yapımda, Laurence Fisburne ve Gabriel Byre, esaslı rol kesen isimler olarak beliriyor. Kadrodaki diğer isimlerden John Leguizamo sahne çalıyor, Brian Dennehy 'Artık çok ihtiyarladım' diyor, Maria Bello da geç kalan şöhretin tadını çıkarıyor. Filmin bir başka güzel yanı da görüntü yönetimi. Robert Ganz, kar manzaralarında olduğu gibi bütün karanlık sahnelerde, enfes kadrajlar yakalamış. Kaydadeğer bir aksiyon olarak 'Baskın'ı, türe yatkın seyirci için tavsiye edebiliriz.

 

Hababam melodisini yitirdi

Hababam melodisini yitirdi
Melih Kibar, cilt kanseri nedeniyle tedavi gördüğü Acıbadem Hastanesi'nde dün yaşamını yitirdi. Sanatçının naaşı, yarın Bebek Camii'nde öğleyin kılınacak cenaze namazından sonra Nakkaştepe'deki aile kabristanına defnedilecek.
Çeyrek yüzyıldır yaptığı bestelerle Türk pop müziğini derinden etkileyen Melih Kibar, 54 yaşında amansız hastalığa yenik düştü. 'Hababam Sınıfı'nın unutulmaz müziği ona aitti

08/04/2005 (1201 kişi okudu)

CUMHUR CANBAZOĞLU (Arşivi)

İSTANBUL - Yerli pop'ta ekip çalışmasını başarıyla uygulamış, çeyrek yüzyıldır yazdığı bestelerle birçok kuşağı derinden etkilemiş Melih Kibar amansız bir hastalığın pençesinden kurtulamayarak genç yaşta yaşama veda etti.
1951 doğumlu Kibar, Alman Lisesi'nde okurken Milliyet Liselerarası Müzik Yarışması'nda ilk kez geniş kitleler önüne çıkmış, ardından Timur Selçuk'tan dersler alarak ilerlemeye başlamıştı.
Yıl 1975'ti; Türkiye ilk kez katılacağımız Eurovision Şarkı Yarışması'nın heyecanını yaşıyordu. Büyük orkestrayı yönetecek Timur Selçuk, sınıfındaki öğrencilerden yarışmanın sinyal müziği için beste yazmalarını istiyor, Kibar'ın bir gecede hazırladığı ve 'Çoban Yıldızı' adını verdiği sinyal müziğini seçiyordu. 'Çoban Yıldızı' o kadar beğeniliyordu ki, TRT sonraki yıllarda Eurovision'da alt sıralarda gezindikçe, halk arasında bu sinyal müziğiyle temsil edilmemizin gerektiği konuşuluyordu sürekli...
'Hababam Sınıfı' filminin müziğindeydi sıra. Ertem Eğilmez, 'Çoban Yıldızı' ayarında bir beste istemişti filmi için. Bu kez daha fazla vakti vardı ve rahat rahat yazdı 'Hababam Sınıfı'nın o çok sevilen müziğini. Sonuç önce Antalya'dan gelen Altın Portakal, sonra yıllara meydan okuyacak, kuşaktan kuşağa geçecek bir besteye sahip olmanın getirdiği mutluluktu...

Talu-Kibar-Evgin üçlüsü
1970'lerin ikinci yarısı Türk popunda Melih Kibar adının zirvede anılacağı yıllardı. Söz yazarı Çiğdem Talu ve Erol Evgin'le oluşturduğu 'ekip çalışması', art arda 'Sevdan Olmasa', 'İşte Öyle Bir Şey', 'Bir de Bana Sor', 'Etme Eyleme', 'Aldım Başımı Gidiyorum', 'Ah Bu Hayat Çekilmez' gibi hit parçalar sunmuştu yerli popa. Evgin'in yorumuyla liste başına yükselen Kibar-Talu işbirliği, daha sonra Füsun Önal, Nükhet Duru, Zerrin Özer, Nil Burak, Rezzan Yücel, Engin Evin, Sezer Güvenirgil gibi isimlere de şarkılar sunmuştu...
Bu başarı plaklarda kalmamış, 'Hisseli Harikalar Kumpanyası' müzikaliyle tiyatro sahnesine sıçramıştı. Ancak 1983'te Çiğdem Talu'nun çok genç yaşta yaşamını yitirmesiyle Türk popunda 'bir büyü' sona ermişti adeta.
Kibar artık yalnızdı ve uzun süren suskunluktan sonra 1986'da İlhan İrem'in yorumladığı 'Halley'le Eurovision'dan dokuzunculuk çıkartarak, Türkiye'ye o ana kadar en iyi dereceyi getirmişti. Bir başka dönemeçti bu başarı yerli popta... 1980'leri açtığı müzik okulunda öğrenci yetiştirerek, reklamlara ve filmlere müzik yazarak geçirdikten sonra, 90'lara Melki adlı stüdyosunda prodüksiyonlarla başlamıştı. Eurovision vazgeçemediği tutkuydu. 1995'te 'Sev'le TRT'yi İrlanda'da temsil etmeye hak kazanmıştı.
2000'lere ise televizyon programları, 'Yadigâr' albümü ve Zeki Ökten'in 'Gülüm' adlı filmine yazdığı müziğin Antalya'da kazandığı Altın Portakal heykelciğiyle giriş yapmıştı. Kibar'ın 'Hababam Sınıfı' serisi dışında film müzikleri pek bilinmez ama bugüne kadar beste yazdığı filmler arasında 'Bizim Aile', 'Ah Güzel İstanbul', 'Aile Şerefi', 'Dolap Beygiri', 'Namuslu', 'Çıplak Vatandaş', 'Bez Bebek' gibi önemli yapıtların olması, Yeşilçam'a ne derece önemli katkıda bulunduğunun da göstergesiydi... İkinci albüme ulaşan bu antoloji serisi daha da ileri gidecek, onun Türk halk müziğinden, Türk sanat musikisinden bolca beslenen piyanosundan taşan ezgiler, yerli pop tarihine albüm halinde not düşülecekti... O günlerde, sevilen diğer yapıtlarını albümlerde toplamaya devam edeceğini söylüyordu ve yaptı da. 2003 yılında, yine aynı espride 'ikiye ayrılmış şekilde' hazırladığı ikinci albümünü yayımlamayı başardı Kibar. 'Yadigâr-2' yerine, 'Saat Sabahın Dokuzu' adını uygun görmüştü bu kez. Yıllar önce TRT'de yayımlanmış bir dizinin müziğiydi bu.
Cumhuriyet'in 80. yaşı onuruna yazılmış '80. Yıl Marşı'yla açılan albüm 'Her Şey Seninle Güzel', 'Tüm Bir Yaşam', 'Kazandım', 'İçimdeki Fırtına, 'Koca Çınar', 'Bir Bakışın Yetti' gibi hit parçaları da içeriyordu. 'Yadigâr' ve 'Saat Sabahın Dokuzu' albümleri, Kibar'ın şahsında Türk popunun mini bir tarihçesiydi. Baştan sona sıkılmadan dinlenen, uzun soluklu bu yapıtlarla Melih Kibar müzikle dopdolu bir yaşamın özetini sunmuştu. Kanserdi, tedavi görüyordu ama, piyanosunun başından kalkmadan müzik üretmeyi sürdürerek çok sevdiği Çiğdem Talu'sunun yanına son yolculuğuna çıktı.

Onun gibiler zor yetişiyor erken gidiyor
Özdemir Erdoğan: Çok sevdiğim arkadaşımdı, büyük bir acı oldu.
Melih'in stüdyosunda çok güzel müzikal çalışmalar yapardık. Sevgili eşi sahne çalışmalarımda bana çok yardımcı olmuştur. Müzik dünyası için çok acı bir kayıp, çünkü çok başarılı bir isimdi. Tabii eserleriyle çok güzel bir şekilde anılacak. Çok acı bir sürpriz benim için eşine ve çocuklarına başsağlığı diliyorum.
Ali Kocatepe: Melih bizim kuşağın en önemli müzik üreticilerinden biriydi.
On yıllar boyunca dillerden düşmeyecek ve klasikleşmiş nice besteye imza attı.
Çok üzgünüz, çünkü sağlığına kavuştuğunu duymuştuk. Ne yazık ki yeri doldurulamayacak çok değerli bir besteciyi kaybettik. Başımız sağ olsun.
Zerrin Özer: İnanamadım. Müzik dünyasında gerçekten çok kaliteli çalışmalar yapmış bir insandı. Melih Kibar yaptığı işlerle anılacaktır. Gerçekten çok ama çok önemli bir müzik adamıydı. Çok sevdiğim bir dostumdu, şimdi diyorum ki keşke yaşarken birbirimizi daha fazla görebilseydik. Şu anda öyle bir şok halindeyim ki ne diyeceğimi bilemiyorum, sevenlerine başsağılığı diliyorum.
Garo Mafyan: Söylenecek söz bulamıyorum. İş arkadaşlığının yanında çok iyi dosttuk. Bu insanların daha çok yaşaması gerekiyor. Yaşadığımız hangi olayı düşünmeli şimdi. İş arkadaşlığımızı mı? Dostluğumuzu mu? Ölüm hiçbir zaman hoş değil. Meslektaşlığımızı bırakın o kadar yıl tanıdığım başka iyi arkadaşım da yok. Dostlarımızı kaybediyoruz.
Sezen Cumhur Önal: Yıkıldım.
Türk halkını yıllarca güzel şarkılarla buluşturmuştu. Çok önemli, çok değerli biriydi. Çok önemli eserler vermişti. Çok yakın dost değildik ama takdir ettiğim bir müzisyendi. Bizi yarı yolda bıraktı. Onun gibiler zor geliyor, zor yetişiyor, çabuk gidiyor. Tıpkı şarkısında da söylediği gibi 'İşte Öyle Bir Şey'. Ruhu şad olsun.
Aydın Oskay: Melih Kibar'ı bu kadar kısa sürede anlatmak mümkün değil. Müzik adamı olarak çok değerli bir arkadaşımızı kaybettik, başımız sağ olsun.
Nükhet Duru: Yeri doldurulamayacak bir insandı çok üzgünüm. Çiğdem
Talu'yu da aynı dertten kaybetmiştik. Sevenlerinin başı sağ olsun.

