AlsahBlog / Sarı Yazma

Alşah Blog'larında Ara...

• 17/5/2009 - Eflatun Nuri: BİZ HEYBELİDE...

Kategori: Soylesi

Eflatun Nuri: AFİYET OLSUN

 

Orhan Kemal’in ‘Yeni Baştan’ dergisine yazdığı öykü için resim yapıyordum. Orhan Ağbi’de masama abanmış yaptığım resme bakıyordu. Aziz Nesin koşar adım içeri girdi:

— Pezevenkten parayı alana kadar göbeğim çatladı. Yok, Üsküdar’dan para gelmemiş, seyyar gazetecilerden de para toplayamamış, ulan bu gazete dağıtıcılarının hepsi üçkâğıtcı, doğru dürüst birine rastlamadım yahu.

Masasına oturdu, çekmecesini açtı, elindeki bir kesekâğıt dolusu parayı çekmecenin içine boşalttı; sonra da yüksek sesle saymaya başladı.

On kuruşları on’ar on’ar masanın üzerine ayırdı; sonra da onları kâğıda sarıp fişek yaptı. Gelip masama beş tane fişeği koyarken:

— Çabuk bunları cebe indir, dedi. Her zaman iki buçuk lira verirdi, nasıl olduysa bu sefer beş lira vermişti. Masanın üzerindeki on-on beş tane kadar fişeği de masanın ucuna doğru itip Orhan Ağbi’ye:

— Orhancım şunları yok et, bir gelen giden olmadan, dedi.

Orhan Kemal fişekleri pantolonunun, ceketinin ceplerine pay etti.

Geçen gün öğlende boş tabaklar tepsi içinde masanın kenarında duruyordu. Ben elimdeki gazeteyi evirip çeviriyordum. Eflatun da odanın içinde dolaşıyordu. Bir anda odaya polisler doldu. Daha kendimi toparlamaya çalışırken, bir de baktım Eflatun yemek tepsisini alıyor, bana da: ‘Aziz Bey, hesabı yarın alırız!’ deyip kapıdan çıkıp gitmez mi? 

Orhan beni bir gülmek aldı mı? Polislerin şaşkın birbirlerine baktıklarını da görünce eh!.. Gülme krizine girmez miyim, inan iki büklüm masanın altına yıkılacağım. Avaz avaz gülmemin nedenini bilmedikleri için, herhalde: ‘Adam nihayet kafayı yedi!’ diye düşünmüşlerdir. Onlar gülerken ben elimde tepsi varmış gibi bir pandomim gösterisiyle odadan çıktım. Salonda Rıfat Ilgaz’la Mim Uykusuz ‘Ali Baba’ siyasi mizah gazetesinin yeni sayısını hazırlıyorlardı. Onlara selam verip dış kapıdan çıkarken Rıfat Ağbi bana yavaş sesle:

— Eflatun beni köşede bekle, dedi. Aziz Nesin’le dargınlıkları hâlâ sürüyordu. Aziz Ağbi biriyle dargınsa çevresindeki insanların da o kişiyle konuşmasını istemezdi. Çemberlitaş’ın karşısındaki köşede buluştuk. Duraktan ‘Beyazıt-Taksim’ tramvayına bindik.

Eflatun, Zeki Özkan bana bugün telefon etti. Amber adında bir dergi çıkaracakmış, benden öykü istedi; Eflatunu da paketle getir, dedi. Bizi ‘Baylan’da bekliyor. Tramvay Şişhane yokuşundan çıktı, Galatasaray’a döndü, durakta indik. Baylan’a girdik, Zeki Özkan, Vedat Akın (Müjde Ar’ın babası) Zafer Sülek üçü oturuyorlardı. Zeki bizi görünce işte kadro tamamlandı dedi.

Vedat Akın’la Zafer Sülek çok iyi ropörtaj ustalarıydı. Zeki:

- Hadi kalkıyoruz bu gece Amber dergisinin doğuşunu kutlayacağız, dedi. On dakika sonra Nevizade’de ki Lefter’in Meyhanesi’ne geldik, masa bir anda soğuk mezelerle donatıldı, midye dolmalar, çiroz salatası, rus salatası, fava, arnavutciğeri, yalancı dolmalar, lakerda daha neler neler derken, rakılar, şaraplar açıldı, bardaklara boşaltıldı; sular kondu, buzlar atıldı. Laterna coştu, sıra sıcaklara geldi Zeki, Rıfat Ağbi’ye:

— Rıfat Bey sıcaklardan ne alırsın, dedi.

— Yahu her şey var, gerek yok.

— Olmaz, senin gıdana iyi bakman lazım! Garsona, birbuçuk karışık Rıfat Bey’e, dedi.

Sonra bize dönerek çocuklar biz de birer buçuk karışık yeriz değil mi? dedi. Kimseden ses çıkmayınca garson içeri bağırdı:

— Beş birer buçuk karışık ızgara.

Zeki Özkan, rakısına iki buz parçası attı. Hepimiz onun kadeh kaldırıp bir iki söz etmesini bekliyorduk. Tam o sırada içeriye kalabalık bir sivil polis grubu girdi. Dışarıda polis arabaları, resmi polisler meyhanenin önünü tutmuşlardı. Sivil polisler üçer beşer masalarda oturanları ayağa kaldırıyor enseden, koltuk altından, apış arasından, çorap içlerinden, ayakkabı içlerine kadar arama yapıyorlardı. Sıra bizim masaya geldi. Zeki’nin yüzü bembeyazdı. Polisin biri Zeki’nin belindeki tabancayı çekip çıkardı. İki polis Zeki’nin koluna girip götürdüler. Hepimiz birbirimize baktık.

Rıfat Ağbi:

— Eflatun, Zeki’yi kolay kolay salmazlar. Sen git söyle Lefter’e hiç olmazsa, karışık ızgaralar kalsın.

Yerimden kalktım Lefter’in yanına gittim:

— Izgaralar kalsın, dedim.

    Olmaz Eflatun Bey, ateşe attık bir kere, dedi. İçimden ‘yandık!’ dedim.

Eylül 2006 – Kaçak Yayın


Eflatun Nuri: BİZ HEYBELİDE...

Osmanbey matbaasının bir kanadı aralık kapısını biraz itip bahçeye girdim. Bahçenin orta yerindeki havuzun yanındaki tahta bankta mrettip Haşim Efendi oturuyordu. Bana doğru başını çevirdi:

—Şu kapıların menteşelerini yağlayın” diye belki on kez söyledim; kimse oralı olmadı. Valla eşşek gibi anırıyor, şu gıcırtıyı duyunca, gıcık oluyorum.

Gidip yanına oturdum. Evimden getirdiği yemeğini yemiş, sefertasını, kaşığını bir gazete kâğıdına sarıp, üzerinde yemek yediği örtüsündeki ekmek kırıntılarını havuza silkeledi. Kalan ekmek parçasıyla birlikte herşeyi örtüye koyup bağladı, filesine yerleştirdi. İçini yırtarcasına öksürmeye başladı!

— Haşim amca şu sigarayı bırak artık, dedim.

— Sigaradan değil oğlum!

— Ya neden, üşüttün mü yoksa?

— Yok be! Nasıl söyliyeyim bilmemki günahı boynuna. Rıfat Bey’i iyi kalpli, hâşâ evliya gibi bir adam; ama bu güzelim insan biliyoruz, verem, verem de bulaşıcı bir hastalık. Mürettiphane d e kimse onun yazılarını dizmiyor, yazılarını yazdığı kağıtlara bile dokunmuyorlar.

Onu seviyorum, ona değer veriyorum, çünkü o yazdığı yazılarla yoksul halkın acılarını dile getiriyor. Kelle koltukta, kendisini hiç düşünmeden, korkusuzca garibanları savunuyor. Benim için onun yazılarını dizmek şereftir, onun duyuyorum. Bana: “Sen ayvayı yedin Haşim! O adam, o kağıtlara yazı yazarken öksürüyor, tıksırıyor, sonra sen o kağıtlardaki yazıları dizerken verem mikrobunusoluyorsun!” diyorlar. Valla ben aldırış etmiyorum, ama tedbiride aldım!

Ne de olsa evde çoluk çocuk var. Tabağımı, çanağımı, bardağımı, havlumu kendime ait ne varsa ayırdım. Allah seni inandırsın, üç aydır çocuklarımı kucağıma alamıyorum, onları öpemiyorum, ama sakın yanlış anlama hiç de hişman değilim. Nereden inceyse oradan kopsun, dedi.

Haşim Amca’nın sağ elinin matbaa boyasının hiç çıkmadığı simsiyah üç parmağına gözüm takıldı, o üç parmağıyla yıllardır ters harfleri, sağdan sola kelimeleri, cümleleri, satırları sol elindeki kumpasa dizerdi. Biraz evvel havuza silkelediği ekmek kırıntılarını kapışan kırmızı balıkları seyrettim.

Emektar mürettip Haşim Amca yanımdan sessizce kalkmış gitmişti!..

Başım önümde merdivenleri çıktım, odaya girdim. Pencerenin kenarındaki masa boştu.

Mim Uykusuz’la gözgöze geldik, bana:

— Rıfat Ağbi’yi sabahleyin Heybeli adaya gönderdik, dedi.

Yanındaki sandalyeye çöktüm.

— Geçen seferki gibi mi?

— Aynen öyle, gece çok öksürmüş, sabah kalktığında bakmış yastık kan içinde; matbaaya telefon etmiş, Haşim Efendiyle, Cavit’i aldım, otele gittik, onu toparlayıp Cavit’le beraber Adalar vapuruna yetiştirdik. Biz Haşim Efendi’yle döndük. Biliyorsun Cavit’in eniştesi Heybeli Sanatoryumu’nda onbeş yıllık hademe, doktorları cebinden çıkarır, her zaman o yardımcı oluyor zaten, iyi yerde torpilimiz var; ama Allah düşürmesin.

Aziz ağbi ortalıklarda yoktu, Uykusuz’a;

— Yahu Haşim Amca’yla, biraz evvel bahçede havuzun başında beraberdik, bana Rıfat Ağbi hakkında hiçbir şey söylemedi!

