28 03 2012

ORHAN KEMAL'İN YAPITLARI Türk Gerçekçiliğinin Gelişmesinde Y

  ORHAN KEMAL'İN YAPITLARI   Türk Gerçekçiliğinin Gelişmesinde Yeni Bir Aşama/Svetlana Uturgauri Orhan Kemal adı (1914-1970) yalnız kendi ülkesinde değil, ülke sınırlarının çok ötesinde de tanınmaktadır. Orhan Kemal Sovyetler'de de çok iyi tanınan bir yazardır. Bu Türk yazarının ilk seçme öyküleri, Moskova'da 20 yıl önce yayınlanmıştır.(1) Onun yazdıklarını şimdi Azerbaycanlılar, Ukraynalılar, Gürcüler, Kazaklar, Latviyalılar ve Özbekler de kendi dillerinde okuyorlar. Orhan Kemal'in yapıtlarında bugün yaygın olan yabancılaşma sorununa ya da yalnızlık felsefesine değinilmiyor. Yazar, kendini biçimsel deneylere de kaptırmıyor. Bu düzyazı yazarının geleneksel gerçekçilik yaklaşımıyla yazdığı tüm yapıtlarında Türk emekçisinin, sönük, gündelik ya-şamından, onun yoksulluklarla dolu çevresinden, devrimci, ilerici bir sanatçının bilincinden ve ruhundan yükselen bir gerçeklik var. Orhan Kemal'in yapıtları, yalnız çevirmenlerin değil, Sovyetler, Polonya, Çekoslovakya, Bulgaristan ve Doğu Almanya'daki araştırmacıların da dikkatini çekmiştir. Son yıllarda, özellikle kendi ülkesi Türkiye'de Orhan Kemal hakkında çok yazı yazılıyor. Eleştirmenler ve yazarlar, Orhan Kemal'in yapıtlarının özelliklerini daha iyi anlamak ve ulusal edebiyattaki yerini saptamak için çalışıyorlar. Orhan Kemal'in edebiyatta asıl etkin olduğu dönem, 40-60 yılları, aynı zamanda Türk eleştirel gerçekçiliğinin estetik ve sanatsal olgunluk kazanmaya, belli başlı bir akım olarak kendini ortaya koymaya, astında ülke edebiyatının gelişmesini yönlendirmeye başladığı dönemdir. Toplumsal sorunsala karşı her zaman büyük bir ilgi be... Devamı

28 03 2012

La Fontaine'in Yazamadığı Masal / Aziz Nesin

La Fontaine'in Yazamadığı Masal  Hayvanlar, kendi aralarında, en zeki hayvan yarışması düzenlemişlerdi. Her hayvan, kendini hayvanların en zekisi sandığından, bu yarışmayı kazanacağını sanıyordu. Ama hepsi de yarışmanın birinciliğine iki güçlü aday olduğunu bilmekteydi; bu adaylardan biri tilki, biri de sansardı. Kurnazlıkta, zekada, bu ikisine üstün başka hiçbir hayvan yoktu. Bu yarışmayı ya biri, ya öbürü kazanacaktı. En zeki hayvan yarışmasının yapılacağı gün yaklaştıkça, yarışma birinciliğine iki güçlü aday olan sansarla tilki arasında korkunç bir rekabet başlamıştı. Bu iki zeki hayvan birbirlerine düşman olmuşlardı. Sansar tilkinin, tilki de sansarın kazanmaması için, elinden geleni yapıyordu. Sansar, - Tek tilki kazanmasın da, zarar yok, ben de kazanmamaya razıyım... diyordu. Tilki de, - Tek sansar kazanmasın da, kim kazanırsa kazansın... diyordu. Durum bu denli düşmanlığa varınca, sansarla tilki, en zeki hayvan yarışmasının birinciliği için başka bir aday aramaya başladılar. Öyle bir hayvan bulmalıydılar ki, zeka konusunda kendileriyle yarışa çıkamasın, onlara bir zararı olmasın, yani hayvanların en aptalı olsun. Araya araya buldular bu hayvanı: Öküz... Bir sabah sansar, yemyeşil bir çayırlıkta otlamakta olan öküzün yanına gidip, - Merhaba öküz kardeş, diye söze başladıktan sonra, öküzün zekasını övmeye başladı. Öküz büyük bir alçakgönüllülükle gülümseyerek, - Benimle alay mı ediyorsun sansar kardeş? dedi. Sansar, - Ne diye alay edecekmişim, dedi, hayvanların en zekisiyle alay etmek haddime mi kalmış... Sansar, öküzü hayvanların en zekisi olduğuna inandırmak için diller döktü. Bununla da yetinmeyip öbü... Devamı

28 03 2012

KOVALAK (GOVALAK)

  Gösteriş düşkünlerine kovalak (govalak) denir. Trakyalılar ise bunlara ‘kuvalak’ derler.   Kovalaklar sahip oldukları her şeyi hava atmak için kullanırlar.  Kısa yoldan karizmatik görünmenin peşindedirler. Uludağ Sözlük’te bir vatandaş kovalağı bir örnekle anlatmış: “Elektrikli süpürge kullanan cadıya kovalak denir.” Kovalaklar iyiliği hava atmak için yaparlar. Mesela durup dururken kahvehanede ocakçıya, “bu akşam çaylar kahveler benden” deyiverirler. Kovalakların parası çabuk tükenir, para tükenince babadan kalma tarlaları, arsaları, en son da oturdukları evi satarlar. Kovalakların satıp dağıtırken arkadaşları çoktur. Çevreleri onlardan üç beş kuruş  koparmak isteyen çıkarcılarla doludur. Bu çıkarcılar ona durmadan övgüler düzerler, ”son beş asrın en büyüğü sensin” türünden laflar ederler. Kovalaklar bu tür övgülerden çok hoşlanırlar, daha da havaya girer, daha çok dağıtırlar. Para pul, mal mülk bittiğinde ise kovalakların çevresinde kimse kalmaz. Kovalak biri başbakan olursa ne olur? Kovalak birinin başbakan olması çok tehlikelidir. Çünkü kovalıklığı devletin parasıyla puluyla, malıyla mülküyle ve de sahip oldukları yetkiyle bol keseden yaparlar. Mesela sınır boylarını sudan ucuza başka bir ülkeye kiralamaya kalkarlar. Limanları, sigara ve içki fabrikalarını, şeker fabrikalarını yabancılara, ya da eşe dosta peşkeş çekerler. Başka ülkelerdeki isyancıların önüne milyonlarca doları çuvallar içinde atıverirler. Egemen ülkelerin hatırı için ülkelerine füze kalkanı konulmasına izin verir, onlara yaranmak için, ... Devamı