 

Kızların sınıf çatışması

Kızların sınıf çatışması
Başrolünü Hülya Avşar'ın üstlendiği film Perihan Mağden'in romanından uyarlandı. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN
Kutluğ Ataman '2 Genç Kız'da günümüzün gençlik kültürüne odaklanıyor. Yönetmen, kitaptaki sınıf çelişkisini filmde daha ön plana çıkardığını söylüyor

08/04/2005 (889 kişi okudu)

OLKAN ÖZYURT (Arşivi)

İSTANBUL - Kutluğ Ataman, 29 Nisan'da gösterime girecek '2 Genç Kız'ın apolitik bir duruş sergileyen bugünün gençlik kültürünü anlattığını söyledi. Proje aşamasından beri büyük ilgi çeken film Perihan Mağden'in 'İki Genç Kızın Romanı' kitabından uyarlandı. Ataman'ın yönettiği Hülya Avşar, Feride Çetin, Vildan Atasever, Tuğçe Tamer, Gönen Bozbey ve Sezgi Mengi'nin rol aldığı film, farklı sosyal gruplardan iki genç kızın arkadaşlığını anlatıyor.
Dün düzenlenen basın toplantısında konuşan Ataman, kitaba göre iki genç kız arasındaki sınıfsal çelişkileri biraz daha ön plana çıkardığını söyledi. Ayrıca, varoşta yaşayan bir kız olarak izleyeceğimiz Behiye karakterini Ataman biraz daha sakin bir kişilik olarak yorumlamış. Edebiyattan sinemaya uyarlama yapmanın zorluğuna dikkat çeken Ataman, "Kitabı filme çeviriyorsunuz. Bu dikkatle yapılması gereken bir şey. Çünkü sinemada ekonomik olmak zorundasınız. Zaman limiti var. Ayrıca var olan bir romanı tekrar piyasaya çıkarıyorsunuz. Aynı şeyi ortaya koymanın anlamı yok" dedi.
Ataman, hem Hülya Avşar'ın hem de filmin iki genç kızı Feride Çetin ile Vildan Atasever'in performansından memnun. Hülya Avşar'ın çalışma disiplinini çok sevdiğini söyleyen Ataman, Çetin ve Atasever'in daha önce yanlış şeyler öğrenmediklerini; bunu avantaja dönüştürdüklerini belirtiyor.
Türk malı bir film yapmak istediklerini vurgulayan Ataman bu hikâyeyi anlatmasındaki en önemli unsuru 'Behiye'nin Handan'dan aldığı inanılmaz hayat dersi' olarak özetledi. Behiye, varoşta yaşayan ama kendi sınıfsal durumunu kırmaya çalışan, Boğaziçi Üniversitesi'ni kazanacak kadar akıllı bir kızken Handan, sarışın, Akmerkez'e takılan önyargılara açık bir genç kız tipi.

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 13/12/2007 - Ata'nın masrafı zorla karşılandı

Ata'nın masrafı zorla karşılandı

Ata'nın masrafı zorla karşılandı
Öğretmen Nihat Dicle, Kastamonu ziyaretinde Atatürk'ün mihmandarıydı.
'Hababam Sınıfı'ndaki Kel Mahmut tiplemesine kaynaklık eden Dicle'nin anılarından: Kastamonu Belediye Reisi Hacı Necip, Atatürk'e 'Masraflarını karşılamazsam linç edileceğim' dedi

29/10/2006 (1239 kişi okudu)

TARIK IŞIK (Arşivi)

ANKARA - Atatürk Araştırma Merkezi'nin eski başkanlarından Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün 'Atatürk ve Yakın Tarihimize İlişkin Görüşmeler Araştırmalar Belgeler' kitabı, yakın tarihin 'az bilinenlerine' ışık tutuyor. Kocatürk'ün, Rıfat Ilgaz'ın ölümsüz eseri 'Hababam Sınıfı'ndaki 'Kel Mahmut' tiplemesine kaynaklık eden öğretmen Nihat Dicle'yle yaptığı söyleşi Atatürk hakkında ilginç anılar içeriyor.
Atatürk'ün Kastamonu'ya gelişinin ve Şapka Devrimi'nin tanığı olan Nihat Dicle, 1990'da 91 yaşında vefat etti. Tarihi Kastamonu ziyaretinde Atatürk'ün mihmandarlığını üstlenen Dicle, Kocatürk'e anılarını 1976'da şöyle anlatıyor: "Halk Atatürk'e takdim edilmek üzere bir şeyler yapıp gönderiyor. Atatürk birkaç gün sonra emir vermiş yaverine, demiş ki, 'Kastamonu Belediyesi fakirdir, bu masrafı kaldıramaz. Yarından itibaren benim hesabıma olsun.'
Bunu haber alınca Kastamonu Halk Partisi Mutemedi Hüsnü bey, Kastamonu mebusları şaşırmış kalmış. 'Atatürk'ten nasıl rica edelim ki, bu fikrinden bir an evvel vazgeçsin; masraf yine Belediye'ye ait olsun.' Bir de baktık, Belediye Reisi Hacı Necip konağa geldi. Atatürk salonun kapısında onu karşıladı. Hacı Necip, 'Sizden bir ricaya geldim' dedi ve şöyle devam etti: 'Buraya gelirken, geceleyin evimin arka tarafından kaçtım, halk evimi sardı. Diyorlar ki, 'Koca Mustafa Kemal Paşa misafirimizi sen idare edemedin; yeme içme masrafının kendi cebinden verilmesini emretmiş.'
Onun için linç edeceklerdi. Bir ricam var: Siz buradan ayrılmadan evvel beni ya İstanbul'a, veyahut münasip göreceğiniz bir yere gönderin de hayatım muhafaza edilsin.'
Atatürk gülümsedi, sigara verdi; Hacı Necip sigara içmediği için almadı. Atatürk, 'Peki peki' dedi, 'Emri geri aldım.'

 

Yılmaz'la Öz'ün gençlik sırrı

Zeki Coşkun

12/05/2006 (802 kişi okudu)