— Onu biliyorsun, böyle durumlarda herkeze yardım için koşar; ama oturup “şunu yaptım, bunu yaptım” diye anlatmaz. Yalnız bir tarafı var, çok kuruntulu yahu! Otele giderken Cavit’e “Ben de çok öksürüyorum, bir ggün eniştene götür bakalım ciğerlerin durumu nedir?” demez mi? Bana bak! Aziz Ağbi geliyor, ayak sesinden tanıdım, o adımlarını kısa atar, çabuk çabuk yürür!

Uykusuz’un yanından kalktım karşı odaya gidip masama oturdum. Çekmeceyi açıp dün başladığım yarımkalan karikatürümü çıkardım. Aziz Ağbi odaya girdi koltuğunun altındaki deri çantasını benim masam da açtı, çantanın içinden bir tomar kağıt çıkarıp bana uzattı.

- Bunları oku, dört beş tane vinyetyapıp,bu sayı içinde üç karikatür yap, bakalım sayfalar da boşluklar kalırsa, aralara da yarın birşeyler sıkıştırırız, dedi. Yüzü sarıydı, yorgun gözüküyordu, masasına oturup, başını iki elinin arasına aldı:

— Başım çatılyor yahu, tüm gece yazı yazdım, ama allah kahretsin, yediğim birşey mi ne dokundu? Üşüttüm mü acaba?

Bir karın ağrısı, bir karın ağrısı, bu kadar olur, bir taraftansancıdan kıvranıyorum, bir taraftan yazı yazmaya çalışıyorum, bir taraftan da helaya koşuyorum!

Sonra masasından fırlayıp, koşar adım odadan çıktı. Biraz sonra elinde büyük bir bardakla geldi, masasın aoturdu, bana gülerek baktı:

— Ulan senin yüzünden oldu bu iş, dün getirdiğin incirlerden oldu, demin aklıma geldi, bir sepet incir yedirdin bana!

— Ben bir sepet inciri ye mi dedim Ağbi ya? Bir de Osman Bey’e, Orhan Ağbi’ye, Mefkür’e ayırdığın inirleri deyedin, en aşağı yirmi çay da içitin incirlerin üzerine tabii ondan olmuştur.

— Ama incirler de yenmiyecek gibi miydi? Ben böyle iri incir ne gördüm ne de yemiştim!

— Bu incir ağacını halamın kızının kocası Mecit Efedi’nin Sarayı’nın bahçesinde görmüş; bir dal kırıp bahçe kapısının yanına ekmiş. O gün de Hamininem camiye gidecekmiş, bastonunu bulamamış, gözü evin yanındaki incir dalını görmüş, onu çekip çıkarmış, baston gibi kullanarak camiye gitmiş, eve döndüğünde eniştem ona; “Kapının yanına incir ektiydim onu gördün mü?” diye sorunca, Hamininem de elindeki sopayı gösteriyor. “Bu mu?” deyince. Eniştem de avazı çıktığı kadar, “Be bunak kocakarı, onu sarayın bahçesindnen getirdim o Sultan Selim inciriydi.” diye bağırınca, Hamininem de: “Senin diyneyine kalmadım!” deyip gidip bahçe kapısının yanındaki eşelenmiş yere, incir dalını sokuyor. Şimdi görseniz koskoca bir ağaç oldu.

— İnanılır gibi değil, demek incirin bir dalını kırıp toprağa sokunca tutuyor! Şaşılacak şey!

- Yalnız Şubat ayı içinde ekmek gerekiyor Aziz Ağbi.

— Demek milletin ocağına inci dikmek bu kadar kolaymış, dedi.

Sonra önündeki bardağı başına dikti, bardağı masanın ucuna koyarken:

— Bu bizim kahveci varya adam bu işi biliyor! Bana nane limon kaynattı, valla bıçak gibi kesti mide ağrımı, ohhh!.. Dünya varmış!

Biraz sonra ‘Nazım Hikmet’ dergisini çıkaran bir gurup üniversiteli genç odaya girdi. Aziz Ağbi onları gülerek karşıladı:

— Oto! Ne haber gençler oturun bakalım, dedi. Gençlerden biri:

— Aziz Ağbi biz yarın Rıfat Ilgaz’ı ziyarete gideceğiz, durumu kötüymüş yine Heybeli Ada Sanatoryumu’na yatırmışlar, sizden de bir mesaj iletmek istiyoruz; ama dargın olduğunuzu biliyoruzbuna da hepimiz çok üzülüyoruz!

— Valla çocuklar hastaneye kaldırıldığını sizden öğreniyorum, haberim yoktu. Yahu ben ona küs değilim, o benimle konuşmuyor!

Üç ay evvel bizim Mefkür’e: ‘Marko Paşa’daki taşlamalarımı derler d e, ‘Aziz Name’ adında bir kitapçık yapalım,” dedim, o da sağolsun paldır küldür kitap hazırladı. Biz kitabı bastırdık, eşe dosta bu arada Rıfat Ilgaz’a da imzalayıp verdim. Bir kaç gün sonra Rıfat bana geldi, allak bullaktı sinirli bir tavırda, ‘Aziz Name’ kitabını elinde sallıyarak, “Bu kitapta benim yazdığım taşlamalar da var, bunları kendine maletmen, senin gibi bir adama yakışır mı?” diye bağırdı, kitabı masaya atıp odadan çıktı gitti. Konuşmama fırsat vermedi. Ben hapisteyken bir süre benim yerime taşmaları o yazmıştı, tabii Mefkür de ne yapsın? Taşlamaları imza  da atmıyorduk, ben de gözden geçirmedim, vaktim yoktu. Sonra bütün kitapları dağıtımdan alıp, giyotin de doğrattim.

Gençler gitmek üzereydi, Aziz Ağbi;

— Ben onu çok severim, çok üzüldüm geçmiş olsun, sağlıklı bir şekilde aramıza dönmesini dilerim, selamlarımı söyleyin, dedi.

Bir hafta sonra Beyoğlu’na yolum düştü. Çiçek pasajına girdim, arkadaşlardan birine belki rastlarım diye sağa sola bakınarak arka kapıdan çıktım. Görünürlerde kimse yoktu. Nevizade sokağına saptım, hemen soldaki Lefter’in meyhanesine “bir uğrayalım,” dedim.  Kapıdan içeriye bir adım attım atmadım, içerden Özdemir Asaf’ın;

—Eflatun buraya gel, diye bağırdığını duydum. Dipte köşe Orhan Kemal, Sait Faik, Özdemir Asaf oturuyorlardı. Ben de bir sandalye çekip oturdum.

Orhan Kemal omzuma elini koydu:

— Hayrola Eflatun geçen gün burada rehin kalmış sınız ne iş bu? Meyhaneni sahibi beni görünce, elinde rakı kadehi gülerek masamıza gelip oturdu:

— On beş yirmi gün evvel Rıfat Ilgaz, Zeki Özkan, Vedat Akın, Zafer Sülek buraya geldiler. Şu orta masaya oturdular. Zeki Bey yanıma gelip, “Masayı donatın tüm hesap benden” dedi. Dediği gibi masayı donattık. Hepsi içki olarak ayrı ayrı şeyler söylediler, rakı şarap, votka, bira masaya geldi. Sıcaklar söylendi, bardaklar yeni doldurulmuştu ki, kapı açıldı içeriye bir sürü polis doldu. Arama, tarama yapıyorlardı. Zeki Bey’in üzerinden bir tabanca çıkmaz mı? İki polis hemen koluna girip alıp götürdüler. Biraz sonra Rıfat Ilgaz Eflatun’un kulağına bir şeyler söyledi. Eflatun bana gelip: “Izgaralardan vazgeçtik!” dedi. Ben de “Ateşe attık,” dedim. O da elini yanağına koyup ‘Yandık’ diyerek masaya döndü. Hâlbuki ızgaraları ateşe atmamıştık, olabilir, insanlık hâli bu, sonra sevdiğim değerli insanlar bunlar, tabii aramızda para sorun olmaz, ben ızgaraları ateşe attırdım. Onlara çaktırmadan bakıyordum. Zafer Sülek hariçi, hiçbiri ne içkiye ne de mezelere dokunuyordu. adeta taş kesilmişlerdi. Yanlarına gidip, “Yahu hesabı dert etmeyin, soğuklar aynen duruyor, hadi canlanın yer açılsın, birer buçuk ızgaralar yolda geliyor,” dedim. Masada gülüşmeler takılmalar oldu. Herkez neşe içindeydi, şişelerin boşu gidiyor, dolusu geliyordu! Orhan Kemal, Sait Faik’e.

— Yahu sen oradasın Rıfat’a bir uğrasana durumu nasıl?

— Daha dün yanındaydım, iyi gördüm. Yanına da Osman Bey matbaasından mürettip Haşim Efendi’yi yatırmışlar, o da veremmiş...