28 03 2012

RIFAT ILGAZ'DAN ÖYKÜ: KURBAN KANI, TURŞU SUYU, ÖKSÜRÜK

  RIFAT ILGAZ (3 ÖYKÜ) KURBAN KANI TURŞU SUYU ÖKSÜRÜK KURBAN KANI İlk taksiti yatırdığım gün tâââ merdivenin alt başından seslendim bizimkine: «Salime, oldu bu iş! Altı aya varmaz içindeyiz!» Birinci ikramiye vurmuş bir piyango bileti gibi sallıyordum elimdeki makbuzu. Bir Köroğlu, bir Ayvazdık ama tam otuz beş yıldır kira evlerinde sürtmekten, ev sahiplerinin ağız kokusunu dinlemekten iflahımız kesilmiş, kanımız kurumuştu. Saymakla tükenmezdi çektiklerimiz... Kiracının, ev sahibi gözünde sinek kadar değeri, haysiyeti yoktur. Kapının önüne silkelenecek çöp tenekesinden farksız görür en hali vakti yerinde kiracısını bile. Şöyle rahat soluk alabildiğimiz bir apartıman katında bile ancak iki yıl oturabilmiş, bu musibet yere taşınmıştık. Burada rahat mıydık sanki? Daha ikinci ayında aklı başına sonradan gelmiş gibi hemen bir tahliye dâvası açmıştı. Bir sinir savaşıdır başlamıştı aramızda. Diken üstünde oturuyorduk sanki... Şu kadar yıl devlet kapılarında sürten bir memurdum. Cebimize henüz bir anahtar koyamamıştık ama, ilk taksidin makbuzunu koymuştuk ya... Bir kağıt parçasında bahçesi ile birlikte bir ev görecek kadar zengin bir hayal gücümüz olduğunu bu gece anlamıştım. Karım, bahçesinde ayçiçeği yetiştiriyor, sonra cayıyor, tavuk beslemeğe kalkışıyordu. Tek katlı olacaktı evimiz... İki oda... Bir mutfak..: Kooperatifin müdürü bilgili bir adama benziyordu. Açık kahverengi bir kâğıdın üstündeki parsellenmiş arsalara bakmış, bana, güneş gören bir ev vereceğini söylemişti. Demek bizim ev, doğuya karşı olacaktı. Arsalar satılır satılmaz hemen temeller kazılacaktı. Dediğine göre bu kış arsalar satılır, ilkbaharda temeller atılırdı, önüm&... Devamı

12 03 2012

Sahih Buhari Hadisleri

  Sahih Buhari Hadisleri Fasillar hadislerin kategorilerine göre tasnif edilmis halidir. Tikladiginiz basliklardan ilgili kategoriler ve hadisleri okuyabilirsiniz « geri 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50    ileri »   Fasil : KİTÂBÜ`L-VUDÛ` Konu : Misvak kullanmak Ravi : Huzeyfe b. el-Yemânî Baslik : MİSVÂK KULLANMANIN FAZÎLETİNE DÂİR HADÎSLER Hadis : "Nebiyy-i Mükerrem salla`llâhu aleyhi ve sellem gece kalkınca ağzını misvâk ile oğardı." dediği rivâyet olunuyor. HadisNo : 181     Fasil : KİTÂBÜ`L-VUDÛ` Konu : Büyüye hürmet;Misvak kullanmak ... Devamı

12 03 2012

MUSTAFA MUTLU: Yüz yıl önceye göre çok daha dindarız…

MUSTAFA MUTLU: Yüz yıl önceye göre çok daha dindarız…  |  görsel 1

  MUSTAFA MUTLU: Yüz yıl önceye göre çok daha dindarız… Haberler - Mustafa Mutlu 12 Mart 2012 İktidar partisi yöneticileri her fırsatta Cumhuriyet döneminde, özellikle CHP’nin tek parti iktidarında toplumun dinsizleştirildiğini ima ederek, “Dindar bir nesil yetiştirmeyi amaçlıyoruz” diyor… Meclis’teki yeni eğitim yasası ile ilgili görüşmeler sırasında söz alan bir milletvekili de önce, “CHP İslam’ı yasakladı” dedi, büyük tepki görünce bu kez “Yanlış söyledim, dini yasaklamadı, ezanı yasakladı” diyerek sözüm ona özür diledi! İşin ilginci CHP’den bir Allah’ın kulu da çıkıp, “Bu ülkede ezan yasaklanmadı. Sadece Türkçeleştirildi” diye itiraz etmedi… Benim hafta içinde konuyla ilgili yazım üzerine meslekten ağabeyim, eski Milletvekili Uluç Gürkan aradı ve Şevket Süreyya Aydemir’in hayatını anlattığı ‘Suyu Arayan Adam’ kitabını yeniden okumamı, özellikle de 86’ncı ve 89’uncu sayfalara dikkat etmemi önerdi. Tam 35 yıl önce okuduğum bu kitabı ne yazık ki kitaplığımda bulamadım. Hemen kitapçıya koşup, Remzi Kitabevi’nden çıkan 22. baskısını aldım. Okudukça hatırladım, hatırladıkça içim bir tuhaf oldu. *** Topraksız bir çiftçi ailesinin oğlu olan Şevket Süreyya, 1897 yılında Edirne’de doğmuş ve ailesinin özverisiyle iyi bir eğitim alıp öğretmen olmuş. Sonra yedek subaylığını meşhur Sarıkamış faciasına uğrayan 28’inci Tabur’da (bozgundan önce alaymış) yapmış… Bir yandan bitmek bilmeyen Rus baskınlarına direnirken, diğer yandan da öğretmenliğin verdiği sorumlulukla emrindeki askerleri eğitmeye soyunmuş… Ulu... Devamı

02 01 2012

Yaşar Kemal

  Yaşar Kemal Biyografi: Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden uzun bir göç süreci sonunda yerleştiği Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı biyografilerde 1923 olarak geçer. Ortaokulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. 1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu; 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. 1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar’ı yayımladı. Askerliğini yaptıktan sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı. 1950’de Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı. 1951’de salıverildikten sonra İstanbul’a gitti, 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzası ile fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek kırktan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed’i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez ... Devamı

02 01 2012

Yaşar Kemal

  Yaşar Kemal Biyografi: Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden uzun bir göç süreci sonunda yerleştiği Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı biyografilerde 1923 olarak geçer. Ortaokulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. 1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu; 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. 1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar’ı yayımladı. Askerliğini yaptıktan sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı. 1950’de Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı. 1951’de salıverildikten sonra İstanbul’a gitti, 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzası ile fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek kırktan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed’i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez ... Devamı

02 01 2012

Yaşar Kemal

  Yaşar Kemal Biyografi: Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden uzun bir göç süreci sonunda yerleştiği Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı biyografilerde 1923 olarak geçer. Ortaokulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. 1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu; 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. 1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar’ı yayımladı. Askerliğini yaptıktan sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı. 1950’de Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı. 1951’de salıverildikten sonra İstanbul’a gitti, 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzası ile fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek kırktan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed’i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez ... Devamı