Peş peşe aramızdan ayrılan Atıf Yılmaz ve Erdal Öz'ün yaşlarını hiç düşünmedim. İkisine de 'abi' diyordum. Biri 80'i, öteki 70'i devirmiş meğerse. Neden yaşsız, daimi genç, hatta çocuk kaldıklarını Başbakan sayesinde çözdüm!
Başbakanımız Yunanistan ziyaretinde Selanik'e, Atatürk'ün doğduğu eve uğradı, malum. Anı defterine bir şeyler yazacaktı ki... Fethi Dördüncü'nün yazdıklarını gördü, beyninden vurulmuşa döndü. Görevlilere esti gürledi, "Bunlara nasıl izin veriyorsunuz" diye çıkıştı. O sayfayı kopardı. İktidar partisini Atatürk'e şikâyet eden satırların yazarı, 1930'lardan 1960'lara Türk basınına damgasını vurmuş gazete patronlarından Halil Lütfü Dördüncü'nün evlatlığı. Halil Lütfü, iktidar provokasyonuyla baskına uğrayan ünlü Tan gazetesi ve matbaasının sahiplerinden. Serteller ülkeyi terk edince tek sahibi olarak kalır gazete ve matbaanın. 1955'te Yeni Gazete'yi çıkarır.
Hastalık derecesindeki pintiliğiyle ünlüdür. Rıfat Ilgaz, yıllarca Tan'da karın tokluğuna 'mürettip' (dizgici) ve 'musahhih' (düzeltmen) olarak çalışmıştır. Bir gün kapıcı, "Patron odasında, komada" der. Halil Lütfü yemek zehirlenmesindn komaya girmiş. Ilgaz, "Yanlışlık olmuş, patron paraya kıyıp da yemek yemez ki zehirlensin!" der. Başkasının ısmarladığı söylenince ikna olur. Babıâli'nin en ucuz doktoru çağrılır. Doktor hastaya bakar, "Bir yumurta, çabuk!" der. Yemek zehirlenmeleri için en etkili, ucuz ilaç, yumurta akı içirmektir hastaya. Müdahale sonuç verir, patron gözlerini açar. Serüveni zamanın en ünlü mizah dergisi Dolmuş'ta yazan Rıfat Ilgaz, sonunu şöyle bağlar: "Yumurta kırıldı. Doktor yumurtanın akını bir bardağa akıttı. Sayın patron açtı birden gözlerini, 'Ahmet,' dedi, 'yumurtanın sarısını sonra isterim senden, bir bardağa koy sakla!"
Dördüncü hakkında bir hikâye daha: Matbaa çalışanlarından birine, neden küçük adımlarla yürüdüğünü sorar Halil Lütfü. "Uzun adım atmaya bak! İki adım yerine bir adım atarsan, altı ay giydiğin ayakkabıyı da bir sene giyersin." Adam teşekkür eder, ama "ayakkabımdan size ne" diye de sorar. Yanıt: "Bana ne senin ayakkabından... Ama muşambaları yeni döşettim. Sen altı ay giyeceğin ayakkabıyı bir senede eskitirsen, ben de bu muşambaları bir senede eskitirim!"
***
Daha nice hikaye var Halil Lütfü için... Basın, yayın, sanat dünyasının diğer patronları pek farklı değildir. Para verilmez yazıya, yazara, yönetmene, sanatçıya. Her anlamıyla 'ucuz' iş yaparsan varsın o dünyada. Atıf Abi de, Erdal Abi de tüm bunları görüp yaşadıkları için o ucuzcu dünyanın dışında durdular. Hep genç, hep yeni, hep diri kaldılar. Kalacaklar.

 

Rıfat Ilgaz Ödülü Lütfiye Aydın'ın

01/05/2005 (229 kişi okudu)

İSTANBUL - Çınar Yayınları tarafından Rıfat Ilgaz adına düzenlenen öykü yarışmasını 'Gri Gül' başlıklı dosyasıyla Lütfiye Aydın kazandı. Leyla Erbil, Tahsin Yücel, Sedat Sever, Emin Özdemir ve Burhan Günel'den oluşan seçici kurul, "Özgünlüğün ve yazınsal yetkinliğin yanı sıra insana, yerel ve evrensel değerlere saygı, Türk diline özen, toplumcu-aydınlanmacı bir dünya görüşünü benimsemesi" gerekçesiyle Aydın'ı ödüle değer bulduğunu açıkladı. 87 dosya arasından birinci seçilen Aydın, ödülünü Rıfat Ilgaz'ın doğum günü olan 7 Mayıs Cumartesi günü Kastamonu'da yapılacak törenle alacak. 'İkili Yalnızlık', 'Cemre', 'Sengin Semai Bir Ölüm', 'Ölüm Erken Bir Akşamdır', 'Tsunami', 'Kül Tablet' adlı altı kitabı bulunan Lütfiye Aydın'ın 'Gri Gül' adlı kitabı Can Yayınları'ndan çıkacak. (Kültür Sanat)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 17/6/2007 - 12.CİDE RIFAT ILGAZ SARIYAZMA KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ (2007)

(Yakında burada yayınlanacak)

 

ERKİN UMSAN: Unutulmaz Bir Gece

MUSTAFA ASLAN: Yokuş Yukarı

CAN DÜNDAR: Yaşamda Ve Yargıda Devrimci Duruş: Halit Çelenk

AYDIN ILGAZ: Sınıf'tan Hababam Sınıfı'na

CUMHUR CANBAZOĞLU: Hababam Sınıfı 50 Yaşında

ÜLKÜ TAMER: Sunay... Edebiyatın Hınzır Çocuğu

HASAN AKARSU: Rıfat Ilgaz'ın Yaşamı Ve Tüm Şiirleri

REFİK DURBAŞ: Hababam Sınıfı 50 Yaşında

STAR: 50. Yılını Köln'de Kutladı

DOĞAN HIZLAN: 50 Yıldır Mezun Vermeyen Sınıf

KADİR İNCESU: Değişmeyense Siyasilerin Ve Halkın Büyük Çoğunluğunun Uykuda Olması

DOĞAN HIZLAN: Hababam Sınıfı'nın Bir de Kitabını Okuyun

ALİ EKBER ATEŞ: Bir Kitabın Düşündürdükleriyle Yola Çıkmak

KADİR İNCESU: Suzan Uztan İle Dünden Bugüne

HASAN CEMAL: Che'nin Yolu

UTKU ERİŞİK: Çizginin Emekçisi, Emeğin Çizeri "Burhan Solukçu"

İLHAN SELÇUK: Hababam Sınıfı

CUMHURİYET: Bütün İnsanlığın Dostu; Rıfat Ilgaz

Hababam Sınıfı Ve Kabataş

KADİR İNCESU: Logosu Rıfat Ilgaz Olan Gazete

METİN BORAN: Rıfat Ilgaz Ve Tiyatro

NUH KÖKLÜ: Memleker 50 Yıldır Hep Aynı Sınıfta

DOĞAN HIZLAN: Kastamonu'da Rıfat Ilgaz Şöleni

ALİEKBER ATEŞ: Rıfat Ilgaz Şiiri Üzerine Kendimce Bir Deneme

GÜNGÖR GENÇAY: 11 Yıl Önce Bugün Kaybettiğimiz Şair...

HASAN AKARSU: Burhan Solukçu

Rıfat Ilgaz Almancada

KADİR İNCESU: Kafası Karışık Dili Bulanık Türkiye

B. SADIK ALBAYRAK: Karadeniz'in Kıyıcığında Rıfat Ilgaz Şenliği

EMEL DİNSEVEN: 11. Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali

EMEL DİNSEVEN: Cide Yollarında

ALİ ŞAHİN: Rıfat Ilgaz Ve Cide'si

11. Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür Ve Sanat Festivali

20.05.2002: Rıfat Ilgaz'ın Yaşam Serüveni Sahnede

AKŞAM: Rekor Vizontelenin Değil Hababam'ın

ALİ NAZLI: Rıfat Ilgaz'ın Şiirinde Mizah Öğeleri

Aydın Ilgaz Üniversitelilerle buluştu

AYNUR ERDEM: Afet Kültürümüz Yok

BALÇİÇEK PAMİR: Kendinizi Şımartın Oyun Oynamaya Gidin

BİLGİ BEYKOZ: Karartma Gecelerinden Hababam Sınıfı'na; Rıfat Ilgaz

CELAL YILDIZ: Hababam'ın Annesine Veda

ÇETİN ALTAN: Öne Arkaya Sallanan Oyuncak At

DENİZ N. AKBAL: Rıfat Ilgaz'ın Evi Onarılıyor

DENİZ SİPAHİ: Oyuncak Demek Hayallerimiz Demek

EFLATUN NURİ: Afiyet Olsun

EVRENSEL: Önce Kadınlar Ve Çocuklar

FECİR ALPTEKİN: Aydın Ilgaz Rıfat Ilgaz'ı Anlatıyor

FİLİZ KÜÇÜK: Akgün Akova İle Sizin İçin Söyleştik

FÜSUN ÖZBİLGEN: Rıfat Ilgaz; Transforming Sorrow To Laughter

FÜSUN ÖZBİLGEN: Rıfat Ilgaz; Acıları Gülmeceye Döünüştüren Yazar

GAMZE AKDEMİR: Aydın Ilgaz'dan "Sınıf'ın Efsanesi"

GAZETE KADIKÖY: Sunay Akın İtalyancada

GAZETE KADIKÖY: Göztepe'nin Oyuncak Müzesi Var

H. İHSAN SÖNMEZ: Onlar ki; Yüreklerini Bir Buket Yapıp Halkımıza Sundular

H. İHSAN SÖNMEZ: Elim Eline Değsin, Isıtayım Üşüdüyse, Boşsa Gitmesin Son Sıcaklığım

H. İHSAN SÖNMEZ: Rıfat Ilgaz Sempozyumu Kastamonu

H. İHSAN SÖNMEZ: 'Sınıf'ın Efsanesi

Hababam Sınıfı Dünya Üçüncüsü

HASAN AKARSU: Yalçın Ergir'in Anlattıkları

HASAN BARIŞCAN: Hababam Okulları

HASAN BARIŞCAN: Okuyan Toplum

HASAN HÜSEYİN YALVAÇ: Aşılı Kolum

HASAN HÜSEYİN YALVAÇ: "Körüz Biz" ve Rıfat Ilgaz

HASAN HÜSEYİN YALVAÇ: Rıfat Ilgaz Evi

HASAN PULUR: 2004 Model Hababam Sınıfı

HASAN PULUR: Tam Bir Kara Mizah Hikayesi

HİCRİ ÖZGÖREN: Fedailer Mangasından Bir Şair

İLHAN SELÇUK: Sınıf Ve Demokrasi?