Ekim 2006 Kaçak Yayın

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 17/5/2009 - Rıfat Ilgaz / Filmografi

Rıfat Ilgaz Filmografi

Karartma Geceleri (1990)

Yönetmen: Yusuf Kurcenli
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Yapım: 1990, Türkiye, 105 dk.
Oyuncular: Tarik Akan, Bulent Bilgic, Nurseli Idiz

Hababam Sınıfı Güle Güle (1981)

Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Yapım: 1981, Türkiye, 78 dk.
Oyuncular: İlyas Salman, Adile Naşit, Mehmet Ali Erbil, Ayşen Gruda, Şevket Altuğ, Yaprak Özdemiroğlu, Savaş Dinçel, Fulya Özcan, Hüseyin Kutman, Osman Cavcı, Özden Özgürdal
 


Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor (1978)

Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Kartal Tibet
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Yapım: 1978, Türkiye, 85 dk.
Oyuncular: Münir Özkul, Şener Şen, Adile Naşit, Sevket Altuğ, Ahmet Arıman, İlyas Salman, Muharrem Gürses, Aciz Cem Gürdap, Perran Kutman, Sevda Aktolga

Hababam Sınıfı Tatilde
(1977)

Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Müzik: Melih Kibar
Yapım: 1977, Türkiye
Oyuncular: Münir Özkul, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Feridun Şavlı, Adile Naşit, Şener Şen, Ahmet Arıman, Ergin Orbey, Filiz Bozkurt, Sevda Aktolga, Sevtap Erdemli, Ayşen Gruda

Hababam Sınıfı Uyanıyor
(1976)

Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Müzik: Melih Kibar
Yapım: 1976, Türkiye, 78 dk.
Oyuncular: Münir Özkul, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Şener Şen, Adile Naşit, Muharrem Gürses, Ergin Orbey, Ahmet Sezerel, Şevket Altuğ

Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı
(1975)

Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Müzik: Melih Kibar
Yapım: 1975, Türkiye
Oyuncular: Münir Özkul, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Tarık Akan, Şener Şen, Adile Naşit, Feridun Şavlı, Ergin Orbey, Muharrem Gürses, Semra Özdamar

Hababam Sınıfı
(1974)

Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap), Umur Bugay
Müzik: Melih Kibar
Yapım: 1975, Türkiye
Oyuncular: Münir Özkul, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Tarık Akan, Şener Şen, Adile Naşit, Feridun Şavlı, Ergin Orbey, Muharrem Gürses, Semra Özdamar, Ayşen Gruda, Cem Gürdap, Akil Öztuna

                                                   Rıfat Ilgaz / AlsahBlog
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 17/5/2009 - YORGUN DUDAKLI KADINLAR

YORGUN DUDAKLI KADINLAR

 

anladın demek

yorgun dudaklı kadınlar

geceyi emzirir üstünde

memesinde utancın

utancı gül ağlıyor

çok renkli ışıklar

arsız gürültüsü kentin

bitmeyen hesaplar için

ayıbını sağıyor çağın

 

onların omuzbaşlarında dünya

yorgunluğunu ağlıyor

tükenmez döl yorgunluğudur

geceye küfrü onların

ellerinde çok çiçekler açtı

her yüreği bir bahar sandılar

çok su verdiler iplikten güllere

çocukken başladılar sınanmaya

ömür boyu sınandılar

 

ayıplı çocuklar iz bıraktı gül memelerde

meret geceler hep gözlerine tünedi

elleri yüreğine yabancı

yüreği ellerine

gülüşleri katı korkunç

öfkeyi biliyor onlar şimdi

 

Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 51)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 12/5/2009 - KASTAMONU GÖLKÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARININ 2009 BULUŞMASI

KASTAMONU GÖLKÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARININ 2009 BULUŞMASI

TARİH: 20-21 Haziran 2009 YER: KASTAMONU        

SAAT:  PROGRAM:

10.00 Buluşma Halk Eğitimi Ek Binası (23 Ağustos İlköğretim Okulu Bahçesi).

11.00 Atatürk ve Şerife Bacı Anıtına Çelenk Konulması

11.15 – 12.30 Şehir İçi gezi

13.00 – 14.00 Öğle Yemeği ( Göl Anadolu Öğretmen Lisesi )

14.00 – 15.30 Eski Okulun gezilmesi

15.30 Söyleşi  (Jandarma Tabur Komutanlığı Konferans Salonu)

19.30 Toplu Akşam Yemeği  (Öğretmen evi)

AlsahBlog

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 25/3/2009 - "Meraklısına..." Attila İlhan Şiirleri

Meraklısına..." Attila İlhan Şiirleri
Kategori: Siir

YAMYAM KADINLAR

bunlar felaket kadınlardır
meme uçları fena saldırır
burunları yok gözleri kanlı
vurdukları yerden toz kaldırır
ölçüye sığmaz boyları posları
halattan farksız boyun kasları
öpüştün mü dudaklarını doğrar
hoyrat çenelerinin makasları
kırbaç dilleri bir tutam alev
ağızları ejderha iştahları dev
çiğ adam yedikleri görülmüştür
bre kan dökerler kahpelik görev
kelle kazıtılmış simsiyah dazlak
dişleri arasında bıçak
ölüm bilmezler yedişer canlı
canavarlardır çırılçıplak
tırnak uzatmışlar elleri pençe
ucundan kan damlar gündüz gece
etine değmesinler sırtın üşür
okşadılar mı aynı işkence
sırtlan uluyunca akşamları
açlıktır azdırır yamyamları
yiyecek insan ararlar
karanlığa vurup tamtamları

(BÖYLE BİR SEVMEK / 1977)



JİLET YİYEN KIZ

o kızı nerede nasıl görsem
aklımı başımdan alır ağzı
saçları şıra köpüğü desem
kaşları bıçak izi kırmızı
yakut pulları mı/bu ne görkem
kanlı gözbebeklerindeki yazı
beni nasıl büyüledi bilmem
kirpikleri örümcek kırmızı
kızıl demirden bir ünlem
salınması yangın yalazı
korkmasam öpmeye eğilsem
dişleri elektrik kırmızı
çarpılmışım başım sersem
sevdim jilet yiyen kızı
göğsündeki kumrulara değsem
gagaları zehirli kırmızı
içerse kezzap içer/hem
sarhoş da olmaz/azıp bazı
yasak bölgelerine insem
tüyleri ısırgan kırmızı
gece gündüz tek düşüncem
kasıklarımdaki ince sızı
artık kimseyle sevişemem
anladım sevişmek kırmızı
jilet yiyen kız merih'li gecem
birlikte bulacağız belâmızı
sonumuz kuşkusuz cehennem
kırmızı kırmızı kırmızı

(BÖYLE BİR SEVMEK / 1977)


PORNO

boybos tamam ağzı bütün diş
tevahür bir kadın bol memeli
hayli genç kız dudağı çiğnemiş
çok erkek ağzına girmiş dili
yüksekkaldırım'da fahişeymiş
şaşı mustafa'nın yalancısıyım
hüneri dört kişiyle sevişmekmiş
ikisi kadın olacak ince belli
yok canım yoksulluktan düşmemiş
yaradılışı kahpe ruhu işveli
galiba hiç kimse başedememiş
şaşı mustafa'nın yalancısıyım
gözlüklü bir velet aklını çelmiş
şiir meraklısı biraz fakülteli
artık sabah akşam yolunu gözlemiş
mübarek kadın değil gözyaşı seli
gelince sanki oğlunu severmiş
şaşı mustafa'nın yalancısıyım
anlayamadım gitti bu nasıl iş
bre bunlardan hangisi deli
hangisi hangisinin kanına girmiş
kim kimin neresine kilitli
bu filmi kim yazmış kim çevirmiş
şaşı mustafa'nın yalancısıyım

(BÖYLE BİR SEVMEK / 1977)

ÜÇGEN

bir gece nevin çizmeli
gözleri pala parıltısı
kırbaca sarılmış eli
mümkün değil anlaşılması
burun delikleri titrek
aynasının önünde kadın
oya'nın yatağında erkek
bir sabah nevin sonbahar
kirpiklerinde kırağı
sevdiği oğlanı hatırlar
öpüştükleri sokağı
göğüsleri avuçlarında
vücutları kenetlenmiş
fosforlu meme uçlarında
şehvet eflatun bir yemiş
bir gün mavi bir yağmurda
nevin oya'yla buluşur
sevdiği erkeği unutur da
oya'da erkekliğini bulur
bir gece ay karanlık
kollarında delikanlının
nevin'in üstünde yosmalık
nice kadından kadın
bir gün toz pembe bulutlar
buğular ısınmış denizden
birden nevin'i unuttular
oğlanla oya sevişirken
yalnızlıkla çarpıştı nevin
katlanması zor bir işti
arasında dişilikle erkekliğin
tuttu bir hançerle sevişti

(BÖYLE BİR SEVMEK /1977)


RAST 'ZENCİ' PEŞREVİ

- 3º. fokur fokur
oda yanmaz suya batmaz nîce câdudur bu
necâti


vahşi orman karanlığından oyulmuştur
tutam tutam bulutları yiyen zenci kadın
soğan zarı ter yürümüş kazıtılmış kafasına
omuzlarının gücü yıldızları yukarda tutuyor
memeleri ele avuca sığmaz bir yılan
simsiyah saldırırlar hem hoyrat hem yırtıcı
dolup ağzına bir teki bir yiğidi boğabilir
yerle bir eder bir vuruşta dal gibi bir kızı
sinsice pusuya yatmış memelerinin arkasında
kirpiklerinden kanlı kızıl bir ateş sızıyor
memeleri sanki erkekliğidir ayağa kalkmış
az sonra fokur fokur sütünü tükürecek

(KORKUNUN KRALLIĞI / 1987)


AYIP RESİMLER


- 1°.
ateşten köpekler yalıyor
sütlü meme uçlarını
zebaniler kazımış cehennem yalazı saçlarını
azrail gelir
nefes nefese teslim alır elbet
yanardağ ağzı cinselliğinden
kazığa çakılmış kadını
- 2°.
camların ardında çınar
camlardan yemyeşil yığılan güneş ışığı
acı sarı bir arı vızıldar
vurup kendini o duvardan bu duvara
kadının bütün gözleri ışık bulaşığı
erimiş gümüş mü dökülmüş
öyle parıltılı ve yoğun
tırnaklarının yaldız güneşi yansıtıyor
parmaklarını kımıldattıkça
sanki alüminyum
kadının pençelerinde oğlan çocuğu
on üç yaşlarında ancak
sarışın akça pakça
soyulmuş muz dersiniz
kokulu ve yumuşak
kadının altın dişleri her yanına batıyor
her değdiği yeri yakarak soluğu
dilinden kulak içlerine
ışık zerrecikleri bırakarak
kadın iri çekme burunlu
kırkına yakın
çıplak
ışık sızıyor hücrelerinden ter yerine
körpe erkekliğini kapmış oğlanan
- kendini tutmasa -
koparıp yutacak

(KORKUNUN KRALLIĞI / 1987)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 15/2/2009 - Arşiv 2006: AlsahBlog/SarıYazma

