AlsahBlog / Sarı Yazma

Alşah Blog'larında Ara...

• 18/1/2007 - "Tek suçumuz hür insanlar gibi konuşmak, kitaplar suç ortağımız"

Kategori: Deneme

Rıfat Ilgaz
"Tek suçumuz hür insanlar gibi konuşmak, kitaplar suç ortağımız"


Kel Mahmut, Palamut Recep, İnek Şaban, Düdük İsmet, Tulum Hayri, Erkek Sevim, Yıkılmaz Hadi ve nice öykü kahramanını sıra arkadaşımız, sırdaşımız, hayatımızın gerçek bir parçası haline getirip, hepimizin aklının en güzel köşelerine yerleştiren, kimi zaman güldüren, kimi zaman ağlatan Hababam Sınıfı'nın yaratıcısı Rıfat Ilgaz.
Biz hepimiz O'nu Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak bildik. Oysa altmış yayınlanmış kitabıyla Türk edebiyatına onlarca şiir, roman ve öykü armağan eden Ilgaz'ı bir kez daha tanımak gerekiyor belki de; özellikle de Hababam Sınıfı'nın TV dizisi olarak tekrar çekildiği şu günlerde...


Cide'de başlayan yaşamı 1993'te sona erene kadar hep bir mücadele içinde geçti: Birinci Dünya Savaşı (ki bu savaşta ağabeyini kaybetti), Kurtuluş Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve ardından gelen Atatürk devrimleri, İkinci Dünya Savaşı, üç askerî darbe, sayısız tutuklanma, yaklaşık beş buçuk yıllık bir tutukluluk dönemi... Bu dönemlerin hepsine bir de yoksulluk ve tüberkülozu ekleyin... O yüzden, Rıfat Ilgaz'ın bugün 'Koca Çınar' olarak anılması kimseyi şaşırtmamalı.
Nüfus kayıtlarına göre 1911'de, kendi söylemine göre 1910 yılı karlı bir Şubat ayında Kastamonu Cide'de doğdu. Ilgaz o yılları anlatırken "Annem, sağlığı bozuk, zayıf bir kadınmış. Ben onun yedinci çocuğu oluyormuşum. Beni emzirecek güçte olmadığından, babamın hekim arkadaşının önerisiyle keçi sütüyle büyütülmüşüm. Bundan ötürü, annem bana kızınca, 'Ne olacak, keçi sütüyle beslenmiş, onun için keçi inadı var onda!' dermiş" diye betimler.

İlk öğrenimini 5.sınıfa kadar Cide'de yaptı. 5.ve 6. sınıf öğrenimlerini, babasının tayini nedeni ile gittikleri Samsun Terme'de tamamladı. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları Karadeniz Havzasında geçti. Kurtuluş Savaşı'nın başladığı dönemlere denk gelen bu yıllar Ilgaz'ın dünya görüşünü çok etkiledi.

Ve belkide bu yüzden Lise çağında babasını kaybedince yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi'ne yazıldı. Otuzlu yaşlarının sonuna doğru yazdığı ve hepimizin gönüllerine taht kuran Hababam Sınıfı'nın Kastamonu'na uzanan tohumları burada atıldı.

1927'de, yani 16 yaşındayken ilk şiirini Nazikter gazetesinde yayınladı. Açıkgöz (Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gibi başka yerel gazetelerde de şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı.

1930 yılında Muallim Mektebi'nden mezun oldu. Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova'da ilkokul öğretmenliği yaptı. Sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsüne girdi. Gazi Eğitim Enstitüsü, Cumhuriyet'in ilanından hemen sonra Mustafa Kemal ve arkadaşlarının girişimiyle yeni Cumhuriyet'e aydın muallimler yetiştirmek için açılmıştı. Ilgaz, burada zamanın en ilerici ve aydın eğitimcileriyle tanıştı. 1938'de mezun olunca Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı.

1939'da İstanbul Karagümrük Ortaokulunda Türkçe Öğretmenliğine başladı. İstanbul'a gidişi llgaz için bir anlamda dönüm noktası oldu. Yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı. 1940'da Gığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık gibi zamanın büyük dergilerinde şiirleri çıktı. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne girdi.

1940'lı yıllar Türkiye'de eğitimin belkide altın çağlarıydı. Milli Eğitim Bakanlığında Saffet Arıkan, İlköğretim Genel Müdürlüğünde İsmail Hakkı Tonguç vardı. Ülkenin değişik yerlerinde Köy Enstitüleri kurulmaya başlanmıştı. Batı ülkelerinin bile örnek gösterdiği bir ivme kazandı Türkiye'de eğitim. 15 yılda 20,000 öğretmen yetiştirmeyi hedefleyen Köy Enstitüleri Rıfat Ilgaz'ı da genç bir eğitimci olarak çok etkiledi.

Edebiyat Fakültesinde Hasan Tanrıkut, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel gibi ileride Türk Edebiyatına büyük katkıları olacak isimlerle tanıştı.

Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1942'de Yürüyüş dergisini çıkardılar. Bu derginin Ilgaz'ın yaşamında çok önemli bir yeri oldu. Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A. Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) gibi isimlerle beraber çalışma imkanı buldu. 1943'de ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944'de "Sınıf" adlı şiir kitabı çıktı.

Kitaplarıyla usta Nazım Hikmet'in ilgisini çekti. Nazım, Bursa Cezaevinden Va-Nu'lara Mektuplar adlı kitabında da yer alan bir mektubunda şöyle diyordu:

"Gençlerin içinde çok beğendiğim şairler var, hepsinin ismini aklımda tutamıyorum, isimleri henüz yer etmedi ama şiirlerini pek beğeniyorum. Şöyle aklımda kalanları sıra tefriki yapmadan sayayım: (Hasan İzzettin) Dinamo, Suat Taşer, Rıfat Ilgaz, A. Kadir, Orhan Kemal, Saffet Irgat vesaire..."

"Sınıf" belkide Nazım da yarattığı etki yüzünden sıkıyönetim kararı ile toplatıldı. Ilgaz tutuklandı böylece hem öğrencilikten hem de öğretmenlikten ayrıldı. Ve Edebiyat Fakültesinden hiçbir zaman mezun olamadı.

1945'te Gün dergisinde çalışmaya başladı. llgaz bu dergide sekreter, yani sayfa düzenleyendi. Ardından Aziz Nesin'in Cumartesi dergisine ortak oldu. O yıl, Türk basın tarihi en karartılı dönemlerinden birinden geçmekteydi. Özgürlükleri savunan ve ilerici bir gazete olarak bilinen Zekeriye Sertel'in çıkarttığı Tan gazetesi alenen yağlamalandı. Zekeriya Sertel, olayları bir gün önceden haber alıp valiyi uyarmarmasına rağmen hiçbir önlem alınmadi valilik tarafından ve Sertellerin çıkarttığı Tan gazetesi bir daha açılmamak üzere kapandı. Yağmalama sadece Tan Gazetesi ile kalmadı, diğer özgürlükçü kitaplar satan veya yayın yapan kitapevlerine ve gazetelere de yayıldı. Böyle bir ortamda Rıfat Ilgaz, Esat Adil, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek gazetesini çıkartmaya başladı. Ardından Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte Yığın dergisini çıkardılar.