İLHAN SELÇUK: 142'den 312'ye

KADİR İNCESU: Rıfat Ilgaz 'ın 12 Eylül Anıları

KADİR İNCESU: Ilgaz Anadolu'nun Sen Yüce Bir Dağısın

KADİR İNCESU: Halime Kaptan 100 Temel Eser Arasında

KADİR İNCESU: Rıfat Ilgaz Kadıköy'de Anıldı

KADİR İNCESU: Rıfat Ilgaz İçin Ne Yapsak Azdır

KADİR İNCESU: Elde Var Hüzün

KADİR İNCESU: Madem Öyle Pollyanna

KADİR İNCESU: Tsunamide Sörf Olmaz

KADİR İNCESU: Afet Kültürümüz Yok

KADİR İNCESU: Mehmet Saydur'la Söyleşi

KADİR İNCESU: İstanbul Oyuncak Müzesi 1 Yaşında

KADİR İNCESU: Ne İyi Etmiş te Anam Beni Bu Canayakın Memlekette Doğurmuş

KADİR İNCESU: İstanbul Oyuncak Müzesi

KADİR İNCESU: Oyuncak Tarihi Uygarlık Tarihidir

KADİR İNCESU: Türk Aydını Eski Mahallene Dön!

KARARTMA GECELERİ KARARTILMASIN!

KARİN KARAKAŞLI: Duyarsızlıkla Çerçeveli Türkiye

BİRGÜN: Kaypak Olan Yalnızca Yer mi?

BİRGÜN: Köln'de Rıfat Ilgaz Rüzgarı

M. EMİN DEĞER: Bir Kastamonu Güncesi

M. EMİN DEĞER: Rıfat Ilgaz ve Kastamonu Lisesi

MEHMET SAYDUR: Rıfat Ilgaz 90 Yaşında

MEHMET BAŞARAN: Anadolu İhtilalinin Sesi

MEHMET SAYDUR: Sevdim Haklıdan Yana Olabilmek İçin

MEHMET SAYDUR: Dizeleriyle Rıfat Ilgaz'dan Günümüze Yorum

MEHMET SAYDUR: Sabahattin Ali, Aziz Nesin Ve Rıfat Ilgaz'ın Empreyalizme Karşı Açtıkları Bayrak: "Marko Paşa"

METİN UCA'nın Gözünden, Gönlünden "Düş Hekimi" Kitapları

MİNE ÖZGÜR: Yöreselden Evrensele Yolculuk; Rıfat Ilgaz'ın Yapıtlarında Kastamonu'nun etkisi

Rotary Kulübü SUNAY AKIN'a Ödül Verdi

MUSTAFA KÖZ: Bir Deniz Madencisi "RIFAT ILGAZ"

MUSTAFA ASLAN: Karartma Geceleri

MUSTAFA KARA: Kızılderili'nin Aya Gönderdiği Mesaj

MÜSLİM ÇELİK: Ölürken de Sevdalı Kaldı

N. ASYA: Memleketin Kıyıcığından Bir Sınıf Yazarı

NAİL GÜRELİ: Oyuncakların Dünyası

NEBİL ÖZGENTÜRK: Oyuncaklarla Devr-i Alem

NEBİL ÖZGENTÜRK: Dünyanın Oyuncakları Birleşti

NİLAY YILMAZ: Humor From The East and Laughter From The West

NİSAN SERAP MURATOĞLU: Sunay Akın

NURDENİZ KUTSEL:  Gerçek İnek Şaban Benim

NURDAN TÜRKER / SELÇUK KAYAN: Türkiye'nin  İlk Oyuncak Müzesinde "Tontuk Basa"

ORAL ÇALIŞLAR: Aybar, Nesin ve Ilgaz

ORAL ÇALIŞLAR: Ta Derinlerde Bir Yerlerde

ÖNER YAĞCI: Rıfat Ilgaz

FAHRETTİN DEMİR: Öyküleriyle Rıfat Ilgaz

ÖZGE KURU / GÖKHAN DURMUŞ: Sarı Yazma 11 Yaşında

PELİN AYAN: Sunay Akın

REFİK DURBAŞ: Özgürlüğün Şairi: "Rıfat Ilgaz"

Rıfat Ilgaz'ın Yaşam Öyküsü

SAVAŞ ÜNLÜ: Hababam Sınıfı 50. Yıl Etkinlikleri

SAVAŞ ÜNLÜ: Kastamonu'da Rıfat Ilgaz Sempozyumu

SEMANUR ÖZEL: Şiirde Daha Büyük Çeteler Var

SENNUR SEZER: "Saldırmak" İçin Yetişen Bir Yazar

SERVER TANİLLİ: Rıfat Ilgaz'ın Şiiri

SİBEL BAHÇETEPE / SERVET YALÇINKAYA: Dostları Rıfat Ilgaz'ı Anlattı...

SİNAN GÜNDOĞAR: Rıfat Ilgaz'ın Şiirinde Karşıtlıklar

SUNAY AKIN: Rıfat Ilgaz ve 2 Temmuz

ŞÜKRAN KURDAKUL: Nazım Hikmet'i Sevmenin Güçlüğü

TAŞKIN SOYSAL: Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü Verildi

TOKTAMIŞ ATEŞ: "Sınıf'ın Efsanesi" ve Çağrıştırdıkları (I)

TOKTAMIŞ ATEŞ: "Sınıf'ın Efsanesi" ve Çağrıştırdıkları (II)

TURGAY FİŞEKÇİ: Rıfat Ilgaz'ın Cide'sinde

TURGAY FİŞEKÇİ: Rıfat Ilgaz'ın Anıları

TURGAY FİŞEKÇİ:Şükran Ağabey'e Veda

TURGAY FİŞEKÇİ: Şair Rıfat Ilgaz

TURGAY KESER: Oyuncak Müzesi Sizi Bekliyor.

TURGAY KESER: Aydın Ilgaz'dan "Sınıfın Efsanesi"

TURGAY KESER: fat Ilgaz’ın Gözaltı Anıları

TURGAY KESER : Dünden bugüne Sınıf’ın çocukları ve Rıfat Ilgaz 

TURGAY KESER: Günümüz Aydınına Örnek Olmalı 

TURGAY KESER : Popüler bilim Popüler Kültüre Karşı

TÜRKER ALKAN: Özgürlüğün Bedeli

TÜRKÜ ÖZLÜM ÇELİK: Sınıfın Ozanı, Rıfat Ilgaz 

UĞUR KARAKADI: ‘Hababam’ Artık Dünya Çapında

ULAŞ EMRE – DENİZ MUT : Hababam 50 Yaşında!

UTKU ERİŞİK: Kitabıma El Basarım ki, Doğru!

UTKU ERİŞİK: Ölmedim, Yaşıyorum İşte!

UTKU ERİŞİK: Çocuklar İçin Yeni Bir Yazar, İki Güzel Kitap... 

UTKU ERİŞİK : "RIFAT ILGAZ’LI YILLAR" Üzerine… 

ÜLKÜ TAMER: Çileli Bir Yaşamın Görgü Tanıklığı

VARLIK ÖZMENEK: "Tek suçumuz hür insanlar gibi konuşmak, kitaplar suç ortağımız"

VECDİ ERBAY: Baba-Oğul Arkadaşlığı 

YALÇIN ERGİR: Kuzguncuk'ta Bir Çocuk

YASEMİN BAYAR: Hiroşima İçin Turna Kuşları

YENER SÜSOY: Dört Bin Oyuncağı Olan Şair 

YÜKSEL AYTUĞ: Rıfat Ilgaz’ı Nasıl Bilirsiniz?

ZEYCAN İLHAN: Cide'de Rıfat Ilgaz ve Cumok...

ZÜHTÜ BAYAR: Rıfat Ilgaz

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 27/10/2006 - 2004 CİDE RIFAT ILGAZ... FESTİVALİ ARDINDAN...