AlsahBlog/SarıYazma

• Arşiv

28/10/2006: M.EMİN DEĞER / RIFAT ILGAZ'IN ŞİİRİNDE YERELDEN EVRENSELE İNSANIN MACERASI / BİLDİRİ ÖZETİ
27/10/2006: 11 yıl önce bugün yitirdiğimiz şair, yazar Rıfat Ilgaz halkını aydınlatan bir fenerdi
27/10/2006: Rıfat Ilgaz ve Hababam Sınıfı
27/10/2006: 2004 CİDE RIFAT ILGAZ... FESTİVALİ ARDINDAN...
26/10/2006: RIFAT ILGAZ ÇOCUK EDEBİYATI “ROMAN” YARIŞMASI
26/10/2006: RIFAT ILGAZ ÇOCUK EDEBİYATI “ROMAN” YARIŞMASI
20/10/2006: RIFAT ILGAZ ŞİİRİNE BİR YAKLAŞIM / BİLDİRGE ÖZETİ / AYTEN MUTLU
20/10/2006: RIFAT ILGAZ'IN ŞİİRİNDE YERELDEN EVRENSELE İNSANIN MACERASI / BİLDİRİ ÖZETİ / M. EMİN DEĞER
20/10/2006: RIFAT ILGAZ'IN ROMANINDAN ANADOLU PANORAMASINA / BİLDİRİ ÖZETİ / HATİCE EMEL DİNSEVEN
20/10/2006: RIFAT ILGAZIN ŞİİRİ'NE KISA BİR YOLCULUK / BİLDİRİ ÖZETİ / MEHMET AYDIN
20/10/2006: RIFAT ILGAZ VE TİYATRO / BİLDİRGE ÖZETİ / METİN BORAN
20/10/2006: FESTİVAL 2005'TEN KALANLAR
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU / BİLDİRGE YAZARLARI
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU / KATILANLAR 2
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU / KATILANLAR1
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU Basında Yankıları 1
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU Basında Yankıları 1
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU Basında Yankıları 1
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU Basında Yankıları 1
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU Basında Yankıları 1
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU Basında Yankıları 1
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU Basında Yankıları 1
20/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU Basında Yankıları 1
20/10/2006: ...Albüm 5/ B)
20/10/2006: ...Albüm 5/ A)
20/10/2006: ...Albüm 4/B...
20/10/2006: ...Albüm 4...
20/10/2006: ...Albüm 3...
20/10/2006: ...Albüm 2...
20/10/2006: Sempozyum Foto Albüm 1/B...
20/10/2006: Sempozyum Foto Albüm 1/A...
20/10/2006: ________
19/10/2006: RIFAT ILGAZ SEMPOZYUMU 10-12 MAYIS 2006
19/10/2006: Başlıksız
19/10/2006: RIFAT ILGAZ SEMPOZYUMU 10-12 MAYIS 2006
19/10/2006: (Sempozyum 1. Gün...
19/10/2006: RIFAT ILGAZ'IN "SAZINI ÇALANA" ŞİİRİ / KASTAMONU-AÇIKSÖZ GAZETESİ- 1928
19/10/2006: SEÇME ŞİİRLER / RIFAT ILGAZ
19/10/2006: SEÇME ŞİİRLER / RIFAT ILGAZ
19/10/2006: RIFAT ILGAZ SEMPOZYUMU 10-12 MAYIS 2006
19/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU 2
19/10/2006: RIFAT ILGAZ 2006 - KASTAMONU SEMPOZYUMU 1
5/10/2006: Sevkuthan N.Karakaş / Muazzez İlmiye Çığ
5/10/2006: Zeycan İLHAN / Cide'de Rıfat Ilgaz ve Cumok...
Türk tiyatrosu yasta: Metin And öldü
MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER
Homeros'u yaşatan vadide: Bornova
Ankara'dan emir gelince kutlanamayan bir Hıdırellez...
“Pes Etmek Yakışmaz Bir Şairin Karısına”
SEVENLERİ REHA MAĞDEN’İ UNUTMADI
MEDENİYETE YÜRÜYÜŞ’E DEVAM
ÖNER YAĞCI İLE “Roman AşKıyla” ÜZERİNE SÖYLEŞİ
CANA AKDAL’IN ŞİİRLERİ
‘Vefa hâlâ sözlüklerdeymiş”
AYDIN DOĞAN İLE HAKKI ÖZKAN ÜZERİNE
2008 ÜMİT KAFTANCIOĞLU ÖYKÜ ÖDÜLÜ
Aydın Hatipoğlu ile 1960 Kuşağı Üzerine
YAYINCILIK EMEK İŞİDİR
GİDE GİDE CİDE 2005 2 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
GİDE GİDE CİDE 2005 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
İlgaz sempozyumu kitap ve CD oldu
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden
Hababam melodisini yitirdi
Ata'nın masrafı zorla karşılandı
“Kadıköy Nefes Aldığım Yer / KADİR İNCESU
Gideros`a gidince gözler kapalı bakmalı her şeye
Tulum Hayri vefat etti
Rıfat Ilgaz adına meslek yüksekokulu
31/8/2006: HASAN AKARSU / BİR DÖNEM ROMANI OLARAK "SARI YAZMA"

30/8/2006: ADNAN ÖZYALÇINER / ŞİİRİNDE MİZAH MİZAHINDA ŞİİR OLAN BİR YAZAR RIFAT ILGAZ
30/8/2006: MİNE ÖZGÜR / YÖRESELDEN EVRENSELE YOLCULUK: RIFAT ILGAZ'IN YAPTILARINDA KASTAMONU'NUN ETKİSİ
30/8/2006: RIFAT ILGAZ 11. ÖLÜMYILDÖNÜMÜNDE TBMM’DE ANILDI!..
30/8/2006: DENİZ SOM / CİDE ESİNTİSİ
30/8/2006: EVRENSEL GENÇLİK / MEHMET RIFAT ILGAZ
30/8/2006: Doğan Hızlan / Hababam Ruhunun Şiirsel Yüzü
30/8/2006: RIFAT ILGAZ / TÜRKÇEMİZ
30/8/2006: Mümtaz SOYSAL / Yeniden Büyük Taarruz
30/8/2006: KADİR İNCESU / LOGOSU RIFAT ILGAZ OLAN GAZETE: YENİ CİDE POSTASI
16/8/2006: ALİ NAZLI / RIFAT ILGAZ ŞİİRİNDE MİZAH ÖGELERİ
16/8/2006: ALİ ŞAHİN / GİDE GİDE CİDE
16/8/2006: SARI YAZMA VE RIFAR ILGAZ'IN "SARI YAZMALI"SI
16/8/2006: BARIŞ CANOĞUL / RIFAT ILGAZ SICAKLIĞI
16/8/2006: ALİ ŞAHİN / RIFAT ILGAZ VE CİDESİ
15/8/2006: SERVER TANİLLİ / RIFAT ILGAZ'IN ŞİİRİ
15/8/2006: Ali NAZLI / RAHİME KAPTAN
Türk tiyatrosu yasta: Metin And öldü
MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER
Homeros'u yaşatan vadide: Bornova
Ankara'dan emir gelince kutlanamayan bir Hıdırellez...
“Pes Etmek Yakışmaz Bir Şairin Karısına”
SEVENLERİ REHA MAĞDEN’İ UNUTMADI
MEDENİYETE YÜRÜYÜŞ’E DEVAM
ÖNER YAĞCI İLE “Roman AşKıyla” ÜZERİNE SÖYLEŞİ
CANA AKDAL’IN ŞİİRLERİ
‘Vefa hâlâ sözlüklerdeymiş”
AYDIN DOĞAN İLE HAKKI ÖZKAN ÜZERİNE
2008 ÜMİT KAFTANCIOĞLU ÖYKÜ ÖDÜLÜ
Aydın Hatipoğlu ile 1960 Kuşağı Üzerine
YAYINCILIK EMEK İŞİDİR
GİDE GİDE CİDE 2005 2 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
GİDE GİDE CİDE 2005 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
İlgaz sempozyumu kitap ve CD oldu
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden
Hababam melodisini yitirdi
Ata'nın masrafı zorla karşılandı
“Kadıköy Nefes Aldığım Yer / KADİR İNCESU
Gideros`a gidince gözler kapalı bakmalı her şeye
Tulum Hayri vefat etti
Rıfat Ilgaz adına meslek yüksekokulu

2008
Ekim 2008
Eylül 2008
Haziran 2008
Nisan 2008
Ocak 2008

2007
Aralık 2007
Ekim 2007
Eylül 2007
Temmuz 2007
Haziran 2007
Mayıs 2007
Mart 2007
Ocak 2007

2006
Ekim 2006
Ağustos 2006
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 1/10/2008 - Türk tiyatrosu yasta: Metin And öldü

Kategori: HaberIzlenim

Türk tiyatrosu yasta: Metin And öldü

01/10/2008

Geleneksel Türk tiyatrosu üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Prof. Dr. Metin And yaşamını yitirdi

  

İSTANBUL - Geleneksel Türk tiyatrosu üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Metin And dün gece vefaat etti.

Karagöz, kukla, orta oyunu, minyatür, halk dansları, ritüeller gibi konularda sayısız araştırması, makalesi bulunan kültür tarihi profesörü And, nüktedan kişiliğiyle ve öğrençcilerinin fotoğraflarını çekmesiyle tanınıyordu. 81 yaşında vefat eden And geçen yılki Yirmialtıncı İstanbul Kitap Fuarı'nın da onur yazarıydı.

 

METİN AND KİMDİR?