1947'de Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz'un çıkardığı Markopaşa kadrosuna girdi. Markopaşa kapatılınca, Malum Paşa, o kapatılınca Merhum Paşa, o da kapatılınca Hür Markopaşa'da çalıştı.

Bu arada bir başka son hızla yaklaşıyordu. Rıfat Ilgaz'ın çok sevdiği ve örnek aldığı Köy Enstitülerinin özellikle meslekdaşı Sabahattin Ali'nin Hasanoğlan Köy Enstitüsünü ziyaret etmesinin ardından kapatılması sık sık gündeme gelmeye başladı. Büyük toprak sahipleri köylünün hızla aydınlanmasından rahatsız olmuştu.

1950'de Köy Enstitüleri kapatılırken, Rıfat Ilgaz da çok sevdiği öğretmeliği bırakarak gazeteciliğe başladı. Sakıncalı olduğundan, gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler. 1952-1960'da Tan gazetesinde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Ellili yılların başında Kemal Bayram Çukurkavaklı'yla tanıştı. Daha sonra Yenigün gazetesinde patronu olacak Kemal Bayram, Köy Enstitüleri mezunuydu. O yıllarda ikisi de, aynı gazetelerde düzeltmenlik yapıyorlardı. Sık sık yapılan sohbetlerde Rıfat Ilgaz hep çok heyecanla izlediği Köy Enstitülerini Kemal Bayram'dan dinledi. Kemal Bayram da O'na en çok, yarı sert, yarı yufka yürekli çocukların çok sevdiği müdür muavini 'Kel Hamit'i anlattı. Yani Hababam'ın Kel Mahmut o yıllarda Kemal Bayram'ın Köy Enstitüleri'ndeki müdür muavini Hamit Özmenek de hayat buldu.

Turhan Selçuk ve İlhan Selçuk'un çıkardığı Dolmuş dergisinde "Stepne" yani Yedek Lastik takma adıyla yazılar yazmaya başladı ve Hababam Sınıfı, Pijamalılar (Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul'da bu dergide dizi olarak yayınlandı.

1953'de Devam adlı şiir kitabını çıkardı ancak bu kitap da toplatıldı. Zamanın Basın savcısı, uzun aramalardan sonra Rıfat Ilgaz'ı makamına çağrır. Ilgaz şöyle anlatır bu konuşmayı:

"- Neden böyle memleketi kötüleyici şiirler yazıyorsun? diye azarlamıştı beni huzurunda.
- Nasıl şiirler yazayım? dedim.
- Memleketin güzel yanlarını da yaz. Hiç mi yok memleketin güzel yanları?.. Adalar, Boğaziçi... Anadolu'da pınar başları, ormanlar, ırmaklar...
- Var efendim, onları yazan şairler de var!
- Sen de yaz!..
- Yazılanları bir kez de ben yazarsam okurlarım ayıplarlar beni, şair olarak...
- Suçlanmak daha mı iyi, varsın ayıplasınlar!..
- Ben realist bir şairim, gördüklerimi yazarım...
- Realist olmaya mecbur musun?.. Natüralist şair ol! Ormanlardan ağaçlardan, çiçeklerden söz et!..
Sanıyorum, 'Naturalist'i, naturist anlamına kullanıyordu.
Bu sayın Savcı ünlü Hicabi Dinç'in yerine gelendi. Hicabi Bey'le şakalaşmalarımız daha hukuksal olurdu hiç olmazsa.
Bir gün 'Meclis'e hakaretten yapışmıştı yakama. Ben de bu yazıda hakaret yok, diye diretmiştim çağırttığı makamında.
- Var, demişti, bal gibi Meclis'e hakaret var!..
- Yok efendim!
- Var!
Baktım yakamı bırakmayacak:
- Peki efendim var, dedim, var ama Büyük Millet Meclisi'ne değil! Belediye Meclisi'ne!
Birden donup kalmıştı.
Bir seferinde de, bu yazıları sen yasmadın, Aziz Nesin yazdı diye tutturmuştu. Sorumlu müdürdüm. Ben de yazsam, Aziz de yazsa benim için bir şey değişmezdi. Nasıl olsa Kürt Mehmet nöbete gidecekti.
- Ben yazdım! diye diretiyordum.
- Hayır sen yazmadın. Böyle yazılar yazamazsın, şairsin sen!..
- Görüyorsunuz ki yazıyorum!..
- Beni kandıramazsın!.. Bak Rıfat Bey, ben yazmadım de, seni kurtaracağım.
(...) Aziz Nesin'e beş ay, bana da sorumlu müdür olarak yedi ay vermişlerdi..."

Bu dönemde edebiyat alanında önceleri şiirle tanınan Rıfat Ilgaz, mizah alanına yöneldi yavaş yavaş. Ilgaz'ın mizah anlayışı tek başına güldürmek üzerine değil, gülerken düşündürmek, sorgulatmak, değiştirmek üzerine kurulmuştu.

Kendisi bu yönelişi şöyle anlatır: "Mizah yazarı sözü, beni bir yerde bıktırdı da. Yahu ben mizah yazarı olmaktansa hikâyeci, romancı, şair köşe yazarı olmak isterdim. Bir mizah yeteneğim varsa bu türlerin içinde göstereyim; çünkü bir tavırdır, tutumdur, davranıştır mizah. Yani topluma, hatta doğaya bakma biçimidir. Benim eğer bir hünerim varsa iyi bir hikâyeci, iyi bir romancı, iyi bir köşe yazarı olmakla övünürüm. Mizahçı olmakla övünmek ayrı iş. (...) Eğer ben rahatça ömrü billah şiir yazabilseydim, kitaplarım toplatılmasaydı, belki mizah yazarı olarak çıkmayacaktım orta yere."

Rıfat Ilgaz hikayeciliğinden de, romacılığından da, gazeteciliğinden de öne şairliğini çıkartmak istedi hep. Meslekdaşı Varlık Özmenek Rıfat Ilgaz'ın bu sevgisini şöyle anlatıyor:

"Ankara'da Rüzgarlı Sokak'ta Güney Lokantası vardı. Orada bir gün hanidir aklıma takılan soruyu sordum:
- Rıfat abi, benim yaşımdan fazla yazarlığın var. Öykü, şiir, roman, gazete yazısı... Şimdi de birlikte gazetecilik yapıyoruz. Şimdi sana sorsam: Öykücü mü, romancı mı, şair mi? - Ben işin gazetecilik tarafında olduğum için en sonra da vurguladım- Gazetecilik mi? Hangisiyim dersin?
Hiç duralamadan şak diye verdi yanıtını:
- Şairlik.
Doğrusu biraz yadırgadığımı hissetmiş olacak ki, perçinledi, hem de nasıl; şöyle:
- Ne diyorsun Varlık sen? Bunca yıllık gazeteciliğimi şiirin bir dizesine satarım, ben. Tabii ki şairlik...
Gözlerim büyüdü. O güldü:
- O dizeyi arıyorum ben !"