Cide'de düzenlenen etkinlikte şiir okumaları, söyleşi ve konuşmalar yer alıyor

Rıfat Ilgaz şenliği başlıyor
Kültür Servisi - Türk edebiyatının koca çınarlarından Rıfat Ilgaz 'ı anmak amacıyla her yıl düzenlenen ve gelenekselleşen 'Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali' bu yıl 2, 3, 4 Temmuz tarihlerinde yapılacak. Cuma günü saat 14.00'te Rıfat Ilgaz'ın evinin önünde toplanılarak başlayacak olan festival yürüyüşünün ardından düzenlenecek çelenk koyma töreninin ardından konuşmalar yapılacak. Daha sonra Rıfat Ilgaz'ın doğduğu evin bahçesinde 'Hababam Sınıfı' fotoğraf ve belgesel sergisi açılacak. Saat 17.00'de Halk Eğitim Salonu'nda düzenlenecek 'Rıfat Ilgaz'ın Şiiri' başlıklı panele konuşmacı olarak Sennur Sezer, Gülsen Tuncer, Turgay Fişekçi, Müslim Çelik ve Güngör Gençay katılacak. Aynı gün saat 20.00'de Recai Yılmaz 'ın Cide fotoğrafları saydam gösterisi yapılacak. Ardından Gülsen Tuncer 'in sunacağı 'Truva F.A. D' den türküler ve halkoyunları gösterisi gelecek. Daha sonra Engin Ayça 'nın yönettiği 'Rıfat Ilgaz 80. Yaşgünü' belgeseli gösterilecek. Cumartesi günü yazarların imza ve söyleşilerinin ardından, Sarı Yazma Güzeli seçilecek. Halk Eğitim Salonu'nda Prof. Dr. Ahmet Saltık 'ın katılacağı 'Büyük Ortadoğu Projesi' ; Adnan Özyalçıner, Fahrettin Demir ve Utku Erişik 'in konuşmacı olarak yer alacakları 'Rıfat Ilgaz'ın Öykücü Yönü' başlıklı paneller yapılacak. Saat 20.00'de ise Cide Stadyumu'nda Gülsen Tuncer'in sunacağı Cide Halkoyunları ile Truva F.A.D. Halkoyunları 'nın gösterisi yer alacak. Barbaros Uzunöner 'in tek kişilik gösterisini Musa Eroğlu ve Murat Kekilli 'nin konseri izleyecek.

Festivalin son günü olan pazar günü ise düzenlenecek ses yarışmasının ardından Sadık Albayrak, Yusuf Ziya Bahadınlı, Nihat Ateş ve Mehmet Saydur 'un konuşmacı olarak katılacakları 'Toplumcu - Gerçekçi Edebiyat' başlıklı paneli ve ardından yapılacak bisiklet yarışması ile etkinlik son bulacak.

 

Cumhuriyet 01.07.2004

 

*******************************************************************

Cumhuriyet 07.07.2004
DEFNE GÖLGESİ
TURGAY FİŞEKÇİ
Rıfat Ilgaz'ın Cide'sinde

''İnsan insanın zehrini alır'' derdi annem.

9. Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Şenliği için bir araya geldiğimiz Cide halkıyla, aydınlarla, Atatürkçü Düşünce Derneği çevresinde toplanmış pırıl pırıl insanlarla söyleştikçe onu anımsadım. Cide, ''Karadeniz'in Kıyıcığında'' , altı bin nüfuslu bir küçük kent. Çağdaş şiirimizin ve edebiyatımızın önde gelen kişiliklerinden Rıfat Ilgaz 'ın doğduğu, on iki yaşına kadar yaşadığı, sonra yaşlılığında yeniden dönüp yerleştiği yer olmasıyla, sarı yazmasıyla ve on kilometre uzunluğunda el değmemiş kumsalıyla ünlü.

Daha Cide yollarına düştüğünüzde ülkemizin ne denli zengin doğa parçalarından birine yol aldığınızı anlıyorsunuz. Her yan dağlar, ormanlar, sarp kayalar, sakin kumsallar... Bunca yağmaya açık bir ülkenin böylesi kendi halinde kalabilmiş bir yöresine rastlamak bile başlı başına bir mutluluk.

Rıfat Ilgaz-Cide ilişkisi de ilginç bir öykü. 1911'de bu kentte doğup burada büyüyen, öğretmen olduktan sonra çeşitli illerde çalışan, vereme yakalandığı için sık sık sanatoryumlara yatan, yazar olduğu için sık sık hapislere giren, kendi adını bile kullanamaz duruma gelen Rıfat Ilgaz, 1974'te emekli olunca dönüp Cide'ye yerleşir. Burada kafasındaki romanları yazma fırsatı bulur.

Sarı Yazma romanının giriş bölümünde Cide'den şöyle söz eder: ''Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket... Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş! Her şeyimi yitirdiğim günlerde Cide'nin, belleğimin duvarlarına yansıyan görünümleriyle dirilir, yaşama gücümü tazelerdim. Çocukluğumun anılarıyla yetinirdim. Bahçe içindeki evimizin yalağına boşaltılan hediyelik balıkların düşleriyle giderirdim açlığımı.''

Cide'ye yerleştiği günlerde kendisiyle ''Militan'' dergisinin Haziran 1976 tarihli 18. sayısında Behzat Ay 'ın yaptığı bir söyleşide de şunları söyler:

''Bir sanatçının çocukluğunu geçirdiği ortam, oluşumu ve gelişimi bakımından önemlidir. Önce sanatçının dili bakımından. Anadili dediğimiz konuşma dili olan Türkçemiz bir yerde tam anadili değil, memleket dilidir. Doğduğumuz, büyüdüğümüz çevrenin dilidir. Anam ve babam benim doğduğum yerin kişileri değildiler. Benim Türkçem, özdilim, onların Türkçesi değil, Cidelilerin Türkçesidir... Cide halkı, yaşayış bakımından çok özelliği olan bir topluluk, bir çevredir. Gelenekleri bakımından hiçbir kesime, yöreye, çevreye benzemez. Konukseverliğinin sınırları yoktur. En çok sofra kuran en mutlu kişi sayar kendini.''

12 Eylül karanlığı gelip Cide'de de bulur Rıfat Ilgaz'ı: 29 Mayıs 1981 günü, 70 yaşındayken gözaltına alınıp, gözleri bağlı, elleri zincirli Cide sokaklarında dolaştırılarak Kastamonu'ya götürülür. Önce sorgulanır, sonra hastalığı anlaşılınca tutuklu olarak Ballıdağ Sanatoryumu'na gönderilir. Bu olayı Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra adlı anı kitabında anlatmıştır.

Yetmiş yaşında, veremli bir insana yapılan bu utanç verici davranış, bugün de Cidelilerin belleğinde tazeliğini koruyor.

Onun gözleri bağlı, elleri zincirli götürüldüğü caddede, kendi sesinden şiirleri dolaşıyor. Rıfat Ilgaz Cide'deyken komşusu olan, gece öksürdüğünde ona su götüren küçük çocuk, dükkânında onun kitaplarını satıyor.

Yolumu çeviren bir bakkal, dükkânının önündeki bir bankta, Sovyetler Birliği'ne gidip geldikten sonra Rıfat Ilgaz'ın, ''Orada da bizdeki gibi patronlar var. Bizim özlediğimiz eşitlikçi düzene daha yüzyıllar var,'' dediğini anlattı.

Ey şu yaz günlerinde tatil aşkıyla oradan oraya koşturan insanlar!

Karadeniz'in kıyıcığında günlük tutkulardan uzak, dingin bir köşe var, yazın bunaltıcı sıcağında tatlı esintileriyle yüreğinizi yumuşatacak, hafifletecek.

Rıfat Ilgaz'ın doğduğu ev de orada, onarım beklese de ayakta. Bahçesinde türlü meyve ağaçları var. Biz oradayken dutundan yedik, belki size de inciri kısmet olur.

turgay@fisekci.com

 

Cumhuriyet 07.07.2004

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 30/8/2006 - RIFAT ILGAZ 11. ÖLÜMYILDÖNÜMÜNDE TBMM’DE ANILDI!..

RIFAT ILGAZ 11. ÖLÜMYILDÖNÜMÜNDE TBMM’DE ANILDI!..

7 Temmuz 1993 tarihinde aramızdan ayrılan ‘Edebiyatımızın Koca Çınarı’ Rıfat Ilgaz, ölümünün 11. yıldönümünde, TBMM’de anıldı…

8 Temmuz 2004 günü CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, gündemdışı konuşma talebine olumlu yanıt alarak, saat 14:20’de Meclis kürsüsüne çıkıp Rıfat Ilgaz hakkında bir konuşma yaptı. Konuşmasında, ünü sınırlarımız ötesine taşan şair-yazar Rıfat Ilgaz ile hemşehri olmaktan onur duyduğunu belirten Yıldırım, Rıfat Ilgaz’ın ilk şiirlerinin daha on yedi yaşında muallim mektebinde okurken Kastamonu’nun yerel gazete ve dergilerinde yayımlandığını, Hababam Sınıfı gibi dev bir yapıtın yazarın öğretmen kökenli oluşundan güç aldığını vurguladı.

Yıldırım beş dakika süren konuşmasında ayrıca; Ilgaz’ın Cide’de doğduğu, şu an harap durumda olan ve her an yıkılma tehlikesi taşıyan evin yıllar önce Kültür Bakanlığı’nca devralındığını ancak bugüne kadar binaya tek bir çivinin bile çakılmadığını söyledi.

Konuşmasını Rıfat Ilgaz’ın 19 Aralık 1991’de kaleme aldığı “Elim birine değsin, / Isıtayım üşüdüyse / Boşagitmesin son sıcaklığım!” dizelerinden oluşan son şiiriyle noktalayan Mehmet Yıldırım, Rıfat Ilgaz’ın ilk kez TBMM’de anılmasını da sağladı.

Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi olarak, Koca Çınar’ın ölüm yıldönümünde Sayın Milletvekilinin bu duyarlı davranışından dolayı çok mutlu olduğumuzu belirtmeliyiz. Kendisine burada teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Rıfat Ilgaz’ın ikinci kitabı olan SINIF, 1944’te yayımlandığında kapağı kırmızı, adı Sınıf, yayımlayanı Devrim Kitabevi olduğu için toplatılmıştı. TC Örfî İdare Komutanlığı İstanbul 1 No’lu Örfî İdare Mahkeme Reisliği tarafından 10 Ağustos 1944 tarihinde “İcabı Görüşülüp Düşünüldü” denilerek açıklanan karara göre;

“Komünizm lehine propaganda yapmaktan maznun ve mevkuf Rıfat Ilgaz ile suç ortağı sanılan gayri mevkuf İhsan Devrim haklarında yapılan duruşmalarda:

Maznunlardan Rıfat Ilgaz, Sınıf adlı şiir kitabında komünizm lehinde propaganda yaptığını, benimsediği ve sevdiği işbu şiir tarzı ile şiir yazıp yeni bir edebiyat sanatı meydana getirdiğini, realist bir şair olduğunu, cemiyetin içinde yaşadığımız şeklini terennüm ettiğini, edebiyat öğretmeni olması dolayısıyla mektep sınıfını kastederek Sınıf adını verdiği kitabının üzerine koyduğu kabın rengini kırmızı olarak intihap ettiğini; fakat bununla herhangi bir şeyi kastetmediğini…

Mahkemece bilirkişi olarak seçenlerin bilirkişi raporlarında; Sınıf adlı kitabın muharririnin hasta ruhlu olduğunu, komünizm lehinde propaganda mahiyetinde olmadığını ve kıymeti edebiyesi de bulunmadığını” ifade ve beyan ettikleri görülmüş... Ve “Rıfat Ilgaz’ın hareketine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesinin 1. fıkrası mucibince 6 ay hapsine” karar verilmiştir.

Bilirkişilerin yazarın hasta ruhlu olduğunu ve kitabın hiçbir edebî değer taşımadığını bildirdikleri mahkemece verilen kararın sonunda geçen şu bölüm de ilginç:

“Bilirkişi bu kitap hakkında komünistlik propagandası yapmadığını bildirmişse de, 142. maddenin kapsamına girip girmediği hakkında bir mütalaada bulunmamıştır. Fakat daha evvel hükümet tarafından bu kitabın muhteviyatı muzır görülüp heyeti vekile kararıyla toplattırılmış olduğuna göre hükümetçe bu kitabın başka ve mütehassıs heyetlerde tetkik ettirilmiş olduğuna ve propaganda mahiyetinde görülmüş olduğuna şüphe yoktur.”   

Rıfat Ilgaz, yaşamının 5 yıl, 5 ay, 25 gününü bu gibi nedenlerle hapishanelerde geçirdi.

Aynı Rıfat Ilgaz, 1971’de de Basın Şeref Kartı almıştı. Oğlu Aydın Ilgaz’ın anlattıklarına göre Rıfat Ilgaz, “Öğretmen okuluna başlarken, devletle karşılıklı bir anlaşma yaptık. Ben, öğretmen okulunda yatılı okurken, toplumun benim karnımı doyurup beni okutması karşılığında, ben de topluma öğretmenlik yaparak borcumu ödeyeceğime dair şeref sözü verdim; ama yaptırmadılar, beni çok sevdiğim öğretmenlikten attılar. Bir anlamda ‘şerefsiz’ yakıştırması ile… Aynı devlet, bana şimdi Basın Şeref Kartı verdi.” demişti…

Evet, burası Türkiye; oluyor böyle… Bu çelişkileri yaşayan Rıfat Ilgaz, öldükten sonra TBMM kürsüsünde yapılan bir konuşma ile anıldı.

Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile omuz omuza verip çıkardıkları Markopaşa gazetesinin tirajı altmış bine kadar çıkmış, muhalif duruşu ve sivri mizah dili ile Demokrat Parti’nin ‘dikkatini çeken’ ilk gazete olmuştu. 1950’de iktidara geldikleri gün Menderes, hükümet programını okurken, “Mizah dergileri ile uğraşacağız!” demişti.Gazetenin bir sayısı hakkında, biri ağır cezalık olmak üzere tam yedi dava açıldığı olmuştu. Ağır cezalık davanın konusu ise, Markopaşa’da yayımlanan bir fıkraydı. Türkiye’nin acı çelişkilerini örneklemek adına fıkrayı aynen sunuyoruz:

“Sarhoşun biri, Taksim-Talimhane arasında giderken işte hükümete sövüyor ve içine bilmem ne yapacağını söylüyor. Bunu yakalıyorlar: Tabii başlıyor, ‘Ben hükümete hakaret etmedim!’ demeye. İttihat Terakki hükümetiydi, yok Abdülhamit hükümetiydi diyerek kendisini kurtarmaya çalışıyor. Ama polisler, ‘Ulan çok zorlanma, hangi hükümetin içine bilmem ne yapılacağını biz biliyoruz!’ diyorlar.”

Bakanlar Kurulu’nun salt “Markopaşa’yı toplatmak” için toplandığını gören Rıfat Ilgaz…

Eylül 1948’te yayımlanan Yaşadıkça adlı kitabı Bakanlar Kurulu kararı ile toplatılan Rıfat Ilgaz…

Son ödülünü “Türk ulusu olarak, özgürlük ve demokrasi adına harcamış olduğunuz bunca çaba ve emekten dolayı size sonsuz minnettarlığımızı sunmak istiyoruz.” diyen Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın elinden alan Rıfat Ilgaz…

Seni ölümünün 11. yıldönümünde saygıyla ve sevgiyle anıyoruz.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 30/8/2006 - RIFAT ILGAZ / TÜRKÇEMİZ

Oğlu Aydın Ilgaz, 88. doğum gününde 'sınıfın mimli ozanı' Rıfat Ilgaz'ı anlatıyor:

'Yapıtları tarihsel birer belge'

*Rıfat Ilgaz'ın yaşadıkları ve aydınların uğradığı zulüm, Türkiye'nin neden demokrasiye geçemediğini ve neden çağdaşlaşamadığını açıklıyor. Altı yıl önce ölmesine karşın Rıfat Ilgaz'ın yapıtları bugün yeniden keşfediliyor, 40'lı yılların karanlık günlerini yansıttıkları için de tarihsel birer belge olarak önem kazanıyorlar.

FECİR ALPTEKİN

Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Rıfat Ilgaz , 88 yıl önce bugün dünyaya geldi... ''Sınıfın ozanıyım mimli, Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü'' dizeleriyle özetlediği yaşamına birçok roman, şiir kitabı ve mizah yapıtını sığdırdı; düşüncelerinden ötürü yargılandı, hapis yattı... Altı yıl önce aramızdan ayrılana dek oğlu Aydın Ilgaz 'ın sözleriyle ''Yaşamı boyunca inandığı şeyleri savundu'' ... ''İzm'leri bir yana bırakalım'' diyordu Rıfat Ilgaz, ''Dünyada iki tip insan vardır; namuslular ve namussuzlar. Namuslular, inandıklarını sonuna dek savunurlar'' . Aydın Ilgaz'la, Rıfat Ilgaz'ın 88. doğum gününde anımsamamız gerekenler üzerine konuştuk.

- Genç kuşaklar Rıfat Ilgaz'ı neden daha çok Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak tanıyorlar da şair yönünü pek bilmiyorlar sizce?

Gençler Rıfat Ilgaz ismini televizyonda izledikleri Hababam Sınıfı'yla birlikte duyuyorlar çünkü. Eğitim sistemi çağdaş yazarlarımızı ders kitaplarının dışında bırakıyor ve Orhan Kemal gibi, Sait Faik gibi gerçekten toplumun içinden gelmiş yazarlar unutuluyorlar. Bugün, kısa, kolay anlaşılan ve aslında yazınsal değeri olmayan yapıtlar birer edebiyat ürünü gibi sunulduğundan gençlerin kafası karışıyor; roman, hikâye, şiir okuma alışkanlığı yitiriliyor. Rıfat Ilgaz'ın ilk şiir kitabı 1944 yılında yayımlandıktan hemen sonra toplatıldı. 1990'lara dek TRT'de gösterilen Hababam Sınıfı filmlerinde bile, sakıncalı görüldüğünden ismi pek geçmiyordu. Son yıllarda Rıfat Ilgaz'ın kitapları gündeme geldi; ama hâlâ romanlarının ve şair yönünün öne çıkarılmasına gereksinim var.

- Şiirlerini yaşamdayken okurla paylaşamamış olması acı veriyor... Sıvas olaylarının ardından Rıfat Ilgaz'ın ölümü çok ani oldu değil mi?