17 Haziran 1927'de İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni (1946), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni (1950) bitirdi. Öğrencilik yıllarında beş yıl İstanbul Belediye Konservatuvarı'na devam ederek Ferdi von Statzer'den piyano dersleri aldı. Yüksek lisans yapmak için Londra'ya, daha sonra bale, opera ve tiyatro eğitimi için Rockefeller Vakfı bursuyla New York'a gitti. Bir süre Kavaklıdere Şarapları'nda yöneticilik yaptı. Yazı yaşamına edebiyat, opera ve bale eleştirmenliği ile başladı. Forum dergisini ve yayınlarını yönetti. Ulus gazetesinde 15 yıl boyunca tiyatro eleştirileri yazdı. Kuruluşundan itibaren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde otuz yılı aşkın bir süre öğretim üyesi olarak çalıştı ve 1994'te emekli oldu. Emeklilikten sonra Boğaziçi ve Bilkent üniversitelerinde üçer yıl "Kültür Tarihi" dersleri okuttu. Amerika, Almanya ve Japonya'da konuk öğretim üyesi olarak dersler verdi. Ayrıca Amerika, Sovyetler Birliği, Çin ve Ortadoğu ülkelerinde konferans turnelerine çıktı. Radyo programları hazırladı, belgesel film senaryoları yazdı. Geleneksel Türk tiyatrosunun kökenleri, etkileşimleri ve kültürel boyutları üzerinde uzmanlaştı. Batı etkisiyle gelişen Türk tiyatrosunun dönemlerini belgelere dayalı bir yöntemle araştırdı. Karşılaştırmalı tiyatro araştırmalarının öncülerinden biri oldu. Bazıları yabancı dillerde olmak üzere 50 kadar kitap, 1500 kadar bilimsel inceleme, tanıtma-eleştiri yazısı ve ansiklopedi maddesi kaleme aldı. Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü (1970), Türkiye İş Bankası Bilimsel Araştırma Ödülü (1980), Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü (1983), Fransa Hükümeti'nin "Officier de l'ordre des Arts et des Letres" nişanı (1985), İtalya Cumhurbaşkanı'nın "Şövalyelik" nişanı (1991), Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü (1998) gibi ödül ve nişanlar aldı.

 

ESERLERİ

Gönlü Yüce Türk. Yüzyıllar Boyunca Bale Eserlerinde Türkler (1958), Kırk Gün-Kırk Gece. Eski Donanma ve Şenliklerde Seyirlik Oyunlar (1959), Dionisos ve Anadolu Köylüsü (1962), Bizans Tiyatrosu (1962), Türk Köylü Oyunları (1964), Geleneksel Türk Tiyatrosu. Kukla-Karagöz-Ortaoyunu (1969), Meşrutiyet Döneminde Türk Tiyatrosu (1908-1923) (1971), Tanzimat ve İstibdat Döneminde Türk Tiyatrosu (1839-1908) (1972), Oyun ve Bügü. Türk Kültüründe Oyun Kavramı (1974), "Osmanlı Tiyatrosu". Kuruluşu-Gelişimi-Katkısı (1976), Dünyada ve Bizde Gölge Oyunu (1977), Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları (1982), Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu (1983), Geleneksel Türk Tiyatrosu. Köylü ve Halk Tiyatrosu Gelenekleri (1985), 16. Yüzyılda İstanbul. Kent. Saray. Günlük Yaşam (1994), Minyatürlerle Osmanlı İslâm Mitologyası (1998), 40 Gün 40 Gece. Osmanlı Düğünleri-Şenlikleri-Geçit Alayları (2000).

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 30/9/2008 - MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER

Kategori: Tartisma

MEB İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN 100 TEMEL ESER

 

A. İLKÖĞRETİM İÇİN 100 TEMEL ESER

 

    1.  Dede Korkut Hikayeleri (İlköğretim İçin Uyarlama)

    2.  Mevlana’nın Mesnevisinden Seçme Hikayeler

    (İlköğretim Çocukları İçin Seçme Hikayeler)

    3.  Karagöz ile Hacivat (İlköğretim İçin Seçme Hikayeler)

    4.  Vatan Yahut Silistre (Namık Kemal)

    5.  Ömer’in Çocukluğu (Muallim Naci)

    6.  Gulyabani (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

    7.  Şermin (Tevfik Fikret)       

    8.  Altın Işık (Ziya Gökalp)

    9.  Yalnız Efe (Ömer Seyrettin)  

    10. Çocuk Şiirleri (İbrahim Alaaddin Gövsa)

    11. Hep O Şarkı (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

    12. Peri Kızı ile Çoban Hikayesi (Orhan Seyfi Orhon)

    13. Uluç Reis(Halikarnas Balıkçısı-Cevat Şakir Kabaağaçlı)

    14. Damla Damla (Ruşen Eşref Ünaydın)

    15. Bağrıyanık Ömer (Mahmut Yesari)

    16. Domaniç Dağlarının Yolcusu (Şukufe Nihai)      

    17. Evvel Zaman İçinde (Eflatun Cem Güney)

    18. Cumhuriyet Öncesi Yazarlardan Çocuklara Hikayeler

    (Mehmet Seyda)         

    19. Gururlu Peri (Mehmet Seyda)  

    20. Akın (Faruk Nafiz Çamlıbel)      

    21.  Havaya Uçan At (Peyami Safa)    

    22.  Benim Küçük Dostlarım (Halide Nusret Zorlutuna)

    23.  Sevdalı Bulut (Nazım Hikmet)    

    24.  Kuklacı (Kemalettin Tuğcu)      

    25.  Yer Altında Bir Şehir (Kemalettin Tuğcu)

    26.  Arif Nihat Asya’dan Seçme Şiirler (Arif Nihat Asya)

    27.  Sait Faik Abasıyanık’tan Seçme Hikayeler

    28.  Koçyiğit Köroğlu (Ahmet Kutsi Tecer)

    29.  Az Gittik Uz Gittik (Pertev Naili Boratav)

    30.  Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (Cemal Süreya)

    31.  Çocuklara Şiirler (Vehbi Cem Aşkun)

    32.  87 Oğuz (Rakım Çalapala)

    33.  Yonca Kız (Kemal Bilbaşar)

    34.  Bitmeyen Gece (Mithat Enç)

    35.  Halime Kaptan (Rıfat Ilgaz)

    36.  Gümüş Kanat (Cahit Uçuk)

    37.  Vatan Toprağı (Mükerrem Kamil Su)

    38.  Barbaros Hayrettin Geliyor (Feridun Fazıl Tülbentçi)

    39.  Eşref Saati (Şevket Rado)

    40.  Nasreddin Hoca Hikayeleri (Orhan Veli)

    41.  İnci’nin Maceraları (Orhan Kemal)

    42.  Allı ile Fırfırı (Oğuz Tansel)

    43.  Tiryaki Sözleri (Cenap Şahabettin)

    44.  Keloğlan Masalları (Tahir Alangu)

    45.  Billur Köşk Masalları (Tahir Alangu)

    46.  Osmancık (Tarık Buğra)

    47.  Balım Kız Dalım Oğul (Ceyhun Atuf Kansu)

    48.  Falaka (Ahmet Rasim)

    49.  Bir Gemi Yelken Açtı (Ali Mümtaz Arolat)

    50.  Üç Minik Serçem (Necati Cumalı)

    51.  Memleket Şiirleri Antolojisi (Osman Atilla)

    52.  Ülkemin Efsaneleri (İbrahim Zeki Burdurlu)

    53.  Anılarda Öyküler (İbrahim Zeki Burdurlu)

    54.  Aldı Sözü Anadolu (Mehmet Önder)

    55.  Göl Çocukları (İbrahim Örs)

    56.  Miskinler Tekkesi (Reşat Nuri Güntekin)

    57.  Tanrı Misafiri (Reşat Nuri Güntekin)

    58.  Ötleğen Kuşu (Halil Karagöz)

    59.  Arılar Ordusu (Bekir Yıldız)    

    60.  Yankılı Kayalar (Yılmaz Boyunağa)    

    61.  Yürekdede ile Padişah (Cahit Zarifoğlu)   

    62.  Serçe Kuş (Cahit Zarifoğlu)

    63.  Bir Küçük Osmancık Vardı (Hasan Nail Canat)

  

    -HAZIRLATILACAK ESERLER-

    64. Tekerlemeler

    65. Türkçede Deyimler

    66. Türk Atasözlerinden Seçmeler

    67. Türk Bilmecelerinden Seçmeler

    68. Türk Ninnilerinden Seçmeler

    69. Türkülerden Seçmeler

    70. Türk Manilerinden Seçmeler

   

    -DÜNYA EDEBİYATI-

    71. Küçük Prens (A. de Exupery)

    72. Şeker PortakaIı (Jose Mauro de Vasconcelos)

    73. 0liver Twist (Charles Dickens)

    74. Alice Harikalar Ülkesinde (Lewis Carrol)

    75. Gülliver’in Gezileri (Swift)

    76. Define Adası (Robert Louis Stevenson)

    77. Robin Hood (Howard Pyle)

    78. Tom Sawyer (Mark Twain)

    79. Ezop Masalları

    80. Andersen Masalları I-II

    81. Üç Silahşörler (Alexander Dumas)

    82. La Fontaine’den Seçmeler (La Fontaine)

    83. Pinokyo (Carlo Collodi)

    84. 80 Günde Devr-i Alem (Jules Verne)

    85. İnci (John Steinbeck)

    86. Beyaz Yele (Rene Guillot)

    87. Peter Pan (James Matthew Barrie)

    88. Uçan Sınıf (Erich Kastner)

    89. Yağmur Yağdıran Kedi (Marcel Ayme)

    90. Ölümsüz Aile (Natalie Babbitt)

    91. Yaşlı Adam ve Deniz (Ernest Hemingway)

    92. Mutlu Prens (Oscar Wilde)

    93. Şamatalı Köy (Astrid Lindgren)

    94. Momo (Michael Ende)

    95. Heidi (Johanna Styri)

    96. İnsan Ne ile Yaşar (Leo Tolstoy)

    97. Sol Ayağım (Christy Brown)

    98. Hikayeler (Anton Çehov)

    99. Değirmenimden Mektuplar (Alfonse Daudet)

    100. Pollyanna (Elaanor Porter)

 

*******************************************************

 