1960 sonrası yaşanan nispi demokratik ortam, aydın ve yazarlara da yeni olanaklar sundu. 1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra Rıfat Ilgaz kendi adıyla yazı ye şiir yayınlayabilme olanağına kavuştu. O güne dek ilerici, sosyalist yazarlardan uzak duran gazete ve dergiler onlara kapılarını açtı. Ilgaz geçmişe nazaran biraz daha "serbest" olan bu on yıllık dönem içinde Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, May, Türk Solu, Yeni Dergi gibi yayınlarda fıkralar, makaleler, şiirler yazdı. Sınıf yayınlarını kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970'de Basın Şeref Kartını aldı.

1971 yılında Kemal Bayram Çukurkavaklı'nın sahibi olduğu Yenigün gazetesinde yazı işleri müdürlüğü ve yazarlık yapmaya başladı. Yenigün'ü şöyle anlatıyor Ilgaz:

"Bir gazete kadrosu: Örsan Öymen, Sevgi Soysal, Mehmed Kemal, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Dursun Akçam, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Varlık Özmenek, Rıfat Ilgaz...İki de karikatürist: Turhan Selçuk, Yalçın Çetin...Nerdeyse 'Milli Takım'. Gazetenin adı: Yenigün. Çıktığı yer Ankara. Patronumuz Kemal, Yazıişleri Müdürümüz Cemal!.. Yıl 1971. Sıkıyönetim dönemindeyiz; asayiş berkemal!.."

Varlık Özmenek o yılları anımsarken bir olayı anlatmadan geçemiyor:

"Rıfat abi yazar, evden çıkar gazeteye gider düzeltmenlik yapar, akşam işten çıkar, o meyhane senin bu meyhane onun, gecenin bir yarısı eve gider, yine yazar... Bir de hakkındaki soruşturmalar, tutuklamalar, mahkemeler, hapishaneler, o gene yazar. Kalem kağıt vermezlerse kafasına yazar... Dışarısının iyiliği, hiç değilse istediği zaman kağıt kalemle yazar... Bir de içer. İçer yazar... Bir de kendisini takip eden sivil polis... Sabah evden çıkışta başlıyor takip. İş'ti, çıkıştı, içkiydi... Akşam bi münasip saatte eve dönse ya! Hadii bu meyhaneden çıkıp, öteki meyhaneye, oradan çıkıp bir ötekisine...
Adamcağızın hem takip etmekten hem de gece yarılarına kadar o meyhane-bu meyhane Rıfat Ilgaz'ı içerken seyretmekten pestili çıkmış. Gördüğü kadarıyla, öyle komünistlik falan da yaptığı yok! Varsa yoksa içiyor, arkadaşları ile beraberlerse konuşuyorlar da. Şiirdi, öyküydü, romandı, gerçekçilikti falandı filandı. Yazıyor...

Neden sonra gelmis bir akşam üstü, demiş ki: "Bak Rıfat Bey, kaç zamandır sizi takip ediyorum ben perişan oldum. Tamam benim işim bu. Her gece hakkında rapor yazıp, sabah vermem gerekiyor. Gördüğüm kadarıyla sizin komünistliğiniz yazılarınızda. Onu da zaten yazıyorsunuz. Bana, 'şuraya şuraya gitti, şununla içti konuştu, buradan çıkıp şuraya gitti... diye yazmak düşüyor. Eve de geç dönüyorsun. Ben de mecburen öyle. Ama ben bu arada ser-sefil oldum... Çoluk çocuğum... Aylardır yüzlerini görmüyorum. Aile hayatım kalmadı. Karım alıp çocukları kaçacak babasının ocağına...

Rıfat abi çok üzülür. Adam kesinlikle perişan, acınası durumda. " Şu çocuklar adına sizden ricam. Zaten bir şeyler yazıyorsunuz, bir de benim için rapor yazın ayrı bir kağıda.Şuraya şuraya gittim, şurdan çıkıp buraya gittim.Yeter. Ben sabahları sizden alırım. Akşama kadarki taraf kolay. Sonrasını sizden alayım..."

"- Yaa işte bir de bu iş çıktı başımıza. Bir de her gece, en sonra, kendi hakkımdaki raporu yazmak!.. Esaslı yazmazsak, adam ya işinden olursa!!! Derdimiz kendimize yetmiyor, bir de bu! " Eveet. Öykü gibi. Zaten Rıfat abi derdi ki: "Bize sadece yazmak kalıyor."

İşte böyle bir ortamda Rıfat Ilgaz emekli olmaya karar verdi ve 1974'de doğum yeri olan Cide'ye yerleşti.

12 Eylül 1980 döneminde tekrar gözaltına alındı. O zaman 70 yaşındaydı. Gerekçesiz sorguya çekildi ve gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul'da, oğlu Aydın llgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşamaya başladı.

1993 yılında Sivas katliamından tam yedi gün sonra "Yaşamla ölümün artık bir anlamı kalmadı, her şey yalama oldu" diyerek umutsuz bir vedayla ayrıldı aramızdan Rıfat Ilgaz.
Kel Mahmut, yani Kel Hamit'in oğlu, daha sonra meslekdaşı olan Varlık Özmenek belkide en iyi köprüyü kuruyor Rıfat Ilgaz'ın "herşey yalama oldu" diyerek umutsuz bir vedayla aramızdan ayrılışına.
"Kel Mahmut'un hayat bulduğu tarihlerden yirmi yıl kadar sonra da, Kemal Bayram gazete patronu, Rıfat Ilgaz yazar, Kel Hamit'in oğlu Varlık Özmenek de herdem taze yazar, bir araya geliyorlar... Çok iyi ve çok uzun rakılar içerdik... Laf Hababam'a gelirdi... Ben kitabı ve öyküleri biliyorum ama bilmediğim bir şeyler var... Bunlar boyuna gülüşüyorlar; Rıfat Ilgaz Kemal Bayram'a, Kemal Bayram Rıfat abiye bakıp bakıp:
- Söyle bakalım Kel Mahmut kimdir?
- Sen Kel Mahmut'u bilir misin?

Eeee rakı muhabbetinin takıldığı bir kahkaha zembereği vardır. Dokunsak zemberek boşanır...

- Yahu kim olacak? Yazan sensin. Senin Hababam'daki müdür muavini...diyorum.

Bir gülüşme...

- Bilip bileceğim bu. Yahu Rıfat abi! Amma taktın bu Kel Mahmut kimdir'e be! Sen yazdığın adamı bilmiyor musun?

Belli ki ikisinin bildiği bir şey var. Var da gülmekten konuşamıyorlar ki... Ben ise Kel'lik ve 'Müdür Muavinlik' vurgulaması yapıldıkça bir şeyleri sezer gibi oluyorum...Babam, Köy Enstitüleri'nde genellikle 'Müdür Muavinliği' görevlerinde bulunduğu için genellikle 'Muavin Bey' diye bilinirdi.Eee öyle böyle değil kendisinin deyimiyle 'serde Kel'lik de pek olduğu' için Kel Mahmut'un, kel'liği ve müdür muavinliği bir şeyler çaktırıyor... Ama eee, ben de gülüyorum:

- Yahu adamı yazmışsın, şimdi bana soruyorsun Kel Mahmut kimdir? Belli ki sarhoşken yazmışsın. Sarhoşken arıyorsun. Eee sorduğun adam da ben; sarhoş! Patron sarhoş, ustası sarhoş, yeni yetme yazarı sarhoş...