Sıvas'ta yanarak ölen aydın dostlarıyla olaydan bir hafta önce, Yazarlar Birliği'nin kendisine verdiği altın madalya ödülünü alırken bir araya gelmişti. Bir hafta sonra Nesimi, Asım Bezirci gibi dostlarını yitirmekten duyduğu üzüntü neden oldu belki de ani ölümüne. Son günlerinde bir dostuyla yaptığı telefon görüşmesinde, sevdiği insanları yitirdiğini, bu yüzden bunalım içinde olduğunu yineleyip durmuş. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan son yazısında da özetle ''Yaşamla ölümün artık bir anlamı kalmadı, her şey yalama oldu'' diyordu. Bir devrimci yazarın bunları söylemesi, büyük bir umutsuzluğun ifadesi... 1993'ten bu yana Türkiye'de olan olaylar, toplumcu gerçekçi edebiyatımızın öncüsü Rıfat Ilgaz'ın bu umutsuzluğunu haklı çıkarıyor.

- Günümüz aydınları, topluma karşı aynı duyarlılığı gösteriyorlar mı sizce?

Rıfat Ilgaz'ın ''Kulağım halkta, gözüm toplumda'' diye bir lafı vardı... Bugün ise yapıtlarıyla halktan uzak kalan, toplumun sıkıntılarını göremeyen bir kesim oluştu. Halkın sorunlarına değinmeyen, bireysel duyguları yansıtan yapıtlar verilmeye başlandı. İnsanlar varoşlarda yalnız ve sahipsiz kaldılar. Oysa bugün toplumumuzu yeniden keşfetmenin, toplumcu gerçekçi edebiyatı canlandırmanın tam zamanı. Rıfat Ilgaz şiir ve romanlarında yıllarca bu konuları işledi; ancak siyasi iktidarların baskısı sonucu defalarca yargılandı, tutuklandı, hapse atıldı. Eve gelmediği zamanlarda onu başka yerlerde aramazdık; çünkü adliyede olduğunu bilirdik. 1940'lardan bu yana ülkemizde demokrasiye temel olacak düşüncelerin gelişmesine engel olunmaya çalışıldı. Aydınlarımız akın akın sürgüne gönderildi, hapislerde yok edildi. Ve bugün, şairine, sanatçısına, yazarına zulmeden bir toplumda sandıktan yanlış sonuçların çıkacağına bir kez daha tanık olduk. Türkiye, kendi insanının sorunlarına duyarsız kaldığı için açmaza girdi ve Rıfat Ilgaz'ın dediği gibi her şey yalama oldu.

- Rıfat Ilgaz'ın ve o kuşağın üyesi olan diğer aydınların yaşadıklarından çıkardığınız sonuç sizi nasıl etkiledi?

Rıfat Ilgaz'a yapılan haksızlığı kabullenemedim hiç; çünkü bir aydın ve ulusunu seven bir insan olarak haksız yere suçlanmıştı. Yapıtlarını çoğaltmak ve topluma okutmak istedim. Bu amaçla Çınar Yayınları'nı kurduk ve Rıfat Ilgaz'ın kitaplarını yayımladık. Alışık olmadıkları halde kitaplar yavaş yavaş okura ulaştı; ve ne mutlu ki okurlar arasında gençler çoğunlukta. Altı yıl önce ölmesine karşın Rıfat Ilgaz'ın yapıtları bugün yeniden keşfediliyor; 40'lı yılların karanlık günlerini yansıttıkları için de tarihsel birer belge olarak önem kazanıyorlar. Yayınevi olarak okura, toplumu aydınlatan, olayların gerçek yüzünü ortaya koyan yapıtlar sunmaya çalışıyoruz. Rıfat Ilgaz kitaplarından sonra Toktamış Ateş, Cezmi Ersöz, Sunay Akın, Akgün Akova gibi isimlerin yapıtlarını yayımlamaya başladık. Okurlarımız da tüm zorluklara, baskılara, yanlış yönlendirmelere karşın yayınevlerine ve yazarlarına sahip çıktılar.

- Rıfat Ilgaz'ın 88. doğum gününde kendimize anımsatacağımız şeyler olmalı...

Rıfat Ilgaz'ın yaşadıkları ve bu toplumda aydınların uğradığı zulüm, Türkiye'nin neden demokrasiye geçemediğini ve neden çağdaşlaşamadığını açıklıyor. Rıfat Ilgaz'ın doğumunun 88. yılında bu gerçekleri anımsamalıyız bence. Bu ülke yıllarca aydınlarını dışladı ve halkın sorunlarından kaçtı. Oysa Anadolu insanının, kendi ulusumuzun farkına varmadan evrenselliğe ulaşmamız olanaksız. Hiç olmazsa 21. yüzyılda, yüzyılımızda bizi saran karamsarlıktan kurtulmalıyız.

- Son olarak bize Rıfat Ilgaz'la ilgili bir anınızı aktarır mısınız?

Babam bir gün bir dosyaya bakmak için arkadaşıyla birlikte adliyeye gitmiş. İşleri bittikten sonra da arkadaşı babama yemek ısmarlayacakmış. Ancak adliyeye gittiklerinde babam, mübaşirin, kendi ismini tekrarladığını duymuş. Meğer aynı gün kendisiyle ilgili bir duruşma da varmış adliyede. Sonuç olarak babam bir yıl hapse mahkûm edilmiş ve mahkeme salonundan çıkarken babamı elleri kelepçelenmiş olarak gören arkadaşı şaşkına dönmüş. ''Hani yemeğe gidecektik'' dediğinde ise babam, ''Sen şimdi evdekilere haber ver, bana bir yatak göndersinler; gelecek yıl bugün de burada ol, o zaman yemeğe çıkarız'' diye yanıt vermiş.


Sivas katliamının ardından dostu Asım Bezirci'yi de yitiren Rıfat Ilgaz için yaşamanın artık bir anlamı kalmamıştı.

 Cumhuriyet

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 30/8/2006 - KADİR İNCESU / LOGOSU RIFAT ILGAZ OLAN GAZETE: YENİ CİDE POSTASI

Ilgaz'ın yazarları arasında bulunduğu Yeni Cide Postası, her ay okurla buluşuyor

Logosu Rıfat Ilgaz olan gazete

* Yeni Cide Postası'nın sahibi ve genel yayın yönetmeni Ali Kesim, Rıfat Ilgaz'ın portresinin logo olarak kullanılma nedenini şöyle açıklıyor: ''Bizim doğrularımız, onun düşünceleriyle örtüşüyordu. Biz kısaca Rıfat Ilgaz'ın 'mikrop'larıyla yetişen bir kuşağız. Ona olan sevgimizin, bağlılığımızın bir göstergesi olarak portresini logo olarak kullanıyoruz.''

KADİR İNCESU

Kastamonu'nun Cide ilçesinde bir yazarın portresini logo olarak kullanan bir gazete olduğunu biliyor muydunuz? 11. Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali için Cide'ye geldiğimizde öğrendim bu olayı. Tüm ayrıntıları da birinci ağızdan, Ali Kesim ve Ali Nazlı 'dan dinledim.

Cidelinin yerel haberlere daha rahat ulaşabilmesi için Fuat Nazlı, Cide Postası adıyla bir gazete çıkarmaya karar verir. Çevresinden gördüğü destekle de ilk sayıyı 23 Şubat 1968'de yayımlar. Gazete 2 sayfadır ama Cideliler için ulusal gazetelerden bile önemlidir; çünkü kendi sesleridir. Aylık olan Cide Postası ara sıra 15 günde bir yayımlanmakta ve aboneleri aracılığıyla tüm Türkiye'ye ve dünyanın çeşitli ülkelerine ulaşmaktadır. Gazetenin yazarları arasında Hababam Sınıfı 'nın yazarı, Cideli Rıfat Ilgaz ile 12 Eylül'den sonra onunla birlikte tutuklanıp hapiste yatan Ramazan Tuğtepe de vardır.

En çok dikkat çeken yeri...

Fuat Nazlı işleri gereği İstanbul'a yerleşmeye karar verince, 1998'de 600. sayısını yayımladıktan sonra gazeteyi kapatmak zorunda kalır. Bundan sonra Cide'nin yayın yaşamına birkaç gazete daha girer ancak ömürleri uzun olmaz; yalnızca Erol Çelebi 'nin Yeşil Cide gazetesi birkaç yıl çıkabilir.

Cideli aydınlar Ramazan Tuğtepe, Ali Nazlı ve Ali Kesim, çıkan tüm gazetelere her türlü desteği verirler. Gazeteler birbiri ardına kapanınca da Cide Postası'nı yeniden çıkarmak için kolları sıvar ve Cide Postası'nın sahibi Fuat Nazlı ile görüşüp onayını alırlar. Ancak, gazetenin adını 'Yeni Cide Postası' olarak değiştirirler. Bunun nedenini şöyle açıklıyorlar: ''Biz duyarlı, Cide için her şeyi göze alan, iyiye iyi, kötüye de kötü diyebilecek cesarette insanlarız. Olur ya, bir aksilik olur da onun kadar başarılı olamazsak, Fuat Nazlı'nın Cide Postası temiz kalsın düşüncesiyle adında bu değişikliği yaptık.''