02 01 2012

Yaşar Kemal’in Yörük Kilimindeki Nakışlar

  Yaşar Kemal’in Yörük Kilimindeki Nakışlar Pertev Naili Boratav Yaşar Kemal’in roman ve hikâyelerinin büyük bir çoğunluğu, romanlarının sanırım bir tanesi Deniz Küstü dışında hepsi, Anadolu’nun göçebe, yarı göçebe ya da yerleşmiş köylü insanlarının yaşamlarını anlatır. Olaylar Çukurova’da, Toroslar’da geçer; Güneydoğu Anadolu sahnesinin değiştiği pek seyrek: Ağrı Dağı Efsanesi’nde Doğu, Çakırcalı’da Batı Anadolu. Roman diyorum, ama Yaşar Kemal’in yazdıkları, beylik anlamı ile Roman’ın çerçevesi içine sığmayan şeyler; kimi kitaplarının başlıkları bile bunu haber veriyor: Ağrı Dağı Efsanesi, Binboğalar Efsanesi, Üç Anadolu Efsanesi, Köroğlu, Çakırcalı, Anadolu’nun efsane ve destan kahramanları olmuş kişileri; İnce Memed’in adını Yaşar Kemal, sanırım, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Ruhi Su’nun söyleyip yaydığı, sevdirdiği, “İnce Mehmed ne yaptıydım ben sana?” diye başlayan ve “Yüce dağ başında bir ulu kartal Açmış kanadını dünyayı örter Bazı yiğit vardır ölümden korkar Ben korkmam ölümden, er geç yolumdur” dizeleriyle tamamlanan ünlü “Dinar” türküsünden esinlenmiştir; konusunu işlerken de hikâyeye o türküde anlatılmayan, Çukurova ve Toroslar’ın bir “eşkıya destanı”nın enginliğini vermiştir. Yaşar Kemal (o zamanki adıyla Kemal Sadık Göğceli) ile tanışmamız, yanılmıyorsam, 1940 yıllarına çıkar. Adana’ya bir konferans vermeye gittiğimde ona rastlamıştım. O sıralarda okulu bırakmış, Çukurova’nın çeşitli yerlerinde ufak tefek işlerle (köy kâtipliği, arzuhalcilik... gibi) geçimini sağlıyor, bir yandan d... Devamı

02 01 2012

Türk Köy Romanı Bağlamında Yaşar Kemal

  Türk Köy Romanı Bağlamında Yaşar Kemal Güzin Dino Köy romanı mı vardır yoksa yalnızca köy izleğini işleyen romanlar mı? Roman türüne ve gelişimine ilişkin olarak Pikaro romanı, tarihsel roman, popüler roman, toplumsal roman, tezli roman, proleter romanı, vb. gibi olanaklı çeşitli sınıflandırmaların yanı sıra Türk romanı söz konusu olduğunda kendi öz nitelikleri bulunan, eksikliklerine karşın belli bir değeri de olan bir köy romanından söz etmek yararlıdır. “Yürekten gelen şiirle toplumsal ilişkilerin düzyazısı arasındaki çatışmayı dile getirmek için yaratılmış modern kentsoylu destanı” (Estetik); Hegel’in Batı romanı için verdiği ve daha sonra birçok kez ele alınan bu tanım belli bir ölçüde geçerliğini korusa da burada incelemek istediğimiz ve çerçevesini Anadolu topraklarıyla bu topraklarda oturanların oluşturduğu köy romanının Türkiye’de ortaya çıkışına uygulanması çok güçtür. Gerçekte Hegel’in tanımı pek uygun gelmezken, Stendhal’in romana ilişkin tanımı konuyu aydınlatır: “Yol boyunca gezdirilen ayna”. İşte bu durumda, roman aynası köy sorunsalını ortaya koyan Anadolu bozkırlarının geniş uzamlarında, yazgıları Batı romanının canlı konusunu oluşturan erkek ve kadınlarınkiyle hiçbir ortak yön taşımayan erkek ve kadınlar üstünde gezinir. Olgulara gelelim: Türkiye’de roman olarak adlandırılabilecek tür 1949-1950 yıllarından başlayarak köy kökenli ve çoğu Köy Enstitülerinden genç romancıların verdiği çok sayıda yapıtla ortaya çıkar. Aralarından ilki ve en ünlüsü olan Mahmut Makal Bizim Köy’ü yazacaktır: Bu yapıt yalnızca yazın alanında değil ama daha çok siya... Devamı

02 01 2012

Yaşar Kemal’i Okumak

  Yaşar Kemal’i Okumak Altan Gökalp Yetim, kekeme, tek gözlü: İskandinavların en görkemli tanrısı Odin’i niteleyen bu üçlü Türk destanlarındaki kahramanların da oluşumunda karşılaşılabilecek ve kahramanları güçlüler, düşmanlar ve doğaüstü güçlerle savaşıma girişmeye itecek “eksikliklerin” kökeninde yer alan bu özellikler, eşsiz bir yazar olacak olan Yaşar Kemal’de de bulunur. Kekemedir, ancak dilin en büyük ustalarından biri olur; tek gözlüdür, ancak olağanüstü bir imge ve renk yaratıcısı olur. Yetimdir ve bu yoksunluğun gizleri kişisel dostluklarından politikaya, savaşımlarından özellikle yazma dürtüsüne dek uzanan geniş bir alanda kavranabilir. Bir “ilk sahne” (scéneprimitive) olarak görülebilecek ve yazarın birçok kez andığı olayın ağırlığı bilinir.1 Üvey kardeşi, on yaşına kadar kekeme kalacak olan küçük Kemal’in gözleri önünde camide namaz kılmakta olan babalarını öldürür. Bu kardeşin sanki doğrudan Kutsal Kitap’tan çıkmış bir kökeni vardır: 1915’te Rus ordusunun Van gölü kıyılarına kadar ilerlemesinden kaçan ailenin izlediği yolun kenarında bulduğu kundak bezine sarılmış terk edilmiş bir bebektir. Baba olmadığından, sonradan ortaya çıkan Kabil benzeri bu üvey kardeşin gizi ve acı verici varlığı çok sayıda metinde sık sık ortaya çıkar: Yağmurcuk Kuşu bu baba öldürme eylemini bir “açıklama” çabasıdır. Levirlik (kayınalma) geleneğinde anne ölenin erkek kardeşiyle evlenir. Çok güçlü, buyurgan bir kadın, babanın yerini de dolduracak bir anne olacaktır. Babanın yokluğu, çalınmış çocukluk, Kabil ve Habil’in izleri ç... Devamı

02 01 2012

Söylenden Romana

  Söylenden Romana Tahsin Yücel Gelişmiş yazınların tarihini yüzeysel bir biçimde gözden geçirdiğimiz zaman bile “destandan romana doğru bir gelişim”den sözedilebileceğini görürüz. Ancak, hemen her zaman, bu gelişim bir dönüşümden çok, bir yer değişimi olarak çıkar karşımıza; bir başka deyişle, “destan” yavaş yavaş “roman” biçimini almaz, değişik yazın türleri arasında “destan”ın tuttuğu yere “roman” geçer. Örneğin, XVII. yüzyıl Fransa’sında, Homeros’un ve Vergilius’un büyüsüyle, destan yazın türlerinin en soylusu ve en görkemlisi olarak nitelenir; aynı ülkede, iki, üç yüzyıl sonra, birincil tür artık romandır, ama değişiklik türlerin dönüşümünden önce, kitlenin türler karşısındaki tutumunun dönüşümünden kaynaklanır. Hiç kuşkusuz, belli bir dönemden sonra, “koşuk”tan “düzyazı”ya doğru sürekli bir gelişim gözlemlenir, “düzyazı” “koşuk” karşısında sürekli alan kazanır. Ancak, yönelim ne denli güçlü olursa olsun, “dram” “tragedya”nın dönüşmüş bir biçimi değildir. Bu gözlemi doğru olarak benimsediğimiz anda da “destandan romana geçiş” deyimini bir “sıçrama” ya da bir “benzetme” olarak anlamamız gerekir. Neden mi? Destan, yazınsal bir tür olarak, olağanüstü gerçekle, söylenceyi tarihle harmanlayan ve önemli bir kahramanı ya da bir olayı yüceltmeyi amaçlayan uzun bir koşuk diye tanımlanır. Bu tanım da, bütün tanımlar gibi indirgeyici olmasına karşın, bizi şu sonuçlara götürür; 1... Devamı