Haydiii bir gülüşme daha... Haydii gene:

- Sen Kel Mahmut'u tanır mısın?

Tabii bunu yazıya dökmek kolay değil. Sonuçta; her ikisinin kah-ka-ha eşliğindeki yanıtlarıyla:

- Ba-ban-dır !...Ba-ban! Kel Mah-mut ba-ban-dır!..

Tabii Kemal Bayram hocasını, Rıfat Ilgaz da unutulmaz tiplemesini sevgiyle, saygıyla anarak... ve yeni bir "şerefe!" kadehini üçüzlemek de bana düşmüştü...

O zaman Hababam'ın filmi falan yok ortada. Kaç yıl sonra filmi yapıldı, hala gösteriliyor ve dünya izlenme rekorunu çoktan kırdı geçti galiba. Şimdilerde yeniden çekildiğini duyuyorum, okuyorum gazetelerden. 'Kel Mahmut'u bırakıyorlarmış, müdür muavini bir hanım olacakmış; Hülya Koçyiğit... Olabilir mi böyle bir şey? Türkiye'de neler olmuyor ki? Rıfat abinin yaşasaydı ne diyeceğini çok iyi kestiriyorum. Burada yazmayayım. Ama filmin yapımcısı sorarsa, şöyle esaslı cinsinden bir seslendirme yapabilirim..."
82 yıllık bir yolculuk.Biz hepimiz O'nu Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak bildik. Oysa altmış yayınlanmış kitabıyla Türk edebiyatına onlarca şiir, roman ve öykü armağan eden Ilgaz'ı bir kez daha tanımak gerekiyor belki de. Hem de Hababam Sınıfı'nın TV dizisi olarak tekrar çekildiği şu günlerde...
Tıpkı Hababam Sınıfı'nın unutulmaz müziği gibi aynı notlarla bazen insanı gülmekten kırıp geçiren, bazense hüzünlendiren Rıfat Ilgaz şair, romancı, öykücü, gazeteci ve eğitimci olarak Türkiye düşünce tarihinin unutulmaz isimleri arasında yerini aldı.



Eserleri

Şiir

Yarenlik (1948)
Sınıf (1944)
Yaşadıkça (1948)
Devam (1953)
Üsküdarda Sabah Oldu (1954)
Soluk Soluğa (1962)
Karakılçık (1969)
Uzak Değil (1971)
Uzak Değil (1971)
Güvercinim Uyur Mu (1974)
Kulağımız Kirişte (1983)
Ocak Katırı Alagöz (1987) ile Ömer Faruk Toprak Ödülü'nü aldı

Roman

Karadeniz'in Kıyıcığında (1965)
Karartma Geceleri (1974)
Sarı Yazma (1976)
Yıldız Karayel (1981) ile 1982 Madaralı Roman Ödülü'nü ve 1982 Orhan Kemal Roman Ödülü'nü kazandı
Hababam Sınıfı (1957)
Pijamalılar (Bizim Koğuş) (1959)
Apartıman Çocukları (1984)
Hoca Nasrettin ve Çömezleri (1984)
Hababam Sınıfı İcraatin İçinde (1987)
Şeker Kutusu (1990)
Dördüncü Bölük (1992)

Oyun

Hababam Sınıfı (1967)
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1971)

Hikaye

Radarın Anahtarı (1957)
Don Kişot İstanbul'da (1957)
Kesmeli Bunları (1969)
Nerde O Eski Usturalar (1962)
Saksağanın Kuyruğu (1962)
Şevket Usta'nın Kedisi (1965)
Geçmişe Mazi (1965)
Garibin Horozu (1969)
1972'de çıkan on kitap
Altın Ekicisi
Palavra
Tuh Sana
Çatal Matal Kaç Çatal
Bunadı Bu Adam
Keş, Al Atını
Hababam Sınıfı Baskında
Hababam Sınıfı Uyanıyor
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975)
Palavra (hikayeler, 1982)
Rüşvetin Alamancası (1982)
Çalış Osman Çiftlik Senin (1983)
Sosyal Kadınlar Partisi (1983)

Çocuk

Halime Kaptan (1972)
Kumdan Betona (1976)
Öksüz Civciv (1979)
Bacaksız Kamyon Sürücüsü (1977)
Cankurtaran Yılmaz (1979)
Bacaksız Sigara Kaçakçısı (1980)
Bacaksız Okulda (1980)
Bacaksız Tatil Köyünde (1980)
Bacaksız Paralı Atlet (1980)
Küçükçekmece Okyanusu (1983)
Apartman Çocukları (1984)

Anı

Yokuş Yukarı (1982)
Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra (1986)

Çınar Yayınları ve Cide Postası Gazetesi tarafından adına bir edebiyat ödülü kondu (1984)

Hazırlayan: Elif Özmenek

Kaynaklar:
  • Kaynak 1
  • Kaynak 2
  • Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi
  • Hababam Sınıfını Yeniden Çekiliyor

    Varlık Özmenek
  • Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
    Alşah Blog'larında Ara...

    • 16/8/2006 - BARIŞ CANOĞUL / RIFAT ILGAZ SICAKLIĞI

    Kategori: Deneme

    RIFAT ILGAZ SICAKLIĞI... / İZLENİMLER

                                                                      BARIŞ CANOĞUL

     

                                                               -"Büyük yığınların Rıfat Ilgaz'ı Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak tanımaları, Rıfat Ilgaz'ı bütün yönleriyle ele almayı, tartışmayı ve tanıtmayı zorunlu kılmıştır." Prof. Dr. Bahri GÖKÇEBAY 

    "Sarı Yazma, Yıldız Karayel, Hababam Sınıfı... şiirleri ve soyadıyla kentimizi yazın tarihine, sonsuzluğa taşıyan " Koca Çınar, bu kez de yüzü aşkın, kültür-sanat, bilim ve yazın adamını kentimize taşıdı, hem de 13. ölüm yıldönümüne denk düşen bir haftada: "Yüzyıl'ımı dörde böldüm/ Her bölümü bir mevsim,/ Biri kaldı, üçü gitti.../ Yazı gitti, güzü gitti,/ Soğuk, karlı kışı gitti, /Yemyeşil bir bahar kaldı." Diyen Ilgaz, en güzel baharında terk etmek durumunda kaldığı, "çok severim" dediği Kastamonu'sunda elini elimize değdirdi ve bizi bu güzel ilkbahar gününde yaz güneşi gibi ısıttı.