B. LİSELER İÇİN 100 TEMEL ESER


  TÜRK EDEBİYATI

  1. M. Kemal Atatürk - Nutuk
  2. Kutadgu Bilig'den Seçmeler
  3. Dede Korkut Hikayeleri
  4. Yunus Emre Divanı'ndan Seçmeler
  5. Mevlana-Mesnevi'den Seçmeler
  6. Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler
  7. Divan Şiirinden Seçmeler
  8. Halk Şiirinden Seçmeler
  9. Evliya Çelebi - Seyahatnamesi'nden Seçmeler
  10. Kerem ile Aslı
  11. Samipaşazade Sezai - Sergüzeşt
  12. Halit Ziya Uşaklıgil - Mai ve Siyah
  13. Hüseyin Rahmi Gürpınar - Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç
  14. Ahmet Rasim - Şehir Mektupları
  15. Ahmet Hikmet Müftüoğlu - Çağlayanlar
  16. Ömer Seyfettin - Hikayelerden Seçmeler
  17. Mehmet Akif Ersoy - Safahat
  18. Ahmet Haşim - Bize Göre
  19. Yahya Kemal Beyatlı - Eğil Dağlar
  20. Yahya Kemal Beyatlı - Kendi Gök Kubbemiz
  21. Abdulhak Şinasi Hisar - Boğaziçi Mektupları
  22. Ruşen Eşref Ünaydın - Diyorlar ki
  23. Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Kiralık Konak
  24. Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Yaban
  25. Refik Halit Karay - Memleket Hikayeleri
  26. Refik Halit Karay - Gurbet Hikayeleri
  27. Halide Edib Adıvar - Sinekli Bakkal
  28. Halide Edib Adıvar - Mor Salkımlı Ev
  29. Reşat Nuri Güntekin - Anadolu Notları
  30. Reşat Nuri Güntekin - Çalıkuşu
  31. Falih Rıfkı Atay - Çankaya
  32. Falih Rıfkı Atay - Zeytindağı
  33. Faruk Nafız Çamlıbel - Han Duvarı
  34. Nazım Hikmet - Memleketimden İnsan Manzaraları
  35. Şevket Süreyya Aydemir - Suyu Arayan Adam
  36. Memduh Şevket Esendal - Ayaşlı ile Kiracıları
  37. Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
  38. Peyami Safa - Fatih - Harbiye
  39. Nihad Sami Banarlı - Türkçe'nin Sırları
  40. Ahmet Hamdi Tanpınar - Beş Şehir
  41. Ahmet Hamdi Tanpınar - Sahnenin Dışındakiler
  42. Samiha Ayverdi - İbrahim Efendi Konağı
  43. Necip Fazıl Kısakürek - Çile
  44. Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf
  45. Ahmet Kutsi Tecer - Şiirler
  46. Ahmet Muhip Dıranas - Şiirler
  47. Aşık Veysel - Dostlar Beni Hatırlasın
  48. Orhan Veli - Bütün Şiirleri
  49. Cahit Sıtkı Tarancı -Otuzbeş Yaş (Bütün Şirleri)
  50. Kemal Tahir - Esir Şehrin İnsanları
  51. Orhan Kemal - Eskicinin Oğulları
  52. Sait Faik Abasıyanık - Kayıp Aranıyor
  53. Sait Faik Abasıyanık - Hikayelerinden Seçmeler
  54. Halikarnas Balıkçısı - Aganta Burina Burinata
  55. Kemal Bilbaşar - Cemo
  56. Samim Kocagöz - Kalpaklılar
  57. Tarık Buğra - Küçük Ağa
  58. Necati Cumalı - Tütün Zamanı
  59. Rıfat Ilgaz - Karartma Geceleri
  60. Orhan Hançerlioğlu - 7. Gün
  61. Fakir Baykurt - Kaplumbağalar
  62. Faik Baysal - Drina'da Son Gün
  63. Abbas Sayar - Yılkı Atı
  64. Haldun Taner - Hikayelerinden Seçmeler
  65. Oğuz Atay - Bir Bilim Adamının Romanı
  66. Aziz Nesin - Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
  67. Sabahattin Kudret Aksal - Gazoz Ağacı
  68. Yusuf Atılgan - Anayurt Oteli
  69. Cemil Meriç - -Bu Ülke
  70. Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil - Gençlerle Başbaşa
  71. Naki Tezel - Türk Masalları
  72. Salah Birsel - Boğaziçi Şıngır Mıngır
  73. Bahattin Özkişi - Sokakta

  DÜNYA EDEBİYATI

  74. Beydeba - Kelile ve Dimne
  75. Eflatun - Devlet
  76. Platon - Sokrates'ın Savunması
  77. Sadi - Gülistan
  78. Cervantes - Don Kişot
  79. Balzac - Vadideki Zambak
  80. Viktor Hugo - Sefiller
  81. Goethe - Faust
  82. Daniel Daefo - Robinson Crusoe
  83. Dostoyevski - Suç ve Ceza
  84. Gogol - Ölü Canlar
  85. Turgenyev - Babalar ve Oğullar
  86. Tolstoy - Savaş ve Barış
  87. Gustav Flaubert - Madam Bovary
  88. Charles Dickens - İki Şehrin Hikayesi
  89. Knut Hamsun - Açlık
  90. Jack London - Beyaz Diş
  91. Rabindranath Tagore - Gora
  92. Ernest Hemingway - Çanlar Kimin İçin Çalıyor
  93. William Faulkner - Ses ve Öfke
  94. İvo Andriç - Drina Köprüsü
  95. Panait İstrati - Akdeniz
  96. John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar
  97. M Selimoviç - Derviş ve Ölüm
  98. Cengiz Dağcı - Onlar da İnsandı
  99. Cengiz Aytmatov - Beyaz Gemi
  100. Cengiz Aytmatov - Gün Olur Asra Bedel (Gün Uzar Yüzyıl Olur)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 30/9/2008 - Homeros'u yaşatan vadide: Bornova

Kategori: Gezi

Homeros'u yaşatan vadide: Bornova

Bilinen en eski adı 'Birun-u Abad' olan Bornova'da yerleşim Helenistik çağda başlamış. Amazonlar, Hititler, İonlar, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bergama Krallığı ile Romalılar bu bölgede hüküm sürmüş ve yaşamışlar. Levantenlerden kalma köşkleri, yeşil dokusu ve üniversitesiyle birden fazla vizyonu içinde barındıran kent Bornova'ya davet ediyoruz sizleri...

Emre Döker

Cumhuriyet / Gezi- İşgal edildiği gün, bir ulusun “kurtuluş” savaşını başlatan ve kurtulduğu gün o ülkenin kurtuluş savaşını bitiren dünyadaki tek şehirdir İzmir. 86 yıl önce 9 Eylül sabahı Büyük Komutan Mustafa Kemal Atatürk, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı sonlandırmak için dürbünle Belkahve’den İzmir’i seyrediyordu. Süvariler Bornova’dan kente giriş yaparken, yeni bir tarih yazılıyor ve emperyalistler “geldikleri gibi” gidiyordu. İşte Kurtuluş Savaşı’nın son durağı İzmir’in kurtuluşu için Büyük Komutan, Bornova Belkahve’den izlemişti İzmir’i. Bir çok Rum, Fransız, Alman, İngiliz’in yaşadığı Bornova, Kurtuluş Savaşı’nda yaşadığı “gurur”la, atılımlarına devam ediyor. Yunan mitolojinin İlyada ve Odysseia’ın derleyicisi Homeros’un da bölgede yaşadığı bilinirken, kentin 8 bin 500 yıllık tarihe dayandığı Bornova Yeşilova’da yapılan kazılarda ortaya çıktı. Buradan da anlaşılacağı üzere Bornova, İzmir’i aşarak dünyaya uzanan ilçe konumunda bulunuyor.

Levantenlerden kalma köşkleri, yeşil dokusu ve üniversitesiyle birden fazla vizyonu içinde barındıran kent Bornova’ya davet ediyoruz sizleri...

Bilinen en eski adı “Birun-u Abad” olan Bornova’da yerleşim Helenistik çağda başlamış. Amazonlar, Hititler, İonlar, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bergama Krallığı ile Romalılar bu bölgede hüküm sürmüş ve yaşamışlar.

1071 yılında Malazgirt Zaferi’yle Anadolu’ya adım atan Türkler, 1076 yılında Bornova’nın yönetimini Emir Çakabey’e vermişler. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra 15 Mayıs 1919’da Yunan işgaline uğrayan Bornova, 9 Eylül 1922’de Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türk Ordusunun Belkahve sırtlarından İzmir’e girmesiyle düşman işgalinden kurtulmuş.

Türkiye’deki ilk futbol karşılaşması da Bornova’da gerçekleştirilmiş.

1890 yılında İzmir’e gelen İngiliz denizcilerle İzmirli gençler arasında Bornova’da ilk futbol maçı yapılmış. Türkiye’nin ilk atletizm yarışmaları da yine Bornova’da gerçekleştirilmiş. Ülkedeki spora adeta öncülük eden Bornova, bu nedenle de sınırları içinde beş UEFA standartlarına uygun futbol sahası barındırıyor. Ege Üniversitesi içindeki olimpik ölçülerde yüzme havuzu ve yine üniversite içindeki, atletizm sahası da ilçenin yıllardır sporla nasıl içli dışlı olduğunu gösteriyor.

İlçede yaşamaya karar verenler için üniversite kampüsü tam bir spor alanı. Yeşil dokusuyla kampüs spor yapmak isteyenler için değişilmez adres olarak göze çarpıyor. Kampüs içinde basketbol, futbol, atletizm, tenis sahaları bulunuyor. Bunun yanında üniversite öğrencileri için spor salonu da yer alıyor.

Manisa yolu üzerinden Bornova’ya ulaşılabiliyor. Kentteki tek metronun son durağı da Bornova’ya geliyor.

Bunun yanında belediye otobüsleri ve minibüsler de ilçeye rahatlıkla ulaşmanıza yardımcı olacaktır. Kent merkezinin kuzey doğusunda kalan Bornova, geçmiş dönemlerde “asude” dinlenme kentiyken 1955 yılında üniversitenin kurulmasıyla vizyonunun “eğitim” olarak belirlemiş.

Türkiye’nin sanayileşme atağına sessiz kalamayan kentte, 1960’lı yıllarda sanayi tesisleri de bir bir artmaya başlamış. Körfeze yakınlığı nedeniyle Bornova’da bu ağır sanayi tesislerini bünyesine çekmiş. Şimdilerde yoğun tartışmalara neden olan bu tesislerin kentin daha da uzağına taşınması gündemde.

Özellikle Naldöken bölgesi, taş ve çimento ocakları nedeniyle yoğun bir kirlilik yaşıyor. İlçede bazı köylerde hava kirliliği nedeniyle kanser oranlarında yoğun artış olduğu belirtiliyor. Süreç içinde sorunun aşılması için yerel yönetimler yoğun çaba harcıyor.