02 01 2012

Yaşar Kemal’in Dil Toprağı

  Yaşar Kemal’in Dil Toprağı Emin Özdemir Yaşar Kemal’e seslenen bir şiirinde şöyle diyor Ceyhun Atuf Kansu: Yaşar Kemal yaylaların sözlüğü .... Ki sen doğadansın çiçekçedir anadilin .... Kalkıp bir gün Binboğa’nın dağlarından Türkçeyi bir çam ağacı gibi taşıyan değil misin Başkalarının yaz ateşine, sevinin nar ağacına. Ya bir kekikli kaya değil midir Ardında tüter Dadaloğlu’nun barutu Karışır sendeki özlemlerin yarpuz kokusuna. Gerçekten de “doğadan”dır Yaşar Kemal. Öykülerindeki, romanlarındaki dilin toprağını, doğadan devşirdiği öğeler oluşturuyor. O, salt yaylaların değil, ovaların, dağların, koyakların, düzlüklerin, büklerin, bataklıkların, sazlıkların sözlüğüdür. Ezberinde, bir başka deyişle yüreğindedir doğa. Hayvanlar, bitkiler, renkler, kokular, kısacası tüm canlı ve cansız varlıklar, Yaşar Kemal’in dil toprağında yer alır. Doğa, Yaşar Kemal’in sözvarlığını kuran, oluşturan bir etken değildir yalnızca. Sözvarlığının yanı sıra, anlatım örüntüsünü de büyük ölçüde etkiler. Doğayı kurdu kuşu, börtü böceği, bitkisi çiçeği, hayvanı insanıyla dilde sergileme isteği, iki yönden baskı altında tutar Yaşar Kemal’i. Bir yandan görme, işitme, tatma, koklama, dokunma duyularını tüm gücüyle kullanarak ayrıntıları seçmeye zorlar. “Yeşil”e, yeşil demekle yetinmez. Nasıl bir yeşil? “Zehir yeşili” mi, “çimen yeşili” mi, “şimşek yeşili” mi, “yosun yeşili” mi... olduğunu belirtir. Bu tutum, ayrıntı seçme ustası kılar Yaşar Kemal’i. Ayrıntıcı oluş, dilin söz dağarcığını da sürekli bir kirizmadan geçirmeye zorlar Yaşa... Devamı

02 01 2012

MARAŞ KATLİAMI DOSYASI

MARAŞ KATLİAMI DOSYASI |  görsel 1

MARAŞ KATLİAMI DOSYASI Suat Parlar KONTRGERİLLANIN SEÇİMİ: MARAŞ KATLİAMI (1) Bir devlet geleneğidir; II. Abdülhamit’le başlar. 1895’te Trabzon, Erzurum, Bitlis, Van, Harput, Sivas, Maraş ve Halep’te Ermeniler katledildi. Katliamları Osmanlı Devleti planladı yönlendirdi, yönetti...   "Katliamlar sabit bir saatte, çoğu kez sabah saat onbirde yada öğleyin başlıyordu. Önce çarşıya, ardından meskûn mahallere saldınlmaktaydı, Parola, önce cinayet sonra yağmaydı. Yakma yoluyla öldürme ve imhanın çok sık yinelenişi, geriye kalan tüm izleri yokettiği için bu yöntemin salık verildiği izlenimini bırakmaktadır. ”(Y. Temon, Ermeni Tabusu, Belge Yayınları) İdarî merciler, ender rastlanan bir kaç istisna dışında kayıtsız kalmışlar yada suça ortak olmuşlardır. Subaylar ve askerlerden bazıları katliam ve yağmalara katıldılar; subaylar, önemli Ermeni şahsiyetlerin listesini askerlerin eline veriyor ve böylece hiçbirinin kırımdan kurtulmamalarını sağlıyorlardı. Bu katliam geleneğini İttihat ve Terakki aynen sürdürdü. İttihat ve Terakki Cemiyetinin İzmir Katib-i Mesulü, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar şunları yazıyor: “İmparatorluğun tamamiyet ve vahdetini gizli, açık vasıtalarla tehdit eden iftirakçı (ayırıcı) Türk olmayan unsurlar... Hükümet normal faaliyeti dışında, Merkez-i Umumi 'deve Harbiye Nezareti'nde bir emri vafdinin zararlarını önleyici tedbirler için çalışıyordu. Harbiye Nezareti’ndeki gizli toplantıların başlıca konusu stratejik noktalarda kümelenmiş ve dış menfi tesirlere bağlı gayri Türk yığınakların tasfiyesi idi “ (Celal Bayar, Ben de Yazdım, C. 5., s. 1573) “Gayri Türk yığınaklar”, 1915 tehciri sırasında yasallaştırıl... Devamı

07 08 2011

EGELİ KADIN YAZARLAR PLATFORMU

EGELİ KADIN YAZARLAR PLATFORMU   EKYAZ TARİHÇE   Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ) 2003 yılında Ege’de yaşayan kadın yazarları bir araya getirmek amacıyla kuruldu. İlk toplantısını Maliye Lokalinde yapan grup,gündemdeki konulara eğildi.Bu toplantının haberi Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı. Mülkiye lokalinde yapılan ikinci toplantıyla bölgedeki kadın yazarlara ulaşılmaya çalıştı.İlk iki toplantı tanışma amaçlıydı. Aralık 2005 de Çiğli Belediyesinde yapılan toplantıyla düzenli ve programlı çalışmalarına başladı.Bu toplantıda medyanın toplumdaki olumsuz etkilerine eğilme kararı alınarak “Halkın Basın Yayın Denetimi Girişimi” başlatıldı. Başta “Dumansız” grubu olmak üzere pek çok sivil toplum grubunun da katıldığı bir imza kampanyası kotarıldı Bu güne dek çeşitli paneller, seminerler, etkinlikler düzenleyen EKYAZ’ın ilk moderatörü Mavisel Yener’dir.Daha sonra Sevgi Koşaner ve Gülseren Engin moderatörlük görevini yürütmüştür.Şimdi Vicdan Efe,bu görevi yürütmektedir.     ÜYE YAZARLAR AYŞE YAMAÇ AYTEN KAYA AZİME AKBAŞ YAZICI BELMA ALPER BUKET AKKAYA ÇİĞDEM ÜLKER DEVRİM KARASAR EMEL KAYIN EMİNE AZBOZ ESENGÜL KUTKAN ESME ARAS ESMA ZAFER ERTAN FİLİZ GÜLMEZ GÖNÜL ÇATALCALI GÜLSEREN ENGİN GÜLSEREN MUNGAN GÜLSÜM CENGİZ HARİKA KÜLÇÜR İNCİ GÜRBÜZATİK İNCİLA ÇALIŞKAN MELTEM RUSCUKLU NALAN YILMAZ NEŞE KAREL NEVİN KONUK NEVZAT SÜER SEZGİN NÜKET HÜRMERİÇ OYA USLU SAİME BİRCAN SEDEF KANDEMİR SEVİLAY UZTUTAN SUNA GÜLER TÜLİN ÇETİN BEKTAŞ VİCD... Devamı