    Boşa gitmedi sıcaklığın usta, bak bütün dostların burada... Kente hakim bu güzel tepede güzel insan Bahri Gökçebay, evini açtı yurdun dört bir yanından gelen dostlarına, bu güzel insanlara. "Dünya'da evim olmadı ama bakın bir sokağım var!" demiştin gülerek adın bir sokağa verildiğinde, artık, adına düzenlenen bir öykü ve şiir ödülün, bir parkın, bir kültür merkezin, ve doğduğun yerde, -sarı yazmalılar diyarında da- bir "Sarı Yazma, Kültür-Sanat Festivali"n yanında bir de sempozyumun var.


     

    ***

    Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksekokulu ve Çınar Yayınları'nın ortaklaşa düzenlediği üç gün süren Rıfat Ilgaz Sempozyumu, MYO Konferans Salonu'nda  yapıldı. Sempozyumun açılış törenine Vali Mustafa Kara, Belediye Başkanı Turhan Topçuoğlu, Milletvekili Mehmet Yıldırım, İl Emniyet Müdürü Durmuş Demirbaş, Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Aydemir Tunç, siyasi parti temsilcileri, ülkemizin önde gelen şair, yazar, düşünce ve bilim adamları ile Tarık Akan da katıldı.Rıfat Ilgaz'a yaraşır bir katılım ve canlılığın yaşandığı sempozyumun açılışında konuşan ünlü spiker Jülide Gülizar, “Rıfat Ilgaz'ı yargılayanları kimsenin hatırlamadığını, ama Rıfat Ilgaz'ın hâlâ var olduğunu” belirtirken, Karartma Geceleri filminde Ilgaz'ı canlandıran Tarık Akan İse "Doyumsuz bir dostumdu" dedi. Milletvekili Mehmet Yıldırım ise Kastamonu'nun Rıfat Ilgaz'a ihtiyacı olduğunu söyledi. 96 bildirinin sunulduğu sempozyumun açılış töreninde Vali Mustafa Kara, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, MYO Müdürü Prof. Dr. Bahri Gökçebay, ünlü sanatçı Tarık Akan, TRT'nin unutulmaz spikeri Jülide Gülizar ve Aydın Ilgaz birer konuşma yaptı.

     

    Sempozyumda ilk konuşmayı Kastamonu Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Bahri Gökçebay yaptı. Gökçebay konuşmasında şunları söyledi; "Rıfat Ilgaz zekasını, gücün güçlünün yanında kullanarak, hepinizin bildiği sıkıntıları çekmez, çok rahat ve lüks bir yaşam sürebilirdi. Bildiğiniz gibi Rıfat Ilgaz bilgisini yeteneğini ve yüreğini mazlumdan yana kullanmış, bu uğurda çekebileceği bütün baskıları ve zorlukları göze almıştır. Yazdıkları ve yaşadıkları ile kendine özgü ödünsüz bir duruşun ürünlerini verirken, yalnız sorunları söyleyen değil, sorunların üstüne üstüne giden bir yöntemi kullanmıştır. Onun yazdıkları, yaşadıkları eleştirdikleri ne yazık ki bugün de geçerliliğini korumaktadır. Bugün ülkemizin üniter yapısı, bağımsızlığı bir kuşatılmışlık içersindedir. Sorunlara ülke dışından çözüm arayan bir açmaza sürüklenir gözükmektedir. Gelene ağam, gidene paşam demek siyaseti çıkar aracı yapıp toplumsal gerçeklerden kopmak bir hünermiş gibi sunulmaya başlanılmıştır. Edebiyatın her alanında verdiği yapıtlar çıkardığı süreli yayınlarla bu oluşumu o günden kestiren Rıfat Ilgaz dönemine tanıklık ederken, aynı anda gelecek kuşaklara önemli ve duyarlı gözlemler bırakmıştır. Yaşadığı topraklara sorumluluğunun bilincinde yazma emeğini toplumcu gerçekçi bir düzlemde ortaya koyarken mizahın eleştiri gücünden, şiirin duyguya yönelişinden, romanın ve öykünün gerçekçiliğinden sapmamış o salt kurmaca düzenler üretmek yerine duyarlılıkla donanmış bir gözlemciliği benimsemiştir. Kendi kuşağıyla göz altı, sürgün, tutuklamalar ve hastalıklara karşı ödünsüz bir aydın olmanın bütün koşullarını yerine getirmiştir. Büyük yığınların Rıfat Ilgaz'ı Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak tanımaları, Rıfat Ilgaz'ı bütün yönleriyle ele almayı, tartışmayı ve tanıtmayı zorunlu kılmıştır."

    Gökçebay'ın ardından CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım bir konuşma yaptı. Yıldırım da; "Şu anda çok duygu yüklüyüm. Rıfat Ilgaz'ı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalıştım. Rıfat Ilgaz'ın artık bize ihtiyacı yok ama bizim Türkiye'yi aydınlatacak Rıfat Ilgazlar'a ihtiyacımız var. Bundan çok çok önce rahmetli Faruk Nuhoğlu zamanında Rıfat Ilgaz'ın adını Kırkçeşme'de bir sokağa vermiştik. Bugün ise devletin adını verdiği bir kültür merkezi var. Ben buraya katılan katılımcıların tamamına yeniden hoş geldiniz diyorum" dedi.

    Yıldırım'ın ardından Vali Mustafa Kara bir konuşma yaptı. Vali Kara; "Rıfat Ilgaz Kastamonu ve Türkiye için çok önemlidir. Biz de Kastamonulular olarak Rıfat Ilgaz'ın anısına sahip çıkarak Kastamonu Merkez'de olan çok önemli bir tarihimize Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi adını vermek suretiyle, Kastamonu'da Rıfat Ilgaz isminin ölümsüz kalmasına vesile olunmuştur. Yine Cide'de Belediyemiz tarafından Rıfat Ilgaz'ın doğduğu evin restorasyonu yapılmaktadır. Kastamonu'nun yetiştirdiği bu değerli şahsiyetin önemli kişiliği hususunda değerli bilim adamlarımız gerekli açıklamaları yapacaklardır. Sempozyumumuza 96 bilim adamımızın katılmış olması da son derece önemlidir" dedi.

    Vali Mustafa Kara daha sonra Atatürk ve İstiklal Yolu, İnebolu Türk Ocağı Binası, Şehit Şerife Bacı Anıtı ve Şehitlikte yapılan çalışmalar ile ilgili katılımcılara bilgiler verdi.

    Çınar Yayınları Sahibi, Rıfat Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz ise konuşmasında genel olarak babasının yaşam kesitiyle ilgili bilgiler verdi. Konuşmasında sık sık gözleri dolan ve ağlamamak için kendisini zor tutan Aydın Ilgaz, konuşmasının bitiminde ise kürsüden iner inmez ağlamaya başladı. Bu arada Aydın Ilgaz'ın konuşmasını dinleyen bazı bilim adamlarının da ağladığı görüldü.