Uzun hazırlıklardan sonra Yeni Cide Postası Aralık 2004'te selamlar kendisini özlemle bekleyen Cidelileri... İlk iki sayısı tabloid boy basılır, sonra gazete boyutlarına geçer. Aylık olarak yayımlanan Cide Postası'nın en çok dikkat çeken yeri ise, adının hemen yanındaki portredir. 1911'de Cide'de dünyaya gelen, yapıtlarının pek çoğunda doğduğu yerleri anlatan, Cide adını hemen hemen herkese ezberleten Rıfat Ilgaz'ın portresidir bu.

Gazetenin yayın kurulunu oluşturanların hepsi Rıfat Ilgaz ile dost olma ayrıcalığını kazanmış, uzun sohbetler etme olanağı bulmuşlardır. Rıfat Ilgaz'ın portresini neden logo olarak kullandıklarını sorduğumda, ''Bizim doğrularımız, onun düşünceleriyle örtüşüyordu. Biz kısaca Rıfat Ilgaz'ın 'mikrop' larıyla yetişen bir kuşağız. Ona olan sevgimizin, bağlılığımızın bir göstergesi olarak portresini logo olarak kullanıyoruz'' diyor bir solukta, Yeni Cide Postası'nın sahibi ve genel yayın yönetmeni Ali Kesim.

Rıfat Ilgaz-Cide bağlantısı

Ali Nazlı ise yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesiyle alıyor sözü ve bir çırpıda bakın neler söylüyor: ''Bugün Cide'yi herkes tanıyorsa, Cide imgesinin çağrıştırdığı damga silinmişse, bu Rıfat Ilgaz'ın onurlu duruşuyla olmuştur. 'Rıfat Ilgaz deyince Cide, Cide deyince Rıfat Ilgaz' ın akla gelmesi de bizi buna yöneltmiştir.''

Yeni Cide Postası 1 Temmuz 2006 tarihli 31. sayısını ağırlıklı olarak 11. Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali'ne ayırmış. Sayfalarında, yolunda ilerledikleri Rıfat Ilgaz'ları için çok özel yazılara ve anılar yer vermişler.

 

Cumhuriyet 30.08.2006

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 16/8/2006 - SARI YAZMA VE RIFAR ILGAZ'IN "SARI YAZMALI"SI

c200300.jpgSARI YAZMALI

Ya dertlisin, ya sevdalı...
Eşsiz kalmış keklik misin?
Uçamazsın, sekemezsin.
Alan almış, satan satmış
Beşik kertmesi başım bağlı
Başını alıp gidemezsin!
Yavru kuşum, bu sendeki güzellik
Başlık mıdır, harçlık mıdır babana!
Değerini biçen biçmiş
Kız evlatsın, eğeceksin boynunu
Şerbetini içen içmiş
Davul zurna gideceksin yabana!
Gelin değil, yoz tarlada ırgatsın,
Kadın değil, ana değil, kul köle.
Kargacaklım, Aybasanlım, Malyaslım,
Babandan mı miras sana bu çile?
Bir çile ki soydan soya,
Bir acı ki anadan kıza.
Yarin gider gurbetele; bekle, dur.
Kiminin künyesi Kore’den gelir,
Kiminin mektubu Almanya’dan,
Kuşun kanadında gelir, okunur.
Bir gece yarısı çalınır kapın
Alıp götürürler erkeğini,
Kaçak mıdır, kaçakçı mı bilemezsin,
Yüreğine kızgın hançer sokulur.
Uyku girmez kalan(*) yaşlı gözüne
Gökte misin, yerde misin
Bekleyişin ezgi olur, açılır,
Türkü olur yaprak yaprak dökülür:
“Pencerelerde perde misin?
Kara kışta limon fidesi gibi
Isıtırsın yetimini koynunda.
Boynu bükük büyütürsün yavrunu.
Avucu kınalı, gözü sürmeli,
Tabanı nasırlı, eli kazmalı,
Kara toprak ellerinde un ufak…
Ellerinde bir tek tohum
Dolu dolu, sarı sarı bir başak!
Al paçalıklı, sırtı küfeli,
Başı çifte çifte sarı yazmalı
Siler gibi alın terini çevrene
Bu kara yazıyı alnından silip
Kendi öz yazını, kendin yazmalı!

RIFAT ILGAZ, (Cide, 1978) “Bütün Şiirleri 197-1991 adlı kitabından”
(*)Kalan (Galan): Artık

 

 

ŞU CİDE'NİN ÇEŞMESİ
 

Şu Cide'nin çeşmesi,
Şıldır şıldır akıyor
Kover beni bey amca da,
Kızlar yoluma bakıyor.
Irafa fincan koydum,
İçine mercan koydum,
Huriye kızın uğruna da,
Bu canı kurban koydum.
Haydide yavrum evde misin?
Pencerelerde perde misin?
Haydide yavrum meşelikte,
Yaktın beni gençlikte.
Haydide yavrum evde misin?
Pencerelerde perde misin?
Haydide yavrum meşelikte,
Yaktın beni gençlikte.
   
 
SARI YAZMA
 
Sarı yazma altında
Saçları yumak yumak
İki baş bir yastıkta
Ne hoş olur uyumak.
Aman aman ölüyorum ben
Sen varmazsan senden güzel
Buluyorum ben.
Sarı yazmanın eni
Nerde bulayım seni
Orta boylu sevdiğim
Kime sorayım seni.
Aman aman ölüyorum ben
Sen varmazsan senden güzel
Buluyorum ben.
   
Sarı yazmalı yarim
Ciğer ezmali yarim
Sen orada ben burada
Nasıl gezmeli yarim.
Aman aman ölüyorum ben
Sen varmazsan senden güzel
Buluyorum ben.
Sarıları giymişsin
Yavrulara dönmüşsün
Ben seni görmeyeli
Maşallah büyümüşsün
Aman aman ölüyorum ben
Sen varmazsan senden güzel
Buluyorum ben.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

"1940 Toplumcu Kuşağı" Şairlerinden Ve "Rıfat Ilgaz Arşivi"nden Seçilmiş Yazılar, Şiirler, Öyküler, Değerlendirmeler, Eleştiriler, Anılar, Etkinlikler...

Son yazılar

Eflatun Nuri: BİZ HEYBELİDE...
Rıfat Ilgaz / Filmografi
YORGUN DUDAKLI KADINLAR
KASTAMONU GÖLKÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARININ 2009 BULUŞMASI
"Meraklısına..." Attila İlhan Şiirleri
Arşiv 2006: AlsahBlog/SarıYazma
Türk tiyatrosu yasta: Metin And öldü
MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER
Homeros'u yaşatan vadide: Bornova
Ankara'dan emir gelince kutlanamayan bir Hıdırellez...
“Pes Etmek Yakışmaz Bir Şairin Karısına”
SEVENLERİ REHA MAĞDEN’İ UNUTMADI
MEDENİYETE YÜRÜYÜŞ’E DEVAM
ÖNER YAĞCI İLE “Roman AşKıyla” ÜZERİNE SÖYLEŞİ
CANA AKDAL’IN ŞİİRLERİ
‘Vefa hâlâ sözlüklerdeymiş”
AYDIN DOĞAN İLE HAKKI ÖZKAN ÜZERİNE
2008 ÜMİT KAFTANCIOĞLU ÖYKÜ ÖDÜLÜ
Aydın Hatipoğlu ile 1960 Kuşağı Üzerine
YAYINCILIK EMEK İŞİDİR
GİDE GİDE CİDE 2005 2 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
GİDE GİDE CİDE 2005 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
İlgaz sempozyumu kitap ve CD oldu
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
AliŞahin'inBloknotu'ndan
Güldeste/ EnGüzelAtatürkŞiirleri/ Seçki
KastamonuNet (Blogcu)
ÖykülerÖykücüler
RomanYazıları
ŞiirlerŞairler
YedinciSanat
EdebiyatGündemi
SarıYazma/RıfatIlgazArşivi'nden
E-Edebiyat
Esintiler
ÇocukVeEdebiyatı
Esintiler'den...
UzunİnceBirYol
TaşköprüdenSesleniş
GündenGüne
E-EdebiyatBenimBlog
UmudaYolculuk
Taşköprü'nün Taş-köprüsü
DersimizEdebiyat2
DersimizEdebiyat

Kategoriler

Arkadaşlar

yeniedebiyat
alisahin37
hasan37
yedincisanat
guldeste
kastamonunet
oykuleroykuculer
romanyazilari
siirlersairler
ayassun
sevgidamlalari
handangokcek2
tulaybilgin
Nurşen Görşen
kaybolusculuk
sevilla
umitzeynep
esevcanca
gulcanca
emeginsanati
sahinsah
passions00
yeniguneturku
alsahindex
kalenderyemeksalonu
yorumsizin
http://alsahblog.blogcu.com/ Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Son Sayfa |