07 08 2011

EKYAZ DAN 2 FARKLI ÖYKÜ KİTABI

EKYAZ DAN 2 FARKLI ÖYKÜ KİTABI     Kitaplarla ilgili açıklamalar aşağıdadır.     SAVUR SAÇLARINI EGE SAVUR SAÇLARINI EGE, EKYAZ’ın yani Egeli Kadın Yazarlar Platformu’nun bir proje kitabı. Projeyi EKYAZ grubuna sunan kişi, Gönül ÇATALCALI. Editörlük çalışmaları, Gönül Çatalcalı ve Hülya Soyşekerci’ye ait. Kitap, 2008 Nisan ayında Afrodisyas Sanat Yayınları’ndan çıktı. Kitabı Karacasu Eğitim Vakfı bastı. Savur Saçlarını Ege, belli bir izlek üzerine yazılmış 27 Egeli Kadın Yazarın öykülerinden oluşuyor. Öykülerin izleği EGE ve KADIN. Kitaba öykü veren EKYAZlı yazarlar: Zeliha Akçagüner, Buket Akkaya, Rakella Asal, Tülin Çetin Bektaş, Saime Bircan, İncila Çalışkan, Gönül Çatalcalı, Emel Denizaslanı, Sevim Korkmaz Dinç, Vicdan Efe, Gülseren Engin, Sultansu Esen, Handan Gökçek, Aysel Güntürkün, İnci Gürbüzatik, Emel Kayın, Seviye Merih, Esra Odman, Güzin Oralkan, Belma Özgün, Nesrin Özyaycı, Nevzat Süer Sezgin, Hülya Soyşekerci, Hüsnan Şeker, Zübeyde Seven Turan, Oya Uslu, Zehra Ünüvar. Bu kitapta, Ege ve kadının her yönden irdelendiği duyarlı ve eleştirel öyküler yer alıyor. Ege’nin çam kokan dağlarından Aydın Ovası’na, Bodrum’undan Demirci’nin dağ köylerine, İzmir’in Kordonboyu’ndan Tepecik semtine dek okurları uzun yolculuklara çıkarıyor yazarlar. Kimi öyküler emeği öncelerken kimi öyküler aşkı, kimileri de doğayı ve insan ilişkilerini, bu ilişkilerdeki küçük duyarlılıkları ön plana çıkartıyor. Kitap son yıllarda benzerlerini gördüğüm&... Devamı

06 08 2011

2011 TÜRK SİNEMASI’NDAN BİRKAÇ FİLM

2011 TÜRK SİNEMASI’NDAN BİRKAÇ FİLM   Atlıkarınca   Yönetmen İlksen Başarır Ülke Türkiye Tür Dram Vizyon Tarihi 1 Nisan 2011 (Türkiye) Süre 93 Dakika Dil Türkçe Senaryo Mert Fırat, İlksen Başarır Görüntü Yönetmeni Hayk Kırakosyan Yapımcılar Hazal Dut, Zeynep Günay Melemez Görüntü Renkli Web Sitesi www.atlikarincafilmi.com/yapim.html   Atlıkarınca filminin senaryosu, 47’nci Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü ve bu yılki festivalde filmin genç oyuncusu Zeynep Oral da Behlül Dal Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Filmin konusu ise; Erdem, Sevil ve çocukları Edip ve Sevgi’nin küçük bir kasabada süren yaşamları, Sevil’in annesinin felç geçirmesi sonucu İstanbul’a taşınmalarıyla değişmeye başlar. Aradan geçen on yıl içinde Edip yatılı okula gitmiş ve evden uzaklaşmış, Erdem ise hala her zaman ulaşmak istediği iyi bir yazar olma hayalinin peşindedir. Sevgi’nin ani bir şekilde değişen tavırlarını, içine kapanmasını ve mutsuzluğunu fark eden Sevil, evde yaşanan bazı olayları sorgular ve kapalı kapılar ardındaki karanlık sırrı keşfeder. Söylenemeyenler, çocuklukta açılan yaralar, suskunluklar bir gün çatlaktan sızmaya başlayınca oluşturduğu girdap da bütün aileyi paramparça eder. Erdem’in beklenmedik ölümü, bu cehennemden kurtulmaları için yeterli olacak mıdır? Yoksa ailenin her üyesi, hayatları boyunca tek başlarına taşımak zorunda kalacakları gerçeklerle baş başa mı kalacaklardır?   Güncelleme tarihi: 2011-04-03   Çınar Ağacı   ... Devamı

05 08 2011

ABANA FESTİVALİ'NE MUHTEŞEM AÇILIŞ

ABANA FESTİVALİ'NE MUHTEŞEM AÇILIŞ Festivalin 1. gününde saat 18.30 da Atatürk Anıtına Çelenk konularak resmen açıldı. Açılışa Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım da katıldı. Bndo Takımı eşliğinde İstiklal MArşı okundu. Daha sonra Özgürlük Anıtının açılışı yapıldı. Önceki yıllarda deniz kazasında vefat eden mustafa sarı' nın ailesi tarafından anıtın açılışı yapıldı. Burada duygulu anlar yaşandı. Meydanda oluşturulan plaformda sunuculuğunu Mehmeh Şahin' in yaptığı programda; Belediye Başkanı Şevket Yazkan, Kaymakam A. Aksoy ve Mehmet Yıldırım birer konuşma yaptılar. Özellikle Mehmet Yıldırım' ın ülke güvenliği konusunda Amerikayı eleştiren konuşması izleyicilerden büyük alkış aldı. Akşam namazından sonra Mehter Takımının gösterileri büyük beğeni aldı. Daha sonra sergilerin bulunduğu alana geçildi.Burada çeşitli resim sergileri bulunuyordu. Bunların arasında Muharrem Yorgancı' nın eçoğu hayatta olmayan büyüklerimizin yer aldığı resim sergisi en ço ilgiyi çeken kısım oldu. Muharrem Yorgancı' yı bu düşüncesinden dolayı tebrik ederiz. Geceki müzik etkinlikleride her zamanki gibi büyük ilgi çekti. Elimizde konserle ilgilki resim olmadğı için sizlere aktaramadık. Havai Fişek gösterleride tek kelime ile muhteşemdi. ABANA HABER   Şenliklerimize Katılan Müzik Sanatçılarının İsimleri : Haluk Levent Kıraç Ayşegül Aldinç Hatice Edip Akbayram Onur Coşkun Sabah Robert Hatemo Nadide Sultan Erkin Koray Yıldız Tilbe Burcu Güneş Gökhan Tepe Meral Mansuroğlu Seçil Mirkelam Ciguli Şükriye Tutkun Naşide Göktürk Yılmaz Morgül Metin-Eda Özülkü Ercan Turgut Mahmut Tuncer Zekai Tunca ... Devamı