Verimli toprakları ile bilinen Bornova Ovası‘na 1932 yılında inşa edilen Ziraat Mektebi, 1955 yılında kurulan Ege Üniversitesi’nin çekirdeğini oluşturmuştur. Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Ege ve yurt çapında büyümesi ve gelişmesi Bornova’yı bir çekim merkezi haline getiren başlıca etkenlerden birisi. Üniversite etkeninin yanında iki büyük askeri birliğin de ilçe içinde konuşlandırılmış olması ve yakın çevresindeki iki hakim aksın (Kemalpaşa Ovası ve Işıkkent) sanayi bölgeleri olarak saptanması ve dört sanayi sitesinin yerleşim alanı içinde bulunması Bornova’nın gelişimine bugün ve gelecekte etki yapacak etmenlerin başında geliyor.

 

Homeros’un Vadi’si!

Kurtuluş Savaşı‘nda belki de en önemli rolü üstlenen İzmir, dünyada iz bırakmış bir çok ismin de yaşadığı yer olarak biliniyor. Özellikle Yunan duygu ve düşüncesinin ilk ürünleri olan İlyada ve Odysseia adlı destanlarının derleyicisi olan Homeros’un milattan önce sekizinci yüzyılda İzmir’de yaşadığı kabul ediliyor. Troya Savaşı‘na ilişkin söylenceleri toplayan İlyada’da, eski Yunanlıların gelenek ve görenekleri, dini ve felsefi inançları ve Çanakkale’nin tarihi coğrafyası hakkında önemli bilgiler yer alıyor.

Konusu, kuruluşu ve anlatım yöntemleri bakımından İlyada’dan farklı olan Odysseia’da ise Troya’nın yıkılışından sonra, yurdu İthake’ye dönmek üzere yola çıkan Akha önderlerinden Odysseus’un 10 yıl süren yolculuğu sırasında başından geçen olaylar anlatılıyor. İşte bu destanların derleyicisi olan Homeros’un yaşadığı kabul edilen mağaradan yola çıkarak kentin en prestijli mesire alana Homeros Vadisi yaşama geçirildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hem su baskınlarını önlemek, hem de kente yeni mesire alanları kazandırmak amacıyla Bornova Çayı yatağının aşağısında kalan bölümünde Homeros Vadisi Projesi’ni gerçekleştirdi. Dokuz tutucu bentten oluşan vadide, Homeros’un yaşadığı varsayılan bir mağara bulunduğu da belirtiliyor. İki tarafı ağaçlarla kaplı olan vadinin su kaynaklarının fazla olması nedeniyle göletler oluşturuldu. Vadide, yürüyüş yolları, koşu pistleri, bisiklet yolu, mini amfitiyatro, piknik alanları da yer alıyor. Yemyeşil doğasıyla özellikle hafta sonları İzmirlilerin uğrak yeri haline gelen Homeros Vadisi, ilerleyen yıllarda eksiklerin tamamlanmasıyla kentin prestij bölgelerinden biri olacağa benziyor.

 

8 bin 500 yıllık kent

İlçe son dönem tarih turizmle de adından söz ettirmek istiyor. İzmir uzun yıllar beş bin yıllık tarihi olduğu bilinse de ilçede yaşamın yapılan kazılarda tarihin 8 bin 500 yıl öncesine dayandığı anlaşıldı. Yeşilova’da Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Zafer Derin ve öğrencileri 2005 yılından bu yana çalışmalarını sürdürüyor.

Halen devam eden kazılarla birlikte İsveç’le yapılmak istenen “Time Travel” müzesi bölgenin tarih anlamında da çekim alanı olması için önemli bir adım olarak görülüyor. Yeşilova Höyüğü’nü Bornova Karacaoğlan Mahallesi, Işıkkent Kampüsü doğusunda, Bornova Anadolu Lisesi’nin güneybatısında Manda Çayı kıyısında yer alıyor.

 

İlçenin prestiji köşkler...

9 Eylül 1922 İzmir’in işgalden kurtuluşu sırasında Bornova’daki pek çok levanten köşk ve evleri Türk ordusu tarafından karargah olarak kullanılmış. Kurtuluş Savaşı‘ndan sonra Rum nüfusu Bornova’yı terk etse de bir kısım yaşamlarını bu bölgede sürdürmeye devam etmiş.

Bornova, Rum göçünden doğan nüfus kaybını zaman içinde Balkanlardan, Girit’ten ve Anadolu’dan aldığı göçlerle karşılamıştır. İlçede bu kozmopolit yapıdan ortaya İngiliz, Alman, Fransız ve Rum’ların kendilerine özgü oluşturdukları mimari kalmış.

Bir çoğu İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bornova Belediyesi ve Ege Üniversitesi tarafından restore edilen köşkler de tarih hala yaşıyor. Özellikle Bornova Meydan’da bulunan Murat Köşkü, kafeterya olarak işletiliyor. Yüksek çatılarıyla 150 yıllık mimariyi yaşatan Bornova’da üniversite kampüsünde bulunan Yeşil Köşk de, ağaçların arasında oturarak hem yemek yemek hem de içkilerini yudumlamak için en uygun yer olarak göze çarpıyor.

Bornova, tarihin akışı içinde değişik kültürleri konuk etmiş ve bu misyonunu halen sürdürüyor. Yakın geçmişten günümüze kadar özelliklerini yitirmeyen bazı tarihi köşk, ev ve yapıtları gezmeden ilçeden ayrılmamanızı öneriyoruz. Bornova’da 100 – 150 yıl arasında değişen bu mimari örneklerinden gezilmesi gerekenleri şöyle sıralayabiliriz, “Maltas Evi, Belhomme Evi, Paterson Köşkü, Steinbüchel Evi, Chamaud Evi, Charlton Wittal Evi, Well House, Edmund Giraud Evi, Donald Giraud Evi, Kanalaki Evi, Aliotti Evi, Murat Evi, Bari Evi, Pandespanian Köşkü, Paggy Köşkü, Yeşil Köşk, Bornova Büyük Cami, St. Maria Magdalena Protestan ve Santa Maria Katolik Kiliseleri.”

 

Kahvaltı için Çiçekli

İzmirliler haftasonları kahvaltılarını yapmak için genelde Çiçekli Köy’ü tercih eder. Bornova’dan Manisa yoluna doğru giderken, tabelaları takip ederek Çiçekli Köy’e ulaşabilirsiniz. Doğal özelliğini koruyan 13 köyü bulunan Bornova’da özellikle Çiçekli ve Yaka köyleri hem kahvaltı hem de doğa sporları için önemli bir yere sahip. Sıra sıra restoranlar da karşınıza ormanı olarak doğal ürünlerden oluşan kahvaltınızı yapabilirsiniz. Bunun yanında ATV safarilerler de son dönem buranın ilgi çeken aktivitelerinden.

Eğer bu bölgeye geldiyseniz, iki köyde de yer alan köpek çiftliklerini ziyaret etmenizi öneririz. Özellikle Golden Retriwer cinsi köpeklerin yavrularının masum duruşu, çiftlikleri, hayvan severler için gezi rotasına sokuyor.

Yaka Köyü girişinde bulunan Murphy Köpek Çiftliği’nde de neredeyse her çeşit köpek bulmak mümkün. Sadece satın almak için olmasa da, çocukların havyan sevgisi kazanması için gezilmesi gereken uygun çiftliklerden biri de bu çiftlik. Satın almasanız da çiftliğe girerek köpekleri sevebilmeniz de ayrı bir güzel uygulama...

 

Yatırımcıların gözdesi

İlçe son dönemde ekonomik anlamda büyük bir atak da yapmış durumda. İlçenin özelikle “boş” duran arazilerine ulusal ve uluslararası firmaların kurdukları mobilya ve tekstil mağazaları Yeşilova bölgesini hareketlendirdi. Forum Bornova ve İsveçli firma İKEA bölgeye gelmesi ekonomik olarak bölgenin canlanmasında önemli rol oynadı.

 

Yeşil Bornova

“İzmir’in akciğeri” olan Bornova’da son dört yılda bir milyon metrekarelik yeşil alan yapılması da bu sözü doğrular nitelikte, 110 park ve spor alanlarıyla geçmişteki “asude” dinlenme alanı kimliğini biraz olsun geri kazanmaya yaklaşan Bornova, ağır sanayinin yükünü sırtından atarak vizyonunda turizme ağırlık vermesi durumunda gelişime daha hızlı devam edeceğe benziyor.

Tarih, doğa ve özgün mimari belki de İzmir’de en çok Bornova’da görülüyor. Bu anlatılanlardan sonra İzmir’e gelip de Bornova’yı görmemek olmaz artık!

18 Eylül 2008
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Alşah Blog'larında Ara...

• 1/6/2008 - Ankara'dan emir gelince kutlanamayan bir Hıdırellez...

Kategori: Ani

Ankara'dan emir gelince kutlanamayan bir Hıdırellez...

Van'da geçen yıl 100. Yıl Üniversitesi'nde Hıdırellez'i kutlamaya karar verdik. Her şey hazırlandı. Pilav kazanlarını kuracağımız yoksul mahalleleri belirledik. Büyük kazanları Asayiş Kolordusu'ndan alacaktık. Bir de ne duyalım? Ankara'dan emir gelmiş ki, Hıdırellez yalnız valilikçe kutlanacak, başka hiçbir kurum veya grup, üniversite dahil, bu bayramı kutlamayacak...

06/05/2008 (971 kişi okudu)

İLHAN BAŞGÖZ (Arşivi)

6 Mayıs Hıdırellez gününü halkımız bahar bayramı olarak kutlar. Günün kutsallığı o gün Hızır ile Ilyas'ın buluşacağı inancından kaynaklanır. Hızır bir efsane kişisidir... Müslümanlık bunu Nebi düzeyine yükseltmiştir. Halk inanışı Ona Hızır Nebi adını vermiştir. Hızır Nebi özellikle suların, nehirlerin ve iklimin hakimidir. Onlara hükmeder. Değişık kılıklarda evleri ziyaret eder. Ona iyi davrananlarinm yiyeceği artar eksilmez. İlyas ise İsrailoğullarının peygamberi Eliyah'tır... Ölmemiş, göğe çekilmiştir. Bu iki kutsal insan her yıl 6 Mayıs günü buluşurlar. Bunun için 6 Mayıs kutsal bir gündür. Halk kırlara çıkar, yemekler pişer, eğlenir. Bu kutsal günde dilekler kabul edileceği için çeşitli etkinlikler yapılır...