    Aydın Ilgaz; "Rıfat Ilgaz Hababam Sınıfı ile yola çıktığı zaman "Eğer Türkiye'de benim yazdığım bu kitabı Milli Eğitim Bakanı ve Hükümet ciddiye alsaydı, bugün Hababam Sınıfı'nın öğrencileri eğitim bakımından bu kadar fakir kalmazdı" demişti. Hatta sevgili dostumuz Prof. Emin Özdemir Ankara'da babama bir ödül verirken bu kitabın bütün öğretmen okullarında öğretmen adaylarına ders kitabı olarak okutulması gerekir demişti. Ama nedense Hababam Sınıfı'nı hep gülerek izledik, ciddiye almadığımız için bugün okul kapılarında birbirleriyle geçinemeyen çocuklar birbirlerini bıçaklıyorlar"  dedi.

    Konuşmasının başında dinleyicilere 'hemşerilerim' diye hitap eden Tarık Akan, Kastamonu'nun çok farklı bir şehir olduğunu söyledi. Akan, konuşmasında; "Sevgili hemşerilerim, niye hemşerilerim dedi diyebilirsiniz, benim anne tarafım aslen Kastamonulu... Dedem, ben ve abim küçücük bir odada kalıyorum, Dedemin sağ omzundan kurşun girmiş, arka tarafından çıkmış, delik vaziyette. Kastamonu'dan Çanakkale Savaşı'na katılmış dedem. Dedem bana sürekli olarak bunu anlatır, aradan yıllar geçiyor, Kurtuluş Savaşı başlıyor, dedem Kurtuluş Savaşı'nda terzi olarak çalışıyor. Yani anlatmak istediğim, Kastamonu'nun her şeyiyle inanılmaz farklı bir insan yapısı var. Burası o kadar farklı bir şehir ki, Mustafa Kemal'in neden buradan her şeyi başlattığı apaçık ortaya çıkıyor. Buranın insanlarının vermiş olduğu mücadele çok farklı"dedi. Sanatçıların üzerindeki engellerin ve yüklerin hep birlikte aşılması gerektiğini ifade eden Tarık Akan, "Sanatçıların üzerinde çok büyük yükler var, engeller var. Bu engelleri aşacağız, bu engellerden bıkmayacağız. Bu engelleri aşmak için tabi ki sanatçılığın üzerine çok büyük bir yük biniyor, binsin hoş. Çünkü sanat en kalın zırhı bile delmiştir insanlık tarihinde, hiçbir şey önünde duramamıştır" dedi. (Nasrullah Gazetesi)

    Bilim Kururlunu; Prof. Dr. Cahit Kavcar, Prof. Dr. Sedat Sever, Dr. Kemal Ateş, Burhan Günel, Zekeriya Kaya’nın;

     

    Yürütme Kurulu‘nu; Prof. Dr. Bahri Gökçebay, Dr. Atıf Uğurlu, Uzman İlknur Türkkaan, Hayrünnisa Günel, İ.Anıl Çokgürses, İbrahim Tozan, Kadir İncesu, Mine Özgür, Mirati Madak, Nurten Çakıroğlu, Serdar İzbeli, Utku Erişik’in;

     

    Danışma Kurulu’nu ise; Prof. Talat Sait Halman, Prof. Dr. İsa Eşme, Prof. Dr. İsmail Parlatır, Prof. Dr. Kemal Özmen, Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu, Prof. Dr. Nurullah Çetin, Prof. Dr. Rahmi Er, Prof. Dr. Ramazan Kaplan, Yrd. Doç. Dr. Nihayet Arslan, Doğan Hızlan, Emin Özdemir, Fahrettin Demir, Feyza Hepçilingirler, Gülsemin Hazer, Güngör Gençay, İlhan Selçuk, Leyla Erbil, M.Emin Değer, M.Sadık Arslankara, Mehmet Başaran, Mehmet Saydur, Öner Yağcı, Server Tanilli, Sevgi Özel, Tahsin Yücel,Tarık Akan’ın oluşturduğu; amaç ve kapsamı: “Küreselleşme, globalleşme söylemleri altında Yeni Dünya Düzeni dayatmaları ülkemizin yüzyıllık sorunu… Yaşadığı dönemde bu topraklarda aydın onuru, yazar sorumluluğu, şair duyarlılığıyla dimdik kalmış, çektiği sıkıntıları mizah hoşgörüsünde yaşamış bir Anadolu çınarı, Rıfat Ilgaz. Onu bilimsel yönden ele almak, bağımsız kalmanın da ipuçlarını verecek günümüz aydınlarına. Bilimsel anlamda katkıda bulunacak tüm bilim ve yazın adamlarını bu çalıştayda görmeyi diliyoruz. “ diye belirtilen belki Kastamonu’nun tarihinde ilk kez böylesi gerçekleştirilen güzel bir toplantıya ev sahipliği yaptı Kastamonu ve Meslek Yüksek Okulu.

     

    10-11-12 Mayıs 2006 günlerinde Kastamonu Meslek Yüksek Okulunda Rıfat Ilgaz Sempozyumu gerçekleştirilen bu sempozyumda Kastamonu’nun onuru olan büyük usta Rıfat Ilgaz, romanı,  öyküsü,  şiiri,  mizahı, çocuk edebiyatı, gazeteciliği, 1940-2000 sürecinde Rıfat Ilgaz, Sinemaya uyarlanan yapıtları, Tiyatro oyunları, “Rıfat Ilgaz ve Aydınlanma,  “Yerelden Evrensele Rıfat Ilgaz “, “Halkevleri ve Rıfat Ilgaz “, “Rıfat Ilgaz’ın Yapıtlarında Eğitime Bakışı” başlıkları altında yatırıldı masaya ve her konu didik didik edildi en ince ayrıntısına dek bu üç günlük süreçte…

     

    Kimlerin konuları irdelediklerine gelince, Makam ve rütbelerden arındırılınca şöyle bir alfabetik liste çıkıyor karşımıza, ad sırasına göre:

    A. Kadir Paksoy, Ahmet Çebi, Ahmet Özer, Ahmet Tüzün, Aydın Çubukçu, Aydın Doğan, Aydın Hatipoğlu, Ayten Mutlu, B. Sadık Albayrak, Banu Öztürk Bayramoğlu, Bedrettin Aykın, Belgin Tanrıverdi (- Özlem Apak ile), Bilal Kayabay, Bilge Öngöre, Burcu Alkan, Burhan Günel, Canan Aslan, Çetin Yiğenoğlu, Doğan Hızlan, Embiya Tahiroğlu (- Şükran Oğuz ile), Esra Lüle, Eylem Saltık, Fahrettin Demir, Gülsemin Hazer, Güngör Gençay, H. Emel Dinseven, Hande Sonsöz, Hasan Akarsu, Hasan Barışcan, Hayati Asılyazıcı, Hidayet Karakuş, Hikmet Altınkaynak, İbrahim Dizman, İbrahim Kıbrıs, İbrahim Tığ, İncila Çalışkan, Kemal Ateş, Kemal Erol, Konur Ertop, Kürşat Coşkun, M. Emin Değer, M. Sadık Aslankara, M. Şerif Onaran, Mehmet Aydın, Mehmet Başaran, Mehmet Güler, Mehmet Saydur, Metin Akyüz, Metin Boran, Mine Ergen, Mustafa Aslan, Mustafa Sözen, Münevver Oğan, Müyesser Güner, Müzeyyen Buttanrı, Nejat Gacar, Nevin Balta, Nihat Ateş, Nilay Yılmaz, Nuray Gök Aksamaz, Nurullah Çetin, Osman Bozkurt, Osman Şahin, Oya Aşkır, Ömer Solak, Özlem Apak (- Belgin Tanrıverdi ile), Öner Yağcı, Özgen Seçkin, Özgür Çiçek, Pınar Kızılhan, Rasih Nuri İleri, Sabahattin Yalkın, Savaş Ünlü, Sedat Sever, Selahattin Diligüzel, Serkan Çiğdem, Sevil Hasırcı, Seyyit Nezir, Suat Batur, Sultan Su Esen, Suna Canlı, Şener Aksu, Şükran Oğuz-Embiya Tahiroğlu, Talip Apaydın, Tanju Cılızoğlu, Tansu Bele, Tuncer Uçaol, Tülay Kuzu, Uğur Kökden, Utku Erişik, Ümit Bozkurt, Vecihi Timuroğlu, Vedat Yazıcı, Yaşar Barut, Yılmaz Onay, Zekeriya Kaya, Zeki Coşkun, Zühtü Bayar...