05 08 2011

GİNOLU FESTİVALİ'NİN ŞANSLILARI

ÇATALZEYTİN BİR FESTİVALİ DAHA BİTİRDİ 30. Çatalzeytin Ginolu Gümüş Balık Festivali büyük coşku, neşe ve katılımla birlikte devam ediyor. Festival programı etkinlikleri bugün sona erecek. Serpil Arslantürk'ün sunduğu Cuma akşamı konser programında sırasıyla Ayhan Polatkan, Yavuz, Selim Demirci, Harun Ünlü, Soner Öz, Recep Bal ve gecenin assolisti İzel sahne alarak katılımcıları coşturdular. Cumartesi günü işadamlarına ve sponsorlara Belediye çok amaçlı salonunda kahvaltı verildi. Kahvaltıya katılan İlçe Kaymakamı Süleyman Yılmaz ve Belediye Başkanı Musa İhsan Uğuz Dernek başkanları, İşadamları, sponsor ve diğer katılımcılarla ilçenin geliştirilmesi ve kalkındırılması hakkında görüş alışverişinde bulundular. Yüzme yarışları etkinlikleri ise Ginolu plajında yapıldı. Büyük katılımın geçekleştiği Ginolu yarış etkinliklerinde en büyük ilgiyi ve heyecanı ördek kapma ve yağlı direk üzerinde bayrak kapma yarışması çekti. Yarışmada 100. Metre yüzme yarışmasında bayanlarda dereceye 1. Özge Güzelaydın, 2. Buse Başoğlu, 3. Hatice Bulut. 100 Metre yüzme yarışmasında Erkeklerde 1. Kemal İnce, 2. Ersin Güldür, Ferit Kılıç girdi. Dereceye girenlerden 1. lere 75 YTL ve Madalya, 2. lere 50 YTL ve Madalya ve 3. lere de 25 YTL ve madalya verildi. Yağlı direk yarışmasını Aykut Güzelaydın, Ördek kapma yarışmasını Özge Güzelaydın ve Paşa Yüksel, Plaj Voleybolu yarışmasını 1. Recep bal ve Efkan Yıldırım, 2. Kemal İnce ve Volkan Güzelaydın ve 3. Engin murat ve İdris Çelik alarak ödülleri katılımcılar tarafından verildi. Akşam tiyatro gösteriminde "Karın Ölmeden Asla" oyunu oynanarak sergilendi. Cumartesi akşamı sanatçılar Gökhan Tanrıverdi, Emin Usta, Fatih İnce, Enver Üstü... Devamı

05 08 2011

Rıfat Ilgaz ve Cide'si / Ali ŞAHİN

GÜNLÜKTEN YAPRAKLAR ALİ ŞAHİN ____________________________________________________________ RIFAT ILGAZ VE CİDE'Sİ Cide ve Rıfat Ilgaz... ikisini hep merak etmişimdir. Ama çeşitli sosyo-ekonomik nedenler elimi kolumu bağladı; ikincisi ile birincisinden önce tanıştırdı kader. Nerde? Bana kalsa Rıfat Ilgaz Ilgaz'la da görüşmem mümkün olmayacakmış; bereket devlet baba katkıda bulundu, özel araçları ile O'nu Cide'den alıp Kastamonu'ya bizi de Taşköprü'den alıp Kastamonu'ya götürdü de pek lüks beş yıldızlı bir otel olmasa da Kantar Palas'ta görüştürdü, kısıtlı da olsa. Buna sebep elbette ekonomik bağımlılık: çünkü kendi araçlarıyla bizi oraya taşıdığı için Onun izin verdiği oranda ya da kaçamak bakışlarla görüşebiliyorduk göz bağlarımızı araladığı ya da bizim gizliden gizliye merak ederek aralayabildiğimiz oranda. Cide'ye gelince.. Taşköprü Nire, Cide Nireydi benim için.. Zar zor edindiğim kötü Murat 131 ile Kastamonu'da şube müdürlüğü yaparken biraz kafa dinlemek istedik de çoluk çocuk öyle görebildik Cide'yi 1998 festivalinde.. Bu yıl 11. si olduğuna göre demek ki biz 3. süne teşrif etmişiz. Ilgaz'ın 5. ölüm yıldönümünde yapılan 3. festivale. Konuşmasında oğlu Aydın Ilgaz da babasının burada bir festival düzenlemesini çok istediğini "Babam sağken, Sarı yazma festivali düzenlenmesini istemişti. Festivalin Cide'nin ekonomisine ve gelişimine katkıda bulunacağına inanıyordu." Diye belirtti. O zaman traktör sürücülüğü deneyimimle Cide'nin o daracık yollarını korka korka kaç saatte kat ettiğimi şimdi tam anımsayamıyorum. Ama bir şeyi çok iyi hatırlıyorum: Böylesine b... Devamı

05 08 2011

Karadeniz'in en uzun sahili Cide

Karadeniz'in en uzun sahili Cide Mustafa ÖZDEMİR ____________________________________________________________________ Hababam Sınıfı'nın yazarı Rıfat Ilgaz'ın doğduğu yer olan Kastamonu'nun Cide İlçesi; kilometrelerce uzanan sahili, dağları, şelaleleri, muhteşem koyları, mağaraları, kanyonları ve yeşilin her tonunun rastlanabileceği ormanlarıyla keşfedilmeyi bekleyen bir cennet. Üstelik bu haftasonu, 11. Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali düzenleniyor. Kültürel ve sanatsal etkinliklerin ağırlıkta olduğu festival süresince, Türkiye'nin dört bir yanından gelen sanatçılar, usta yazarın anısına eserlerini sergileyecek. Cide'nin hangi isimle, ne zaman, nerede ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak bugüne kadar Gasgaslar, Paflagonyalılar, Henetler, Romalılar, Bizanslılar, Candaroğulları ve Osmanlılar bu bölgede yaşamış halklar. En erken kalıntılar Roma ve Bizanslılar'a ait .Güble ve Gilivri arasında bulunan Çoban Kalesi, Romalılar tarafından inşa edilmiş. Timle Kalesi ise Bizans dönemine ait. Gazallı, Okçu, Gideros, Akça, Karasu ve Hıdır bölgedeki diğer tarihi kaleler. Cide'nin adı Homeros'un ünlü eseri İlyada'da da anılıyor: "Erkek yürekli Pylaimenes komuta eder Paflagonyalılar'a, gelmişler yaban katırlarıyla ünlü Enetler'in yurdundan, Kitoros'ta, Sesamos'ta otururlar, Parthenios Irmağı çevresinde kurmuşlardır ünlü saraylarını, kentleri Kromna Aigialos, yüksek Erythinoi'dur..." Paflagonya kentlerinden Kitoros bugün Gideros denen sahil köyü. Kromna, Cide'nin 28 km. batısındaki Kurucaşile'nin, Sesamos ise şimdiki Amasra'nın Büyük İskender tarafından Kraliçe Amastris'e düğün hediyesi olarak verilmeden önceki adı. Aigialos d... Devamı