İki yıl evvel Van'da bu törene katıldım... İki suyun birleştıği Köprübaşı sabahın seherinde bir bayram günü gibi idi. Kum üzerine insanlar dileklerini çizmişlerdi. Bunların arasında otomobil, ev resimleri çoğunlukta idi. Kuma çizilen duvaklı bir kadın resmi, hayırlı bir evlenme dileğini yansıtıyordu.

Halka ulaşma umudu
Geçen yıl Hıdırellez Bahar Bayramını Van 100 Yıl Üniversitesi'nde kutlamaya karar verdik. Bu, çok değişik bir kutlama olsun, Bahar Bayramı bir dostluk ve barış kutlamasına donüşsün istedik. Vereceğimiz dosluk mesaji, üniversiteyi çepeçevre kuşatan dikenli tellerin dışına çıkmalı ve Van halkına ulaşmalıydı... Öteki üniversitelerimiz gibi Van Üniversitesi de halka uzak durur. Üniversite Van merkezine 17 kilometredir. Ama bu uzaklık sadece konum uzaklığı değildir. Bir kültür uzaklığıdır da. Üniversite kendi içinde halktan kopuk bir kurumdur.

Kutlama için bir hazırlık komitesi kuruldu. Evvelki yıl Nevruz konusunda bir konuşma yaptığım ve halk gelenekleri ile ilgili olduğum için arkadaşlar beni komiteye başkan seçtiler. Yani işin ağırlığıni bana yüklediler. Rektör Yücel Aşkın'a düşüncemizi açtık, "Pek de iyi olur" dedi. Hazırlıklara başladık. Bir tebrik kartı hazırlatacaktık. Bunun desenini Resim Bölümü'ndeki arkadaşlar yapacaktı. Ben de kartın önüne, arkasına yazılması için, Yunus Emre'den iki dörtlük seçtim.
Hıdırellez'den bir gün evvel bir kız, bir erkek iki öğrencimiz ellerinde karanfillerle valiliğin ve belediyenin ileri gelenlerini, kolordu komutanlığını, siyası parti başkanlarını, belediye başkanını, gazeteleri, televizyon merkezlerini okul müdürlerini, muhtarları ziyaret edecek, birer karanfille beraber üniversitemizin dostluk mesajını ilgililere sunacaktı.
Halk kutlamalarında Hıdırellez günü bir pilav pişirilir. Adına Hıdırellez pilavı derler... Biz de iki yoksul mahallede iki büyük kazan kuracaktık. Etli bulgur pilavı pişirerek fakir fukaraya ikram edecektik... Adını da üniversitenin dostluk pilavi koymayı düşündük. Kazanların yanına da "pilavdan dönenin kaşığı kırılsın" yazacaktık. Et ucuz değilmiş. İki büyük kazan pilav için 2 milyar lira para gerekmiş. Ben Ankara ve İstanbul'daki dostlarıma telefon ederek bu hayırlı iş için 2 milyar lirayı sağladım.

Kötülüklere karşı sembolik eylem
Hıdırellez bayramında halkımız, eski yılın kötülükleri yeni yıla gaçmesin diye bazı sembolik eylemler yapar. Bahara yeni ve güzel duygularla girmek için eski hasırları, eski elbiseleri yakar. Ne hasırımız vardı yakacak, ne de eski elbisemiz... Başka bir sembolik eylem bulduk. Bayramın kutlanacağı Büyük Tiyatro salonunda kürsünün bir yanına siyah bezler uzerine uzunlamasına yazılmış yazılar asacaktık. Birinin üzerine tembellik, ötekine yalancılık, üçüncüye kindarlık yazacaktık. Kürsünün sağ tarafına kırmızı üzerine beyaz harflerle çalışkanlık, doğruluk ve sevgi yazılacaktı. İki taraftaki yazıların da üzeri kapalı olacaktı. Törenin sonuna doğru soldaki kötülüklerin üzeri açılacak, yazılar ek tek yere düşürülecekti... Perde arkasından tok bir ses, "Kötülükleri yaktık, ilkbahara sevgi ve güzelliklerle gireceğiz" diyecekti. Hemen ardından sağdaki yazılar açılacak, aynı ses şunları söyleyecekti: "Yüzüncü Yıl Üniversitesi bu güzel bahar gününde size ve memleketimizin bütün insanlarına sevgiler, dostluklar, sağlıklar ve esenlikler diler. Şimdi Anadolu Erenlerinin sevgi ve dostluk pınarı, Türkmen kocası Yunus Emreyi dinleyelim." Aynı ses, fonda yalın bir klarnet veya dokunaklı bir kaval sesiyle şu dötlükleri okuyacaktı:

Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Bir kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil.

Yetmiş iki millete
Bir göz ile bakmayan
Şerrin evliyasıysa
Hakikatta asıdır.


Böyle bayramlarda belediyeler yollara büyük bezler üzerine yazılmış dövizler asarlar. Bez parasından tasarruf için bayramdan sonra bunlar depoya konur, her yıl yeniden asıla asıla bayatlar, hiçbir etkisi kalmaz.. Ben belediye kültür müdürünü ziyaret ettim. Bu yazıları bizim hazırlamak istediğimizi, bez paralarını sağlayacağımızı, yazıları da resim bölümünden arkadaşların yazacağını söyledim. Kültür müdürü anlayış gösterdi, tamam. Yollara gerilecek askılar için oturup maniler yazdım. Halk şiiri ile çok uğraştığım için mani yazmak güç gelmez bana. Yazdığım dörtlüklerden bir kaçı şunlar:

Süphana varak kardaş
Ters lale derek kardaş
Din olan yerde kin olmaz
El ele verek kardaş
Kol kola girek kardaş.
Bahar indi göllere
Çiğdem çiçek dallara
Duşmanlıklar öldürür
Dostluk serpek yollara

Edremit Van'a bakar
Önünden Şamran akar
Van topragı bu kardaş
Çiçeği dostluk açar
Çiğdem kardaşlık kokar.

Balım Karakovan'dır
Yan bakma bura Van'dır
Van demek dostluk demek
Gerisi vallah yalandır


Her şey hazırlandı. Pilav kazanlarını kuracağımız yoksul insanların yaşadığı mahalleleri belirledik. Büyük kazanları Asayiş Kolordusu'ndan alacaktık. Heyecanla bekliyoruz. Bir de ne duyalım? Ankara'dan emir gelmiş ki, Hıdırellez Bayramı yalnız valilikçe kutlanacak, başka hiçbir kurum veya gurup, üniversite dahil, bu bayramı kutlamayacak. Yassahtır.
Pilavı kampusta pişirip ögrencilerimizle yememizde engel yokmuş.
Biz de öyle yaptık, ne yapalım emir büyük yerden ve de emir demiri kırar. Pilavımızı kampusta pişirdik ve yedik. Biraz buruktuk, ama bize de, öğrencilerimize de pilav pek tatlı gelmişti.

Prof. Dr. İlhan Başgöz: Van 100. Yıl Üniversitesi öğretim üyesi

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

"1940 Toplumcu Kuşağı" Şairlerinden Ve "Rıfat Ilgaz Arşivi"nden Seçilmiş Yazılar, Şiirler, Öyküler, Değerlendirmeler, Eleştiriler, Anılar, Etkinlikler...

Son yazılar

Eflatun Nuri: BİZ HEYBELİDE...
Rıfat Ilgaz / Filmografi
YORGUN DUDAKLI KADINLAR
KASTAMONU GÖLKÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARININ 2009 BULUŞMASI
"Meraklısına..." Attila İlhan Şiirleri
Arşiv 2006: AlsahBlog/SarıYazma
Türk tiyatrosu yasta: Metin And öldü
MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER
Homeros'u yaşatan vadide: Bornova
Ankara'dan emir gelince kutlanamayan bir Hıdırellez...
“Pes Etmek Yakışmaz Bir Şairin Karısına”
SEVENLERİ REHA MAĞDEN’İ UNUTMADI
MEDENİYETE YÜRÜYÜŞ’E DEVAM
ÖNER YAĞCI İLE “Roman AşKıyla” ÜZERİNE SÖYLEŞİ
CANA AKDAL’IN ŞİİRLERİ
‘Vefa hâlâ sözlüklerdeymiş”
AYDIN DOĞAN İLE HAKKI ÖZKAN ÜZERİNE
2008 ÜMİT KAFTANCIOĞLU ÖYKÜ ÖDÜLÜ
Aydın Hatipoğlu ile 1960 Kuşağı Üzerine
YAYINCILIK EMEK İŞİDİR
GİDE GİDE CİDE 2005 2 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
GİDE GİDE CİDE 2005 / GEZİ / ALİ ŞAHİN
İlgaz sempozyumu kitap ve CD oldu
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden
Basında Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları Arşivi'nden

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
AliŞahin'inBloknotu'ndan
Güldeste/ EnGüzelAtatürkŞiirleri/ Seçki
KastamonuNet (Blogcu)
ÖykülerÖykücüler
RomanYazıları
ŞiirlerŞairler
YedinciSanat
EdebiyatGündemi
SarıYazma/RıfatIlgazArşivi'nden
E-Edebiyat
Esintiler
ÇocukVeEdebiyatı
Esintiler'den...
UzunİnceBirYol
TaşköprüdenSesleniş
GündenGüne
E-EdebiyatBenimBlog
UmudaYolculuk
Taşköprü'nün Taş-köprüsü
DersimizEdebiyat2
DersimizEdebiyat

Kategoriler

Arkadaşlar

yeniedebiyat
alisahin37
hasan37
yedincisanat
guldeste
kastamonunet
oykuleroykuculer
romanyazilari
siirlersairler
ayassun
sevgidamlalari
handangokcek2
tulaybilgin
Nurşen Görşen
kaybolusculuk
sevilla
umitzeynep
esevcanca
gulcanca
emeginsanati
sahinsah
passions00
yeniguneturku
alsahindex
kalenderyemeksalonu
yorumsizin
http://alsahblog.blogcu.com/ Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:24
| Sonraki Sayfa