     

    Birkaçının dışında büyük çoğunluğu ilimize gelerek sunumlarını yaptı değerli Rıfat Ilgaz dostu yazar, şair,  kültür- sanat ve bilim adamlarının…Ancak araştırmacılar bildiri özetlerini 20 dakikaya sığdırmak zorunda kaldılar… Bildiri çokluğu ve zaman yokluğu nedeniyle… 3 gün 2 ayrı salonda toplam  22 oturum gerçekleştirildi… iki ayrı salon izleyiciye 2 ayrı seçenek sunuyordu ama kiminle konuşmuşsak aklı diğer salonda da kalmıştı…  Sempozyum sonunda bu bildirilerin yayımlanacak olması haberi ise ayrıca sevindiriciydi, bu konularda araştırma yapacak olanlarlar ve konuyla ilgilenen okurlar için. Her oturum ardından yapılan tartışmalar da çok düzeyli ve güzeldi; iyi bir oturum konuşmacısı olduğu kadar iyi birer de izleyiciydi, kültür, sanat, bilim adamlarımız. Hele bunların içinde biri vardı ki, bence en dikkatli izleyiciydi: 86 yaşında bazı gençlere göre - tensel ve tinsel anlamda - daha "genç ve dinç"ti Rasih Nuri İleri…. Arkadaşım demiş, bir de bildiri hazırlayarak, taaa İstanbullar'dan çıkıp gelmişti. Ben ve bir çok kişi de O’nu izliyorduk hayranlıkla, Dakika dakika izledi konuşmaları, tartışmaları, gerektiğinde de deneyimlerini, birikimini aktardı bizlere. Benim için önemli bir an da yağmur nedeniyle arabamla yemekhaneye taşıdığım dostları oraya bırakıp yemeğimizi yedikten sonra  diğerlerini beklerken araba içinde baş başa bir yarım saat kadar söyleşmemizdi…  Nazım’dan, Ahmet Ariften, Enver Gökçe’den, Marko Paşa’nın 3 kaleminden, Aziz Nesin- Rıfat Ilgaz ikilisinin bir dönem kırgınlıklarından, siyasetten neler neler anlatmadı üstat… İster acemi gazetecilik deyin ister avanaklık… Evet elimde video kameram ve yeterince boş kasetim olduğu halde kaydetmedim, kaydedemedim bu konuşmayı, oysa ne kadar istedim ama  büyünün bozulmasından korktum belki biraz da…

     

     "Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü/ Kim be derse desin, çocuklar için yazdım hep./ (...) / iki iş tuttum ömür boyu köklü./ Çocukları okutmaktı ilk işim./ İkincisi,/ Yazdıklarımı çocuklara okutmak." Bu sempozyumda bilmem kaçıncı yılında Hababam Sınıfı'nın sinemaya uyarlanışı kutlamalarında nerdeyse adından bile söz edilmeyen Rıfat Ilgaz'ın bir yazar, şair ve düşün adamı olarak sigaya çekildiğini, ustanın yukarda değindiği iki işinin ikisinden de tam puan aldığını gördük: Ilgaz'ın, iyi bir eğitimci olduğu gibi çağdaş eğit/bilimin ilkelerini, yapıcılığını Bacaksız'dan Hababam'a iyice sindirip özümlemiş iyi bir çocuk kitabı yazarı, şair, düşünür, mizahçı; en önemlisi de yaşamı boyunca bir karşı-duruşu, dik-duruşu sergilemiş, aç açık da kalsa eğilip bükülmemiş, bir onur timsali olduğu belirtildi sık sık dostları, arkadaşları, ve katılımcılar tarafından.

    ***

     

    Eksik olan ve kafamı kurcalayan bir iki soruna da değinmeden geçemeyeceğim bu arada. Birisi, protokolün tam tekmil yer aldığı böylesine Kastamonu için önemli bir toplantıda Milli Eğitim neredeydi, bu güzel sunumların her bir oturumu planlı programlı bir biçimde değişik okullardan değişik sınıflara izletilemez miydi? Bu durum yoksa hala Rıfat Ilgaz’ın “mimli” yazar olmasından mı kaynaklanıyordu? Gazetelerde okuyoruz zaman zaman falanca okul falanca yazarı okulunda konferansa çağırdı diye. Seviniyor, övünç duyuyoruz. Oysa burada da Kastamonu’ya çağrılmış yüzü aşkın kültür, sanat, bilim adamı vardı, acaba hangi okulumuz tındı bu durumdan… Hakkını yemeyelim, bir ara bir sınıf geldi, lise sınıfıydı, hangi okul olduğunu şu anda anımsayamıyorum, belki de belirtmemekte de yarar var!... Ne dersiniz?

     

    İkincisine gelince: Ülkenin her yanında  en küçük boyutlu kültür sanat haberlerini, panelleri, sempozyumları, anma programlarını tek tek duyurmasıyla  gururlandığım kırk yıllık okuru olduğum bir gazetede -ki emekli olalı beri de yani 2 yıldır da İnternette abonesiyim-  bu konuda tek satır yazı çıkmaması beni çok üzdü ve düşündürdü, sizleri bilmem. Oysa sempozyumda hem Mine Özgür, hem de Turhan Günay vardı. Bir de hakkını yemeyelim Cumhuriyet Kitap’ta "Sihirli Değnek" sayfasını düzenleyen Nilay Yılmaz bildiri sundu. Ve tek o duyurdu  sempozyumu Perşembe  günü...  yani o da ikinci günü… Haber aynen şu:  “(10-11-12 Mayıs 2006, Kastamonu) Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksekokulu, Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi ve Çınar Yayınları'nın işbirliği ile Rıfat Ilgaz Sempozyumu düzenlendi. Bildiri başlıkları: Rıfat Ilgaz'ın Romanı; Rıfat Ilgaz'ın Öyküsü; Rıfat Ilgaz'ın Şiiri; Rıfat Ilgaz'ın Mizahı; Rıfat Ilgaz'ın Çocuk Edebiyatı; Rıfat Ilgaz'ın Gazeteciliği; 1940 ­ 2000 Sürecinde Rıfat Ilgaz; Rıfat Ilgaz ve Sinema; Rıfat Ilgaz ve Tiyatro; Rıfat Ilgaz ve Aydınlanma; Yerelden Evrensele Rıfat Ilgaz; Halkevleri ve Rıfat Ilgaz; Rıfat Ilgaz'ın Yapıtlarında Eğitime Bakışı. (www.kmyo.ankara.edu.tr) “ (Nilay Yılmaz, Cumhuriyet Kitap, 11.05.2006 ) Evet Rıfat Ilgaz dostları hepsi bu kadarcık… Sorduklarım bir açıklama getiremediği gibi ben de bir anlam veremedim gerçekten. Bu süre içinde duyurduğu kültür- sanat etkinliklerini saymam çok zaman alır diye es geçiyorum.