05 08 2011

10. Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali

10. Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivalinden İZLENİMLER... Ali ŞAHİN ____________________________________________________________ Şair Rıfat Ilgaz'ın: "Martıların düşürdüğü tohumdan/ Filizlendiğine inandığım kasabamız/ Yosun kokardı evleri/ Çarşıları midye kokardı/ Çekirdeği çölden gelen mesçitin/ Boy attığına şaşardım/ Bu deniz yüklü havada/ Nedense gelişemedi bir türlü/ En şirin yerine dikilen/ İrili ufaklı mezar taşları..." dediği kasabada, Cide'deyiz. "Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü" diye kendini tanıtan "mimli şair ve ünlü yazarımız" Koca Çınar Rıfat Ilgaz ölümünün 12. yılında, memleketi olan Kastamonu'nun Cide ilçesinde 8-9-10 Temmuz tarihlerinde düzenlenen ''10. Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali'' nde anıldı. "Cide, eski adı Agillius. Kraliçe Amastrist'in ölümünden sonra Kaytros, Sesamos ve Cramna şehirleri bilinmez bir nedenle 'yer ile yeksan 'ediliyor. Bu kentlerin köleleri kaçıp kurtuluyor. Şimdiki Cide düzlüğüne yerleşip Agillius'u kuruyorlar. ( MÖ 3. yy. ) Cide halkının çoğunluğu dışarda, ekmek parası peşinde. Cide, aynı zamanda Rıfat Ilgaz'ın da kasabası. Ölümünden önce gelip, doğduğu bu kasabaya yerleşti. Bir süre de burada yaşadı. Romanlar yazdı Cide ve Cideliler üzerine. Şimdi doğduğu ev yıkılmak üzere , umarız yıkılıp yokolmadan birileri sahip çıkar da unutturmazlar tarihlerini. Cide kocaman bir sahil şeridiyle başlıyor. Ilgaz ,Uzunkum koymuş adını. Cide 'sarıyazma'sını da ondan öğrendi Türkiye. Sarıyazma almak isterseniz limandan epey içerdeki şehir merkezinde bulabilirsiniz. Korunaklı bir limanı var. Karad... Devamı

05 08 2011

GÖKIRMAK

Geçmişten Günümüze Taşköprü'de Basın/ Ali ŞAHİN TAŞKÖPRÜ: Haftalık gazete.Tek Sayı / 30 Ağustos 1950. İlk sayısından sonra çıkmamıştır. Sahibi ve Mesul Müdürü: Şem'i DALAY; Mücadele Matbaası. Kastamonu. İlçenin ilk gazetesi. Başlık altında: "Halkın Dili, Hakkın Dili" Çarşamba günleri çıkar siyasi gazete olduğu yazılıdır.28x41 ebadında, fiyatı 5 kuruş. TAŞKÖPRÜ: Haftalık gazete. (6 Mart 1959- 22 Nisan 1960) Sahibi ve Mesul Müdürü: Ergin TÜFEKÇİ; Doğrusöz Matbaası. Kastamonu. Çarşamba günleri çıkar. 28x41 ebadında, 4 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 5 kuruş. TAŞKÖPRÜ'DE UYANIŞ: (5 Mart 1969- 5 Mayıs 1969) Sahibi: TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) adına; A. Cahit ARIKAN, Yazı İşleri Müdürü: Zeynel YURTSEVEN. Yenises Matbaası. Kastamonu. Başlık altında: "Genç fikirli demek, gerçek fikirli demektir. K. ATATÜRK" yazısı bulunmaktadır. 41x57 ebadında, 6 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 25 kuruş. GÖKIRMAK: Haftalık gazete. (13 Mart 1970- ../.. 1974).Sahibi: Mahmut ESKİ, Ziya SEZEN(Kısa bir süre sonra ayrılmıştır); Mesul Müdürü: Halit TERZİOĞLU. Yenises Matbaası. Kastamonu. Başlık altında: "Haftalık Siyasi ve kültürel gazete" yazısı bulunmaktadır. 35x50 ebadında, 5 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 25 kuruş. TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ: 15 Günlük gazete. (1 Ağustos 1975- ../../ 1988) Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Numan ÖZDEMİR. Yeni Kastamonu Matbaası. Kastamonu. Başlığın altında: "Siyasi ve Kültürel gazete. 15 günde bir Cuma günleri çıkar" yazılıdır. 308. sayıdan itibaren gazete el değiştirmiş, Numan ÖZDEMİR, gazeteyi Eczacı Metin BAKIRCI'ya devretmiştir. İlçenin en uzun öm... Devamı

05 08 2011

2006 YILINDA KASTAMONU VE İLÇELERİNDEKİ FESTİVALLERDEN GÖRÜNTÜLE

2006 YILINDA KASTAMONU VE İLÇELERİNDEKİ FESTİVALLERDEN GÖRÜNTÜLER, HABER VE İZLENİMLER >>>>> Rıfat Ilgaz festivalle anıldı MİNE ÖZGÜR _______________________________________________________ KASTAMONU - Kastamonu'nun Cide ilçesinde bu yıl 11'incisi düzenlenen Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Festivali'ne çeşitli kentlerden binlerce kişi katıldı. Konserler, paneller, sergiler, yarışmalarla renklenen festival pazar günü sona erdi. Festival 7 Temmuz Cuma günü Rıfat Ilgaz Evi'nin önünde toplanan yüzlerce kişinin katıldığı ''Festival Yürüyüşü'' ile başladı. Festivale İstanbul CUMOK'tan 60 kişilik bir ekip de katıldı. 'ÖZÜR DİLİYORUM' Atatürk büstüne çelenk konulmasının ardından, Cide Kaymakamı Mustafa Ayhan , Belediye Başkanı Nejdet Demir , CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım , Rıfat Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz birer konuşma yaptı. Yıldırım, ''Rıfat Ilgaz yaşayan bir ölü olmadı. O, ölümünden sonra da yaşayan bir dâhidir. Ne yazık ki yaşamı hapishanelerde ve sanatoryumlarda geçti. Türkiye adına ondan özür diliyor, milletvekili olarak önünde saygıyla eğiliyorum'' dedi. Hababam Sınıfı ve Sarı Yazma Resim ile Kemal Ürgenç Karikatür Sergisi'nin yer aldığı programda, Cideli öğrencilerin Sarı Yazma oyunu ve Gürcistan Halk Dansları Ekibi'nin gösterisi ilgiyle izlendi. Festivalin ikinci günü Türk Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Enver Ercan , şair Mustafa Köz ve şair Sadık Albayrak 'ın konuşmacı olarak katıldığı ''Rıfat Ilgaz'ın Şiiri'' konulu panel gerçekleştirildi. ''Kumdan Betona ve Cideli Çocukların Öyküsü'' adlı ''Doğaçlama Ç... Devamı

09 05 2011

Saldırıdaki hedef çelişkisi

  Gazeteport / Kastamonu`da çarşamba günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın mitinginin ardından Ankara`ya dönüşe geçen Ak Parti ve Başbakanlık görevlilerinin bulunduğu konvoya, Ilgaz Dağı`nda bomba ve uzun namlulu silahlarla saldırarak polis Recep Şahin`i şehit eden, Metin Kuş`u da yaralayan terörist gruba yönelik operasyon devam ediyor.   PKK saldırıyı üstlenirken, bunun Başbakan Erdoğan`a yönelik olmadığı ve polisleri hedef aldığına ilişkin bir açıklama yaptı.   Bölücü örgütün kendisine yakın internet sitelerine yer alan açıklamasında, saldırının polisleri hedef aldığı belirtilerek, "Ne sivillere, ne de Başbakan`a yönelik herhangi bir girişimimiz olmamıştır" denildi.   Saldırının, PKK`nın Tunceli bölgesine bağlı `Kemal Pir` adlı eylem timi tarafından yapıldığı ve Güneydoğu`da polisin uygulamalarına `misilleme` olduğu da bölücü örgüt açıklamasında yer aldı.   HEDEF BAŞBAKAN DEĞİLDİ Kastamonu Valisi Erdoğan Bektaş ise saldırıyla ilgili olarak `Başbakan`ın konvoyu niyeti ve bilgisiyle olmadığı` şeklinde olduğunu söyledi.   Vali Bektaş, "Ilgaz`da olan nedir diye sorulduğunda bunun bir terör olayı olduğunu söyleyebiliriz." diyerek, şöyle konuştu: "Son haftalarda sık sık gündeme geldiği gibi terör örgütünün Karadeniz açılımı çerçevesinde Giresun, Ordu, Sinop, Boyabat ve yavaş yavaş Kastamonu`ya ulaşan bazı hareketlenmeler olduğunu biliyorduk. Bize ulaşan bilgiler 5 -6 kişilik terörist grup Sinop, Çorum ve Kastamonu`da muhtelif yerlerde görüntü veriyor. Geçen Boyabat`ta eyleme teşebbüs ettiler. Dünkü eylemi de aynı g... Devamı

09 05 2011

ÇILGIN PROJE VE GERÇEKLER‏

ÇILGIN PROJE VE GERÇEKLER‏    Beni bu köşede hep tozların etkileri veya meteoroloji ile ilgili haberler ile tanıdınız. Ama benim asıl uzmanlık alanım deniz bilimleridir. Uzmanlığım da Türk Denizleri özellikle de Marmara Boğazlar ve İstanbul Haliç'i dir. Yani bu konularda uzmanım, konuşabilirim hem de göğsümü gere gere.   Şimdi gelelim en son proje önerisine. Size çok basit dilde anlatayım. Karadeniz'i bir tatlı su havuzu olarak düşünün. Nedeni de basit çünkü bu havuza giren tüm sular (nehir veya yağmur suyu) tatlı su. Peki o zaman Karadeniz neden tatlı su havuzu değil? Çünkü Çanakkale ve İstanbul Boğazı altından gelen ve belirli eşikleri belirli rüzgar koşulları altına aşan tuzlu ve de dolayısı ile yoğun Akdeniz suları Karadeniz’i bugünkü tuzluluk seviyesine getirdi. Geçmişi o kadar da taze ki en son hali 3500 senelik ve bildik tarihi de 12.000 senecik.   Durduk yerde neden Karadeniz havuzu diyorum değil mi?  Karadeniz'i az tuzlu bir havuz diye düşünün hem de Akdeniz'den ortalama 30 cm yüksek. İşte bu nedenle bu havuzun fazla suyu Boğazlardan akar  durur ama havuza giren su belli ve doğanın açtığı bu kısıtlı musluktan çıkan su belli. Yani Karadeniz havuzunu boşaltan bir musluk vardı. Ama doğanın yarattığı bir musluk ve dengesini ancak son 3500 senedir sürdüren bir musluk.     Şimdi siz bir ikinci musluk takmayı planlıyorsunuz hem de 25 metre derinlikte, yani musluk sadece Karadeniz'in suyunu Marmara'ya akıtabilecek ama alttan girmesi gereken su bu yeni kanala giremeyecek. Doğanın dengeleri bozulacak ve ne olacak?     Ne olur biliyormusunuz, ah keşke bilebilsek.     Ama her ne olursa hiçbir zaman geri dönüşü o... Devamı

24 03 2011

"Av Mevsimi" filminin galası yapıldı

"Av Mevsimi" filminin galası yapıldı Yavuz Turgul'un yönettiği, Şener Şen, Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Melisa Sözen ve Okan Yalabık'ın rol aldığı ''Av Mevsimi'' filminin galası yapıldı. AA İstanbul- Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde düzenlenen galada, Şener Şen, Cem Yılmaz, Melisa Sözen, Okan Yalabık ve diğer oyuncular, basın mensuplarına görüntü verdi. Yavuz Turgul'un, ''Gönül Yarası''ndan 6 yıl sonra hayata geçirdiği projesi, ''Av Mevsimi'', Türkiye ile aynı tarihte Almanya, Hollanda, Avusturya, Fransa, Belçika ve İngiltere'de de seyirciyle buluşacak. Görüntü yönetmenliğini Uğur İçbak'ın yaptığı filmin, sanat yönetmenliğini Sırma Bradley üstlendi. Kostümlerine Gülümser Gürtunca'nın imza attığı filmin müzikleri ise Tamer Çıray tarafından hazırlandı. ''Av Mevsimi''nin diğer rollerinde ise Rıza Kocaoğlu, Mustafa Avkıran, Nergis Çorakçı, Mahir İpek, Emine Umar ve Bartu Küçükçağlayan gibi, hem genç hem de deneyimli isimler yer aldı. Güçlü kadrosuyla öne çıkan filmin konusu özetle şöyle: ''Tecrübesi, sezgileri ve takipçiliğiyle tüm teşkilatın 'Avcı' olarak bildiği Ferman ile yalnızca bakışlarıyla bile lakabının hakkını veren 'Deli İdris' cinayet masasında görevli, baba-oğul kadar yakın iki polistir. Antropoloji mezunu, sessiz sakin Hasan ise bu ikiliye yeni katılmış bir 'Çömez'dir. Öldürülen genç bir kız onları uyuşturucu taciri Asit'le, Türkiye'nin en zengin adamlarından Battal Çolakzade'yle, kızın ağabeyleri Abbas, Vakkas ve daha birçok farklı insanla karşı karşıya getirecektir.'' Fil... Devamı

24 03 2011

TARİH YAZILIRKEN TARİHİN DİYALEKTİĞİNİ ISKALAMAK

TARİH YAZILIRKEN TARİHİN DİYALEKTİĞİNİ ISKALAMAK   Av. Hüseyin Özbek İstanbul Barosu Genel Sekreteri        Kitleler çoğu kez yaşanılan toplumsal, siyasal sürecin arka planını anlamakta zorlanır. Yaşanılanlar tarih olduktan sonraysa yapılacak bir şey kalmaz. Geçmişi kitaplardan okuyup belleğine eksiksiz kazıyan insanoğlu yaşananların nedenlerini ve olası sonuçlarını algılamakta nedense aynı feraseti gösteremez.      Emperyalizm Türkiye’de başlattığı değişim dönüşüm operasyonunun başarılı sonuç vermesini arzulamaktadır. Medya illüzyonuyla topluma şırıngaladığı psikokültürel narkozun etkisinin operasyon tamamlanıncaya kadar geçmemesini istemektedir. Türk halkının feraset testinden sınıfta kalıp kalmayacağı verilen narkozun etkisinden kurtulup kurtulamamasına bağlı görülüyor.        Türkiye’nin tabi tutulduğu değişim-dönüşüm operasyonunun paragraf başlıklarına kısaca göz atalım: Ulus devlet niteliğinin çözülmesi, siyasi coğrafyanın küçülmesi, millet bilincinin dağıtılıp etnik ve mezhepsel kompartımanlara bölünme, geleceğe yönelik ortak hedeflerden vazgeçilerek özgür ülkenin yurttaşlığından amaçsız sürüye dönüşümün tamamlanması.      Yukarıda çizilen panorama göz önüne alınmadan Türkiye’de yaşananlar anlaşılamaz. Bulunduğu coğrafyada hiçbir iddiası kalmamış, kaderini ve geleceğini belirleme iradesini kaybetmiş, emperyal sistemin verdiği rolü itirazsız benimseme psikolojisinin yönetimden başlayarak tüm halkı etkisi altına alması için adeta toplu hipnoz seansı yapılmış gibidir.       Tarih bize de... Devamı