     

    Evet, Kastamonu için gerçekten tarihi bir gündü bence bu denli seçkin konuğa ev sahipliği yapmak. Üçüncü günün sonundaki kapanış oturumu ve "Rıfat Ilgaz, 1940'lardan başlayıp aramızdan ayrıldığı 1993 Temmuzuna kadar laik ve etik duruşunu değiştirmememiş; dil, eğitim ve kültürün yozlaşmasına yaşamı ve yapıtlarıyla karşı çıkmıştır. Toplumcu, özgürlükçü, yurtsever savaşımcılığmı Anadolu'nun binlerce yıllık kültür kaynağından beslenerek gerçekleştirilmiştir. Kültürsüz-leştirme konusundaki iç ve dış saldırıların doruğa ulaştığı günümüz Türkiyesi 'nde, sanatçı, aydın kişiliği ve sorumluluk bilinciyle bizlere güç vermektedir. 1980'lerden başlayarak 1990'larda yaygınlaşan yeni dünya düzeni, 2000'lerin başında kötü meyvelerini vermeye başlamıştır. Bu saldırılar, ülkemizin ekonomik, toplumsal, siyasal ve sanatsal yapısını bozduğu gibi, laik çağdaş bireyi, ulus devleti ve bağımsızlığı yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek İçin de, Türkçemiz i bozmaya, geleneksel değerlerimizi yozlaştırmaya yönelik girişimler, her geçen gün giderek yoğunlaşmaktadır. Bu çok yönlü olumsuz gelişmelerin somut örnekleri günümüz edebiyatında, kültüründe ve toplum yaşamında açıkça görülmektedir. Bütün bu olumsuzluklara edebiyat ve kültür bağlamında karşı çıkmak üzere; Rıfat Ilgaz'ı vâr eden ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızda Anadolu'nun atardamarı olma işlevini üstlenen Kastamonu ilindeki Kastamonu Meslek Yüksekokulu eşgüdümünde 10-11-12 Mayıs 2006 günlerinde Rıfat İlgaz sempozyumu gerçekleştirilmiştir. Etkinliğe bilim ve sanat adamları, yirmi iki ana başlık altında son derece nitelikli 96 bildiriyle katkıda bulunmuşlardır. Ayrıca sempozyumdaki oturumlara öğrencilerin ve halkın da katılımı yüksek olmuştur. Bu kültürel girişimden alınan güçle; ülkemizin toplumsal ve kültürel yaşamına yeni atılımlarla katkı sunulması ve süreklilik kazandırılması gerektiği ortak sonucu çıkarılmıştır" diye ülkenin genel durumu ve üç günlük sempozyumu özetle vurgulayan “sonuç bildirgesi” ile Cumartesi günü yapılan  Cide gezisi dört günlük şölenin noktalanışı oldu. Ama Rıfat Ilgaz’ın  dost elinin sıcaklığı içimizi hep ısıtacak…

     

    bariscanogul@gmail.com

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    "1940 Toplumcu Kuşağı" Şairlerinden Ve "Rıfat Ilgaz Arşivi"nden Seçilmiş Yazılar, Şiirler, Öyküler, Değerlendirmeler, Eleştiriler, Anılar, Etkinlikler...

    Son yazılar

    Eflatun Nuri: BİZ HEYBELİDE...
    Rıfat Ilgaz / Filmografi
    YORGUN DUDAKLI KADINLAR
    KASTAMONU GÖLKÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARININ 2009 BULUŞMASI
    "Meraklısına..." Attila İlhan Şiirleri
    Arşiv 2006: AlsahBlog/SarıYazma
    Türk tiyatrosu yasta: Metin And öldü
    MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER
    Homeros'u yaşatan vadide: Bornova
    Ankara'dan emir gelince kutlanamayan bir Hıdırellez...
    “Pes Etmek Yakışmaz Bir Şairin Karısına”
    SEVENLERİ REHA MAĞDEN’İ UNUTMADI
    MEDENİYETE YÜRÜYÜŞ’E DEVAM
    ÖNER YAĞCI İLE “Roman AşKıyla” ÜZERİNE SÖYLEŞİ
    CANA AKDAL’IN ŞİİRLERİ
    ‘Vefa hâlâ sözlüklerdeymiş”
    AYDIN DOĞAN İLE HAKKI ÖZKAN ÜZERİNE
    2008 ÜMİT KAFTANCIOĞLU ÖYKÜ ÖDÜLÜ
    Aydın Hatipoğlu ile 1960 Kuşağı Üzerine
    YAYINCILIK EMEK İŞİDİR
    GİDE GİDE CİDE 2005 2 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
    GİDE GİDE CİDE 2005 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
    İlgaz sempozyumu kitap ve CD oldu
    Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden
    Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden

    Bağlantılar

    Ana Sayfa
    Profilim
    Arşiv
    Blog RSS
    AliŞahin'inBloknotu'ndan
    Güldeste/ EnGüzelAtatürkŞiirleri/ Seçki
    KastamonuNet (Blogcu)
    ÖykülerÖykücüler
    RomanYazıları
    ŞiirlerŞairler
    YedinciSanat
    EdebiyatGündemi
    SarıYazma/RıfatIlgazArşivi'nden
    E-Edebiyat
    Esintiler
    ÇocukVeEdebiyatı
    Esintiler'den...
    UzunİnceBirYol
    TaşköprüdenSesleniş
    GündenGüne
    E-EdebiyatBenimBlog
    UmudaYolculuk
    Taşköprü'nün Taş-köprüsü
    DersimizEdebiyat2
    DersimizEdebiyat

    Kategoriler

    Arkadaşlar

    yeniedebiyat
    alisahin37
    hasan37
    yedincisanat
    guldeste
    kastamonunet
    oykuleroykuculer
    romanyazilari
    siirlersairler
    ayassun
    sevgidamlalari
    handangokcek2
    tulaybilgin
    Nurşen Görşen
    kaybolusculuk
    sevilla
    umitzeynep
    esevcanca
    gulcanca
    emeginsanati
    sahinsah
    passions00
    yeniguneturku
    alsahindex
    kalenderyemeksalonu
    yorumsizin
    http://alsahblog.blogcu.com/ Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
    Son Sayfa |